Umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.05.2016

Tanrı intihar etmeli!

"Ben tanrı olsam intihar ederdim." Bu sözü internette dolanırken, duvar yazısı olarak gördüm. Bence var ise, kim ise tanrı intihar etmeli. Bizi savaştırdığı için, ayrıştırdığı için, korkuttuğu için, tanrı intihar etmeli.

Gece Beşiktaş şampiyoluğunu ilan etti. Bence hak ettiler. Hak edilmeyen şeylerde var. Mesela İzmir kulüpleri yok olmayı hak etmiyor. Ama koca koca çınarlar yok olup gidiyor.

Beşiktaş taraftarlarının sevinç gösterileri bitince balkona çıktım. Evimizin önünde havuz var. Belediye yapmıştı. İşte icraat olsun. Gözlemlerime dayanarak bu icraatların, seçim zamanları hizmet, seçimlerden sonra halkta bir hezimet olarak döndüğünü söyleyebilirim. Çünkü genel de en gereksiz olanları ilk yapılır. Bu evimin önünde bulunan havuz bana, insanların ne kadar pis ve cimri, çıkarcı olduğunu gösterdi. Havuz temizlenirdi, çok sık olmazdı ama temizlenirdi. İki gün sonra pet şişe, pet bardak, poşet, dondurma çubukları, cips paketleri görülmeye başlar ve havuzun rengi sarıya dönerdi. Hiç görmedim ama bazen havuza işediklerinden bile süphelenirdim. Belediyenin yanındaki berber dükkanı, su gitmesin diye bu havuzdan kova ile su alır, yerleri bu su ile paspaslardı. Havuzun yanındaki büfe, yazın etrafı serinletmek için bu suyu kullanırdı. Ben içten içe "bu kadar olmaz" derdim. Yazın havuz suyunu kullandıkları için su çabuk biter. Belediye tankerle su getirip havuzu doldurur ve etrafta bulunan ağaç ve çiçeklere su verirdi.

Bu havuzun suyunu en çok kullanan sokak köpekleriydi. Buradan su içerler, çok sıcak havalarda suyun içine girip serinlerlerdi. Belediye sokak hayvanları için su içme yeri yapmıştı, su azalınca doluyordu. Fakat az sayıda olsa da, içinde su varken görmedim veya bana denk gelmedi. Belki bakma ihtiyacı duymadım.

Köpeklerden çok korkardım. Bu korkumu birçok kişeye göre geç yendm. Bu korkumun hastalığı bol olan bir çocukluk geçirmem ile bağlantılı, anne evhamı yüzünden  olduğunu(Asıl evhamlanılması gereken, korkulması gerekelelere bir şey yapamadılar.), düşünce işleri bakanlığım da onayladı.

 Akşam ilk defa yolu bizim evin önüne düşen, buralardan olduğu kulağındaki mavi, ismini bilmediğim küpemsi şeyden anlaşılan bir köpek geldi. Hangi hakaret kelimesini kullansam, hakaret için kullandığım kelimeye bile hakaret teşkil eden şahsiyette biri bu köpeğe çarpmış, bir diğer ihtimal bu köpeği eşdeğer şahsiyette biri fena dövmüş, olmasını istediğim ihtimal ise köpeğin hastalığı yüzünden ön sağ ayağının kesilmiş olmasıydı. Havuzdan su içmek istedi, tek ayağıyla içmeyi başaramadı. Havuzda az su vardı, yetişemedi. Yoldan geçen kimse de yoktu, olanlar ise yolun karşısındaydı. Havuzdan su içemeyince,  insanların yoğun olduğu yolun karşısına geçti ve kaldırımın ortasına "ben de varım" der gibi yattı.

Annemden bir kap istedim, mutfaktan su doldurdum ve aşağı indim. Yolun karşısına geçtim, suyu önüne bıraktım. Sudan biraz içti, anlam veremediğim bir şekilde ağzını suyun içine soktu, burun deliklerinen nefes vererek suda baloncuklar oluşturdu. O bunları yaparken, ben kaldırımda oturuyordum. Daha sonra yanıma gelip yattı. Beş altı dakika sevdim. Giderken havuzdan kaba su doldurdum. Havuzun kenarına bıraktım. Apartmanın kapısına kadar benimle geldi. Kapıyı kapatırken gözlerine baktım. Değişik bir şekilde parlıyordu. Hani kışın haberlede, doğuda yollar kapalı olduğu için, kar içinde okula ulaşmaya çalışan, gözleri parlayan öğrencileri gösteriyorlar ya tıpkı onlar gibiydi. Aklıma ilk gelen bu oldu... Bu parıltıların sebebi, yüreklerindeki umudun gözlerine yansımasıydı.

