Bir İzmirlinin Kaleminden
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.04.2017

Dünyaya Gururla Bakanlara...


Gururla Bakıyorum Dünyaya

çünkü isyan bıçağıdır böğrüme saplanan sancı
çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum
ve kederin
ve solgun yüzlü işçilerin üzerine
dağbaşlarının hırçınlığı savruluyor benden.
çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin
çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak
miting afişleri
cesur pankartlar
ve binlerce militan
derin denizlerin aydınlığı
zorlu sabahlar
gökyüzü ve lâle
sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata.

çünkü ben sevdiğim kızı
yaşamak gibi
halkım gibi sevdiğim kızı
/ki şiirini yazamayan
ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi
binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi
zincirlere vurulan
savaşlara yollanan
vergilere bağlanan halkım gibi
felç ofmuş yalnızlıklara bırakarak
büyük acıların ve gözyaşının içine bırakarak
şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı
devrim türkülerini
ve başkaldırmayı öğreten dudaklarını
bir kere olsun öpemeden
bir kere olsun tutamadan kaygısızca
serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini
hatta boynunu ve ayak bileklerini
bilemeden bilemeden bilemeden
vurdum yüreğimi şanlı kavgaya
barışın ve özgürlüğün dağlarına yürüyorum işte
/yiğitsen uslandır beni
ey yasakların
kahpeliğin
ve soygunların koruyucusu
türkü çağıran kızlarımı sustur
ve kahraman oğullarımı,
mezar kaza kaza kederli, kızgın
tohum serpe serpe hünerli
ve sömürüle sömürüle bomboş
ve açlığın
ve zulmun izlerini
derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
mavzerlere sarılan ellerimi
zincirlere vur gücün yeterse.
ama adına yaşamak dersen
ot gibi, saman gibi yaşamak dersen
bir solucan gibi yerlerde sürünerek
ezilerek
horlanarak
sömürülerek
re-zil-ce

çatlayan tomurcuğun
doğan çocuğun çığlığını duymadan
gül benizli sevgilinin
titreyen göğüslerini öpmeden doyasıya
korka korka
yana yana
her gün biraz daha derinden
her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü
aç ve arkasız
köpekleşerek
yaşamak dersen
bu yürek
çat diye çatlasın be!
gelgelelim parlayan güneşi
emekçi halkların
kahraman halkların güneşini
şehvetle içine dolduran toprak
şimdi sımsıcak
şimdi ulaşılmaz
şimdi olgun meyvalarla dolu
bahar bahçelerini salmaktadır dünyaya,
ve gül benizli sevgililerin dudaklarında hayat
bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır,
bıçak kemiğe dayandığı
ok yaydan fırladığı için değil
/bu bezirgan saltanatı
bu zulum bitsin diye

ağaran günler için
yeni bir dünya uğruna
yüzlerinde cesaretin onuru
ve imanlı gücü dövüşen dünyanın
emperyalizme karşı dövüşen dünyanın
ve ölüme
gülerek koşan genç savaşçıların
al bayrakları dalgalansın
dalgalansın dalgalansın
kinle boğuşan yorgun yüreği
aydınlansın diye anamın.
felaketler geçirmiş anamın
dişleri dökülmüş kederli ağzı
ağlamaya hazır gözleri
safrası
ve sonsuz
ve dağlar eriten sabrı,
merhameti
yani bir bütün halinde insanlığımız
yunsun, arınsın diye duru pınarlarda
alın terinin namusu kurtulsun diye
kurtulsun diye sıcak somun
acı soğan
ve çiçekli basmalar
ahdettik
vefa ettik
kelle koyduk
ölen ölür dostlar
düşmanlar heyy
kalan sağlar
….
..
Orhan Kotan

Paylaş:

29.03.2017

Korku

Uzun zamandır yazmıyordum, daha doğrusu askerde olduğum için yazamıyordum. 18 günüm kaldı. Yaklaşık 150 gündür askerlik yapıyorum, ne kadarına askerlik denirse...

