Umutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Umutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.06.2015

Beni ... delirttiniz!

Güzel bir pazar sabahı. Uzak gelecek için umudu olan, yakın gelecek için umutsuz biri. O biri benim. Çünkü seçim sonuçlarının kimseyi tatmin etmeyeceğini biliyorum. En azından beni. Meclisteki partileri de tatmin etmeyecek, Onlar hep tatminsiz, daha fazla maaş için o koltukları işgal ettiklerini düşünüyorum. Ve de  saygınlık kazanmak için halkının çoğuna saygı duymadığı. Beni halk seçti diyecekler çünkü. Saygıyı yasa ile de sağlayabilirler, belki de yapıyorlardır, İnsan yönetmesi için seçtiği kişileri önce sevmeli, özellikle de Cumhurbaşkanı'nı ülkenin her kesiminin içine sinmeli yani. Mesela herkesin sevdiği, belkide şimdiki çocukların bir çoğunun bilmediği Barış Manço gibi. Milletvekili adaylarının çoğunu halkın seçtiğinden de kuşku duyuyorum. Düşüncem de haklı olabilirim haksız da.

Hiç kimsenin seçimlerin demokrasiye uygun olduğunu da söyleyemez, darbeden kalma seçim barajı varken. Halkın tamamın temsil edilmediği bir mecliste milletvekilleri de demokrasiyi ve insan haklarını ağzına alırken düşünmelidir bir kez daha. Seçim barajı ayrı bir felaketten bugüne kadar gelmesi yine meclisteki partilerin işine gelmiştir veya kaldırmak için yeterince çabalamamıştır..

Meclisteki partilerden en azından birinin AB'ye girmiyoruz, Nato'dan çıkacağız. Amerikan üslerini kaldıracağız demesini çok isterdim. Bu bizim bağımsız olmadığımızı gösterir. Amerikan üslerinin, Nato askerlerinin olduğu bir ülke de seçimin galibini de genelde sonuçlar değil dış ses belirler. Bu çerçevede yakın gelecekten umudum olmaması gayette normaldir.

Gece, George Orweel'in 1984 kitabına başladım önsözün de farklı, "aykırı düşünen buharlaşır, söz gelimi günce tutmak bile tehlikeli bir suçtur. Düşünce polisi sürekli ensenizdedir ...." diye devam ediyordu. Gerisini merak edin de kitabı okuyun. Biz de henüz düşünce polisi yok. Umarım olmaz, buharlaşmaya gerek yok..

Seçimler hakkında bu kadar yazı yeter. Bu sabah İzmir de hava tam bana göreydi. Saat yediyi geçiyordu bisikletle evden çıktığımda, daha sonra kuzenim geldi. Bisikletlerle vurduk yollara, yol bizi götürdü İnciraltı'na. Oturduğumuz yerden İnciraltı'nın 24 km olduğunu öğrendim. Bisiklete yeni ısınmaya başlayan biri olarak iyi yol dönüşü de sayarsak 48 km. İnciraltı çok güzel olmasına rağmen, bizim insanlarımız da bir o kadar pis. Ne kadar güzel bir yerde yaşadıklarının farkında değiller. Çöp kovalarının çokça olmasına karşın yerler de çöpler, çimlerin üstü pet bardak, peçete... Sonra da belediye iyi çalışmıyor diye sızlanırlar, hemen de şu söze sığınırlar. Belediyenin temizlik işçileri işsiz kalmasın. Belediyelerin temizlik işçileriyle her gördüğüm yerde selamlaşırım, çünkü o insanlar (ne kadar aldıklarını bilmiyorum ama belkide asgari ücretle) en az bir öğretmen bir doktor kadar kutsal bir iş yapıyorlar. Doğaya, yaşadığı çevreye ve kendisine saygısı olmayan insanların, pislettiği sokakları, caddeleri, parkları temizliyorlar..

...
Siz yere çöp atmayın. Merak etmeyin belediye işçileri işsiz kalmaz...

Oyları kullandık bir çoğumuz, Ve muhtemelen bir çoğumuz nasıl olur yine diyecek. Beni yine onlar delirticek, iyisi mi şimdiden delireyim, isteyen olursa arkadan eşlik eder.

   
Not: Bir gün, durduramayacaklar halkın çoşkun akan selini!

Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com