Çok kötü yaratıklar olduğumuzu biliyorum. Düşünebiliyoruz ama en çok kötülüğü, kolayımıza geliyor. Kendi türünün engellisini rahat yaşatmak için elinden geleni yapan, başka canlıları engelli bırakıp terkeden, hatta kendi türünden başka canlı türlerine ilgi duyan tek canlı insanoğlu. Tanrı intihar etmeli, bu kadar kötü varlıkları yarattığı için . Tanrı intihar etmeli, ben değilim, kim ise söylemesin intihar etsin. İnsanlara acı çektirenler yüzünden, hayvanlara, doğaya acı çektirenler yüzünden artık yaşadığımız her şeyin sorumlusu olan, yalnızlığından dolayı bizim birbirimizi öldürmemizi izlemekten zevk aldığını düşündüğüm  tanrı intihar etsin.
Savaşmayalım, ayrışmayalım, korkmayalım, birbirimize acı çektirmeyelim, rahat bir nefes alalım.
Share:

7.06.2015

Beni ... delirttiniz!

Güzel bir pazar sabahı. Uzak gelecek için umudu olan, yakın gelecek için umutsuz biri. O biri benim. Çünkü seçim sonuçlarının kimseyi tatmin etmeyeceğini biliyorum. En azından beni. Meclisteki partileri de tatmin etmeyecek, Onlar hep tatminsiz, daha fazla maaş için o koltukları işgal ettiklerini düşünüyorum. Ve de  saygınlık kazanmak için halkının çoğuna saygı duymadığı. Beni halk seçti diyecekler çünkü. Saygıyı yasa ile de sağlayabilirler, belki de yapıyorlardır, İnsan yönetmesi için seçtiği kişileri önce sevmeli, özellikle de Cumhurbaşkanı'nı ülkenin her kesiminin içine sinmeli yani. Mesela herkesin sevdiği, belkide şimdiki çocukların bir çoğunun bilmediği Barış Manço gibi. Milletvekili adaylarının çoğunu halkın seçtiğinden de kuşku duyuyorum. Düşüncem de haklı olabilirim haksız da.

Hiç kimsenin seçimlerin demokrasiye uygun olduğunu da söyleyemez, darbeden kalma seçim barajı varken. Halkın tamamın temsil edilmediği bir mecliste milletvekilleri de demokrasiyi ve insan haklarını ağzına alırken düşünmelidir bir kez daha. Seçim barajı ayrı bir felaketten bugüne kadar gelmesi yine meclisteki partilerin işine gelmiştir veya kaldırmak için yeterince çabalamamıştır..

Meclisteki partilerden en azından birinin AB'ye girmiyoruz, Nato'dan çıkacağız. Amerikan üslerini kaldıracağız demesini çok isterdim. Bu bizim bağımsız olmadığımızı gösterir. Amerikan üslerinin, Nato askerlerinin olduğu bir ülke de seçimin galibini de genelde sonuçlar değil dış ses belirler. Bu çerçevede yakın gelecekten umudum olmaması gayette normaldir.

Gece, George Orweel'in 1984 kitabına başladım önsözün de farklı, "aykırı düşünen buharlaşır, söz gelimi günce tutmak bile tehlikeli bir suçtur. Düşünce polisi sürekli ensenizdedir ...." diye devam ediyordu. Gerisini merak edin de kitabı okuyun. Biz de henüz düşünce polisi yok. Umarım olmaz, buharlaşmaya gerek yok..

Seçimler hakkında bu kadar yazı yeter. Bu sabah İzmir de hava tam bana göreydi. Saat yediyi geçiyordu bisikletle evden çıktığımda, daha sonra kuzenim geldi. Bisikletlerle vurduk yollara, yol bizi götürdü İnciraltı'na. Oturduğumuz yerden İnciraltı'nın 24 km olduğunu öğrendim. Bisiklete yeni ısınmaya başlayan biri olarak iyi yol dönüşü de sayarsak 48 km. İnciraltı çok güzel olmasına rağmen, bizim insanlarımız da bir o kadar pis. Ne kadar güzel bir yerde yaşadıklarının farkında değiller. Çöp kovalarının çokça olmasına karşın yerler de çöpler, çimlerin üstü pet bardak, peçete... Sonra da belediye iyi çalışmıyor diye sızlanırlar, hemen de şu söze sığınırlar. Belediyenin temizlik işçileri işsiz kalmasın. Belediyelerin temizlik işçileriyle her gördüğüm yerde selamlaşırım, çünkü o insanlar (ne kadar aldıklarını bilmiyorum ama belkide asgari ücretle) en az bir öğretmen bir doktor kadar kutsal bir iş yapıyorlar. Doğaya, yaşadığı çevreye ve kendisine saygısı olmayan insanların, pislettiği sokakları, caddeleri, parkları temizliyorlar..

...
Siz yere çöp atmayın. Merak etmeyin belediye işçileri işsiz kalmaz...

Oyları kullandık bir çoğumuz, Ve muhtemelen bir çoğumuz nasıl olur yine diyecek. Beni yine onlar delirticek, iyisi mi şimdiden delireyim, isteyen olursa arkadan eşlik eder.

   
Not: Bir gün, durduramayacaklar halkın çoşkun akan selini!

Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com