Bir çok insanla tanıştım bu nasıl komutan olmus dediğim insan da oldu. Yüzüne karsı sen nasıl üniversite okudun dediğim insan da oldu önyargılarından dolayı. Çok yakın olduğum insanlar da var uzak durduklarım da hayat gibi çalışıyorsun sadece karşılıksız. Nereden bakarsanız bakın askerlik zor.

Gelelim yazmama neden olan olaya ;

Haberlerde RTE'nin üniversiteye ziyarete gittiğinde öğrencileri üniversiteye almadıklarını izleyip okumuştum da yaşayacağım aklımın ucundan gecmezdi. Sen Esenlere gel, evet mitingi düzenle,   helikoptere binmek için eskortla kışlaya gel , o sırada çarsıdan dönen askerler güvenlik nedeniyle nizamiyede bekletilsin kışlaya sokulmasın. Bu neyin korkusudur?

Bir ülkenin yöneticisinin kendi askerinden korkması, öğrencisinden, işçisinden korkması... Öğrenci olup kampüse alınmasaydım bu kadar koymazdı belki . Zorla yapılan bir görev için, üstelik devlet için yapılan bir görev için işi gücü, sevdiklerimizi, memleketi bırakip gelmişken kışlaya alınmamak bana koydu.

Bu günlerde çok küfür etmeye başladım, bir küfürde tüm hak edenlere gelsin..

Paylaş:

23.10.2016

Hayal Ürünü KHK'lar


Temsilcilik tarafından çıkarılan khklar sonucunda olanlar.

Alın teri ile yaşayanlar köle ilan edilmiştir. Artık memurlar işini bilip yolunu bulacaktır. Yolunu bulamayanlar atılıp, yerine iş bilen, yol bulan memur alımı yapılacaktır.
İhaleye fesat karıştırmak suç olmayıp, her şirket bünyesinde üç fesat karıştırıcı çalıştırabilecek. İsteği doğrultusunda bir yabancı hakkıyla toplamda dört fesat karıştırıcıyla ihaleleri alabilecektir.
Kara para ak para fark etmeksizin helal sayılacak, Para helalleştirme merkezlerinde %7 komisyonla paranız helal olacaktır.
Dini devlet işlerine alet etmemek suç olup, memurlara her gün cuma kılmaları için izin verilecektir.Hac döneminde meclisin kapanmasına  karar verilmiştir.
Alın terinin ne olduğunu bilmeyen, kağıt arası, tapu üstü, ruhsat arası para alan noterlerin aldığı her para helal olacak, değerli kağıtların değeri artacak.
Taşı sıkıp suyunu çıkarmak gibi atasözlerini söyleyenler atalıktan men edilip, bonservis bedeliyle birlikte ABD'den ata ithal edilecek.
Çok paranız varsa ve ne yapacağımızı bilmiyorsanız  alo babacım hattı size 7/ 24 hizmet verecek görüşmeler kayıt altına alınmayıp geri zekalı konumuna düşme gibi bir sıkıntınız olmayacak.
Ayakkabı kutusu yapımı meslek haline gelip, ayakkabı kutularının içinde para sayma makinesi ile birlikte satılacak.
Duvarlara yazı yazmak yasak olup, Fabrikalar tarlalar her şey halkın olacak değil, her şey egemenlerin olacak.
Vergisini ödemeyip kaçıran big bosslara vergi affı yapılacak, ödeyenler ödedikleriyle kalacak.
Tefecilik yasal olup, bankaların tefecilerle iş birliği yapmasının önü açılacak, bankaya borcu olanlara banka onay verdiği taktirde tefeci topuklara sıkacak.
Her türlü yolsuzluk dolandırıcılık yasal olacak vergilendirilmesi 18% olup olaydan itibaren 3 iş günü içinde ödenmemesi durumunda faize tabi tutulacak. yolsuzluğun içinde temsilci ya da çocuklarının ismi geçiyorsa vergi ve faiz işlemi yapmadan parayı alacak.
Helal sigorta ile öte tarafta cennetten yerinizi garantiye alacaksınız.
Kumar yasal olup öncelik temsilci çocuklarına verilecek. Kumarhaneler bankalarla anlaşmalı olup Yurt genelinde atmlerden kumar oynanabilecek.
Milletin a.... koymak yasal olup, müteahhit lisans programları açılıp  nasıl daha iyi koyma işlemi yapılır bilimsel ortamda araştırılacak ve bu yönde eğitim verilecektir.
Halkını kandırmayı reddeden temsilciler  ifşa edilip, yargılanacak, temsilciler halkı kandırmak oyalamak ve dikkatlerini başka yere çekip vergileri paylaşmaktan sorumlu olacak.
Sendika, stk binaları kapatılıp yerine AVM yapılacak sendika ve ayaklarda faaliyetlerde bulunanlar cezalandırılacak.
Adalardan sonra baklava ve kahve de Yunanistan'a bırakılacak, yıllardır AB'ye giremeyen ülkeye bizzat AB girecek.
Rakı ve kitap gibi halkı ayıltacak her türlü araçlardan ek vergi alınacak. Vergilerle dogmalar beslenecek. Meyhaneler ve kitapçılarla mücadele dernekleri kurulup, içen, okuyan nesil kontrollü şekilde yok edilecek.Bu kapsamda İzmir proje ohal bölgesi ilan edilecek, kordon çimlerinde oturup içmek, yasaklanacak.

Son maddeden sonra İzmir'de yaşananlar
Alkol satış yasaklanınca Kepenkleri indiren tekel bayiler ve alkol satışı yapan yerlerin sahipleri Gündoğdu meydanında açlık grevine başladılar, yaptıkları basın açıklamasında mücadelelerinin zafere kadar süreceğini söyleyen esnaflar terörle mücadele ekipleri tarafından tutuklandılar. Tv'de alkolden sorumlu temsilci yaptığı açıklamada "Alkol terörüne izin vermeyeceğiz, İzmir ciğerlerini temizliyor, türüne bakılmaksızın tüm alkol içeren şeyler kolonyasına kadar toplatılacak" dedi. Alkol bulamayan İzmirliler köylere akın etti. Komün yaşamını seçen bir grup yasaklardan bir süre sonra mavi kuş üzererinden "arpamızı ekiyoz biramızı alıyoz, Yanda bağımız var iyi şarap veriyor, rakı üzerinde çalışıyoz, her akşam köy kahvesinde kadınlı erkekli içiyoz, Beraber çalışıyoz, beraber içiyoz." açıklaması yaptı. Temsilcilerin ve kuvvetlerinin ne yapacağı bilinmiyor.

Not: Bu yazıda geçen olay, kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup, gerçekle bir ilgisi yoktur.


Paylaş:

13.09.2016

Eylül

Eylül, yazın bitip sonbaharın başladığı anlamına gelen aydır. Yüreklerimizde, sonbahara geçmeden kışa geçtiğini de gördük.

Eylül ayı politik tarihimizde de önemli yer kazandı.

Dünya 1 Eylül'ü Barış Günü olarak kutluyor. Neden olan olay ise 1 Eylül 1939'da Nazi Almanya'sının İkinci Dünya Savaşını başlatması. 50 milyon ölüye, milyonlarca yaralıya neden olan bu savaşın başlangıç günü olan 1 Eylül, 1950 yılında "Dünya Barış Günü" olarak kutlanmaya başladı.


Eylül Kurtuluştur.
Eylül ayının ilk günleri İzmir'de kurtuluş günleridir.
9 Eylül 1922'de, İzmir düşman işgalinden kurtulmuştu. 9  Eylül aynı zamanda 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarılan Yılmaz Güney'in 1984 yılında hayatını kaybettiği gündür.

Amerika boş durmayı sevmez. 
11 Eylül 1973'te ABD'nin desteği ve onayı ile uluslararası tekeller ve emparyalist işbirlikçiler, marksist başkan Salvador Allende devrip, Genarel Pinochet'in iktidara getirmiştir. Dünyanın seçimle gelmiş ilk sosyalist hükümeti devrilmiş, yerine 17 yıl sürecek bir diktatörlük gelmiştir.
 11 Eylül 1973 radyodan halkına yaptığı konuşmada şunları söyledi. 
"Bu koşullarda, sözlerim sadece işçilere: Teslim olmayacağım! Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim...(Konuşma metninin tamamını buradan okuyabilirsiniz)...Yaşasın Şili! Çok yaşa halkım! Yaşasın işçiler!Bunlar benim son sözlerim, fedakarlığımın boşuna olmadığından eminim. Sonunda, en azından, suçu, alçaklığı ve ihaneti cezalandıracak bir ahlak dersi olacak."
Allende teslim ol çağrısını reddedip, intihar etti. (Not:İstanbul Ataşehir'de Atatürk ile Allende'nin yan yana heykeli vardır.)

Eylül, darağacına gidenlerin ayaklarına vurulan pranganın bir ülkeye vurulmasıdır.
Kurtuluş olduğu kadar faşizm'in ülkeye el koyduğu gündür.
12 Eylül, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, açılan 210 bin davada 230 bin kişinin yargılandığı, 7 bin kişi için idam cezası istenip, 517 kişiye idam cezası verildiği, 50 kişinin idamına neden olan zamanlardır. Yaşı büyültülüp asılan Erdal Eren'dir.12 Eylül netekimdir. Bir de Anayasa yapıldı halk'a saygılı ama içinde halk olmayan. 12 Eylül'ü. Aziz Nesin "bu ülkenin %92'si aptaldır" sözü darbe anayasasına evet diyenler içindir.
Murathan Mungan şiirlerinin birinde "Her ömrün bir eylülü vardır" diyordu. Aynen öyledir aslında. 12 Eylül sürecini ele alırsak; muhbir vatandaş rahat rahat yaşarken, ihbar edilen işkencelerden geçiyordu. İnsan birini işkenceye gönderdiğinde gece nasıl rahat uyuyabilir ki? Yarattığı karanlıktan nasıl korkmaz?
12 Eylül'ü lanetliyoruz. Zamanında lanetlemek lazımdı. Biz iyi biliriz, biz biliriz her haftada iki kere ülkece terörü lanetlemeyi en iyi biz biliriz. Lanetlemek hiçbir zaman işe yaramamış, terörü lanetliyoruz, lanetledik terör bitti mi? Biter mi?
36 yıl önce Kenan Evren vardı. Bugün 12 eylül ruhu iktidarda tutunmaya çalışıyor, biz yine tutunamayanlar'danız. 36 yıl önce yaş büyültüp asıyorlardı, bugün 14 yaşında çocuğu vurup haklı çıkabiliyorlar. Değişen bir şey yok ama başka bir dünya mümkün...


Oysa eylül biraz Mehmet Rauf'tur.
O doğa tasvirlerini, hüzünlü sonbahar günlerini kullanarak karakterlerin iç dünyalarını, psikolojilerini okuyuculara anlattığı kitaptır, Eylül.

Biraz Cemal Süreya'dır Eylül.
eylüldü.
dalından kopan yaprakların,
sararan yanlarına yazdım adını.
sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
ve hiç bilmedin ellerimin soğunu.
Biraz Turgut Uyar'dır Eylül
eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar
Eylül'de diğer onbir ay gibidir. Gözyaşları da vardır, kahkahalar da. Unutmayın, hayat itaat değil, isyandır!

Paylaş:

11.08.2016

Marx Geri Döndü

Zaman akıp geçse de emek sömürüsü katlanarak devam etmekte. Meslekler gelişmiş ve değişmiş  olsa da ölmeyen meslek yalakalık. Peki dayanışma? Dayanışma daha yok denecek kadar az. İnsanlar korkuyorlar ve çocuklarına korkularını miras bırakacaklar. Arada bir kaç deli çıkarsa o kadar.

Serbest piyasa sonucu tekelleşme, insanların arasına sınırlar çiziyor. Krizlerle boğuşan kapitalizm, savaşlarla ve sömürü düzeni ile beslenirken, 133 yıl önce ölmüş Marx'ın hayaleti dik bir şekilde karşılarına çıkıyor.

 Arjantin'de yayınlanan bir mini dizide Marx geri döndü. Komünist Manifesto'yu temel alan dizinin son bölümünde ise aynı zamanda yaşamış olmasalar da  Marx'ın geri döndüğü yetmezmiş gibi Troçki ile karşılaşıyor..

You tube'da bir playlist hazırladım. buradan izleyebilirsiniz.


15 Temmuz akşamı olanlar hakkında düşündüklerimi yazmıştım. Burada yazacaklarım 15 temmuzdan sonra olanlar hakkında...

Koca koca insanlar kandırıldık dediler de bir de çıkıp, beyniniz yok mu? Düşünemiyor musunuz? diyemedi ya da ben tam gündemi takip edemedim. Muhakeme yeteneğin yoksa, düşünemiyor isen orada ne işin var? diye de sormadı.

Dünya adaletsiz olduğunu bilirdim de bu kadar mı adaletsiz olur. Saraylarda sağlanan adalet yeni bir kaçak saray yapılmışken ne kadar etkili olur. Zaten sözde darbe girişimini, Tek adamlığın ve kaçak sarayın meşrulaşması ve giderek polis devleti haline gelmek  olarak görüyorum. Yoksa beraber yürüdükleri yollarda çıkarları neydi? Neden onlarla yürüdüler? Halk olmadığı kesin. Halk umurlarında olsaydı, dört aydır maaşlarını alamayan demir işçileri yürüyüş yaparken, asgari ücretin iki katı maaş alan ve maaşları bu ülkede yaşayan insanların verdiği vergiden düzenli olarak ödenen  polislerin, işçilerin üzerilerine toma ile su sıkması kadar adaletsiz bir ülke olmazdık...

...

Ergenekon ayağına hesaplaşılan insanlara pardon dediler de geç gelen adalet, adalet midir? Balyoz davasında intihar eden Ali Tatar ne olacak?  Kalemşörleri, intiharı hakkında bile alçakça yazılar yazarken... Şimdi kandırıldılar, oh ne güzel hayat, kandırılınca bak hayat daha da rahat. Balyoz mağdurlarına da yaparsın bir iade-i itibar her şey hallolur. Dava sürecinde hayatını kaybedenleri de şehit sayacaklar. Oh mis demek mi lazım olanlara? Geçmişi unutmamak gerekir, unutunca aynıları tekrar yaşanır, öküz gibi aynı vagonları izlemeye gerek yok. Öküz olma, birey ol! Unutma!

Politik olmamak da politik bir karasa, politik olurum. Bazen rengini belli etmek iyidir.
  
Paylaş:

18.07.2016

Darbe, Faşizm, Devrim

Ben İspanya iç savaşıyla ilgili bir anlatı-otobiyorafi okuyup bir de film izlemiştim aslında onlarla ilgili yazacaktım. Kitap ve film yorumlarını iyi yapamadığımı bilsem de belki bir hafta içinde yayınlarım. Ülkenin göstermelik bir darbe ile bir iç savaş yaşama olanağı olduğunu düşününce ileri bir tarihe erteledim.

Bir siyaset bilimci, tarihçi, çok görmüş geçirmiş biri değilim. Aslında ismimin başına koyabileceğim bir ünvanım da yok. Sadece haberleri takip edip, tarihle biraz ilgileniyorum. Öncelikle şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki siyasi iktidarı ve meclisteki diğer partileri sevmesem de her türlü askeri darbeye karşıyım. Eğer bir iktidar görevden gidecek ise bu seçimle ya da halkın canına tak ettiyse (o eşik Türkiye halklarında çok yüksek neler gördükte bana mısın? demedi ) halk devrimiyle gider ki en iyisi halk devrimidir. Çünkü bizim kazandığımız bir cumhuriyet yok ortada ya da yaptığımız devrim Mustafa Kemal bize hepsini altın tepside sundu. Emek vermediğimiz için kıymetini bilemiyoruz.

Darbe, Faşizm, Devrim.

Alman ya'da faşizmin hüküm sürebilmesi için, Alman parlamentosu'nun işlevini yitirmesi gerekiyordu. Almanya parlamentosu 27 Şubat 1933 gecesi ateşe verildi. (Bu yangının adı tarihe Reichstag yangını olarak geçti. Reichstag Alman parlamentosu'nun toplandığı yerin adıdır.) Hitler azınlık hükümetinde idi.

Yangın gecesi Hitler olay yerine gitmekte gecikmedi, Yangın yerini miting alanına çevirdi. Miting alanı olur da meydanda nutuk olmaz mı? Olur efendim başladı nutuk atmaya.
"Artık acımak yok. Kim yolumuza çıkarsa, kafasını keseceğiz. Alman halkı artık merhamet göstermeye tahammül göstermez. Her komünist eylemci nerede görülürse vurulacak. Komünist milletvekilleri bu gece asılmalı.Bu ülkede komünizmle ilgili ne varsa dümdüz edilecektir.Yangın olayının içinde olan sosyal demokratlara da acımamız yok..." Herman Göring de konuşur. "Bu komünist isyanın başlangıcıdır, devam edecekler. Bir dakika bile gecikemeyiz."

Tek başına iktidar olabilmek için elinden geleni yapıyordu. 5 Mart 1933'te genel seçim oldu. Yangın sayesinde Hitler sadece tek başına iktidara değil, aynı zamanda büyük bir güce de kavuştu.

 Hitler kendisi için bir "yetki kanunu" çıkarmak istiyordu. Yasama yetkisini dört yıllığına kendisine devredecek bir yetki kanunuydu bu. Bu kanunu çıkarabilmesi için anayasanın değişmesi gerekiyordu. Anayasanın değişmesi içinse 2/3 çoğunluğa ihtiyacı vardı. Reichstag yangını sonrasında önceden Hiddenburg'a imzalttığı kararnameyi devreye soktu. Ve kendi yandaşları olan nazilerin parlamentodaki sayısal üstünlüğünü sağlayacak kadar muhalif milletvekilini tutuklattı. Tasarı oylanmaya için sunuldu ve oy çoğunluğu ile Hitler diktatörlüğünün meşru temelini oluşturan "yetki kanunu" kabul edildi. Hitler artık hem yasamaydı hem de yürütme, çok geçmeden yargıyı da ele geçirdi...

Sonrası belli zaten Nazi döneminde Almanya'da neler olduğunu biliyoruz. Muhaliflere yapılan insanlık dışı uygulamaları, toplama kamplarını, çalışma kamplarını, milyonlarca insanın nasıl öldürüldüğünü biliyoruz. Ta ki yıkılana kadar.

***

Elimdekileri birleştiriyorum.
-7 Haziran Seçimlerinden sonra başlayan patlamalar, canlı bomba eylemleri.
-Başkanlık sistemi isteği
-Yasama da yürütme de yargı da benim sözü
-Anayasa değiştirme isteği( torba torba, paket paket yasalar)
-Sözde darbe girişimi (darbe değilde, paralellerin birbiriyle çarpışması)
-Tabi daha öncesi var Aydınlar, Gazeteciler tutuklandı, Tsk tasfiye edildi.(Ergenekon, Balyoz v.s.)
-Milletin sokağa çıkması için yaptığı çağrı (Bu çağrı durum kontrol altına alındıktan sonrada yapılabilirdi.)
  "Milletimi meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum. Silahlı kuvvetlerimizin içinde bir azınlığın, paralel yapılanmanın teşvik ettiği bir harekettir. Ülkemizin birbirliği, beraberliğine yönelik bir hareket. Bedelini bunlar çok ağır ödeyecektir. Meydanı da onlara bıkamayız. Meydanlarda, havaalanlarında toplanalım. Zaten bu ülkede cumhrubaşkanı olarak bu cumhurun başıyım ve baş komutanım aynı zamanda. Gereği neyse bunun gereği neyse yapılacaktır. Milletime çağrı yapıyorum meydanlara gelin ve meydanlarda bunlara gereken cevabı verin. Tarih boyunca darbeciler başarılı olamamıştır."



Çağrı sonrası sokağa çıkanların yaptıklarını da gördük.
Evet darbe çok kötü bir şey ama ortada bir darbe yok bir anlık oyun, üstelik ne için olduğu da belli. Hiç bir şeyden haberi olmayan erleri dövmek ne demek, erin boğazını kesmek tam anlamıyla vahşet. Ordu ve polis bastırırdı bu olayı, insanlara neden sokağa çıkma çağrısı yapıldı? Kusura bakmayın da bu ülkede dindar nesil yetiştirmek yerine insan yetiştirmek lazım. Yazıyı yazarken de haberleri takip ediyorum. Gericiler Malatya'da Alevilerin yoğunlukta yaşadığı bir mahalleye silah ve bıçaklarla saldırmışlar. Gericiler, halk tarafından püskürtülmüş. Malatya ve Trabzon'da kiliselere saldırmışlar.

Askerlik yapanlar "askerde emir demiri keser" diye söylerler.  Er zurnanın son deliği bile değil. Sokağa çıkan kindar nesil, Kızıldere'de ölümsüz olanlar kadar vicdanlı değilmiş. Bir kısım insanlar sevmese de onları... Mahirlerin etrafını sardıklarında komutanlar megafondan teslim olun çağrısı yaparlar. Mahir "Erleri geri çekin, rütbeliler gelsin" diyerek cevap verir. Zaten sonrasını herkes biliyor...


***

Halkı demokrasi için sokağa dökmek iyi midir? Bilmiyorum. Düşünüyorum ama ben demokrasi nasıl bir şey bilmiyorum. Çünkü tanışmadım, yanımdan da geçmedi. Aynı otobüste okula da gitmedik. Ben hiç görmedim demokrasiyi. Hep eksik bir şeyler vardı demokraside ya da bende.

Kabil'in Habil'i öldürdüğü topraklarda yaşıyoruz. Kardeş kanı bu topraklarda binlerce yıldır akıyor. Savaşın eksik olmadığı topraklardayız. Sürekli aynı yerdeyiz. Ya savaşın ortasında ya da kıyısında, her şekilde yanıyoruz yani. Birbirimizi sevmemizi istemiyorlar. Önce ayrıştırıp sonra nefret etmemizi sağlıyorlar. Sonra mutlu oluyor bunları yapanlar çünkü açlığımızı unutup savaşmaya gidiyoruz. Savaş vahşettir, korku yaratır. Korku faşizmi doyurur. Doyan faşizm güçlenir. Yandaşları sokak ortasında kafa keser. Tıpkı Hitler'in yangın sonrası attığı nutuk gibi. Bizde de böyle olmadı mı?

Mazoşistiz biraz, izliyoruz televizyonda haberleri, okuyoruz internette, gazetede sonra da kendi kendimize acı çektiriyoruz. Bir şeyler yapmalıyız. Güzel günler görelim biraz. Her gün kan her gün savaş, acı. Dünyayı kurtaralım artık be. Kanla değil, silahla değil, Ada şiirindeki gibi mesela. Nasıl diyordu Zülfü Livaneli? Buldum. "Dünyayı güzellik kurtaracak, Bir insanı sevmekle başlayacak her şey." Gidin birilerini sevin, ne bileyim işte abi.. Sokakta yanınızdan geçen sokak köpeğinin başını okşayın. Yanınızdan geçen insanlara gülümseyin, "iyi günler" deyin. Gidin işte abi herkesin sevgiye ihtiyacı var.Unutmayın, sevgi en büyük devrimdir. Yeryüzünün sevginin, aşkın yüzü olacağı tek suçun sevgisizlik olduğu günleri görmek dileğiyle... 
Paylaş:

22.07.2015

#Suruç'ta katliam var

Sıkıntılı günler geçiriyoruz. Bir asker şehit oldu ve Suruç'ta meydana gelen patlamada otuz-iki kişi öldü. "Ne için?" sorusunu sordum kendime. "Yüzünü bile görmediğin insanlar için ölebilmek, hem de kimse onları buna zorlamamışken," Nazım Hikmet'in Yaşamaya Dair şiirinde dediği gibi...

Irk denen kavram bildiğim kadarıyla dinlerde yok, evrimde de yok. Hangi akıllı atmış ortaya ırk kavramını,  deli olması mümkün değil. Niye öldürüyoruz birbirimizi? daha kötüsü başkasının ölümüne neden seviniyor insanlar? Bu soruların cevabını "vicdan" olarak verebilirim. Vicdanını kaybetmiş başkalarının ölümüne sevinir. Ama zaten milletimizde bir ötekileştirme mevcut. O Ermeni, bu Kürt.. İyi de hepimiz insanız. Vicdan insan olmanın gereğidir. Suruç da bomba patlamasından daha endişe verici olan bir kısım kimsenin vicdanlarına vurduğu prangalardır. 

Yanlarında küçük çocuklar için oyuncaklar vardı. Park, Kütüphane, Okul, Kültür Merkezi inşaatlarında çalışacaklardı. Belki de oradaki insanlar o çocuklar sayesinde ilk defa tiyatro izleyeceklerdi. Din denen şeyin bir grubun silahı haline dönüştürülüp, kitleler nasıl öldürülür, bunu gördük. Ölen çocukların hepsi bizim. Şehit olan asker bir daha gülemeyecek, Suruç da ölenlerde. Onlarca ailede yandı yitirdikleriyle ve bu günde acıları yarıştırmak alçaklıktır.

Sivas'ı, Maraş'ı Geziyi unutmadık, Reyhanlı ve Uludere'yi de, tarihimize bir kara lekede Suruç. Her türlü terörü lanetliyoruz demek bir şeyleri çözmeye yetmez. Uzlaşmayı öğrenmemiz gerek. Toplum olarak yeni alışkanlıklar ediniyoruz. Belirsiz aralıklarla şehit haberi almaya alıştık. Arada bir de patlamalara...Alışkanlıklarla yaşamak çok boktan. Eğer mit tırlarını o tarafa gönderirsen, Reyhanlının üstünü de tıpkı diğerleri gibi örtersen Suruç da olur, yarın öbür gün başka reyhanlı ve suruçlar da  yaşanır...


Paylaş:

6.07.2015

Türkiye'de Milliyetçilik

Milliyetçilik denince aklıma milli olan geliyor. Kendi ürettiklerini tüketmek ve ihraç etmek. Ülkücü kardeşim, öküzden samana, gübre, pamuk, tütün, incir, üzüm zeytin, sebze ve meyve, canlı hayvan, su ürünleri, hayvansal ürünler ve gittikçe uzayan bir liste, bu saydıklarım dünya konumu itibarı ile yaşadığımız ülkenin verimli topraklarında üretilebilen ancak siyasilerin yanlış kararları sonucunda çiftçiliğin bitirilmesi operasyonları sonucu diğer ülkelerden ithal ettiğimiz ürünlerdir.Eğer yaşadığın doğaya, parklarına, tarihi eserlerine sahip çıkmıyor isen, Yırca'da altı bin zeytin ağacı kesildiğinde sesini çıkarmadı isen milliyetçi değilsin. Senin yaşadığın ülkenin topraklarına nükleerler, derelerine hesler kurulurken ve dünya Çernobil'in doğaya ve üstündeki canlılara verdiği zararı gördükten sonra çağımızın dışında kalmış ve daha pahalı yöntemlerle doğanın yok olmasına sesini çıkarmıyorsan milliyetçi değilsin. Yabancıların teknolojik ürünlerini kullanıp, ülkemizde neden yerli teknoloji ürünleri üretilmediğini, yerli teknoloji sanayimizin gelişmesi için çalışmıyorsan milliyetçi değilsin, iphone'lu milliyetçi mi olur. Şu yazdığım satırlardan bile milliyetçi olmadığımız anlaşılırken, milliyetçileri temsil eden partinin anti-milli olması da normaldir.

Hani zamanında dönemin başbakanı "hem laik hem müslüman olunmaz, ya laik olacaksın ya müslüman" gibi bir şeyler konuşmuştu ya.Gökten inen kitaplara inanan biri olmasam da islami esaslara göre de hem milliyetçi hem müslüman olunmaz. Milliyetçilerin hangi dini yaşadığını merak ediyorum. Müslümanların peygamberi bile "milliyetçilik davası güden bizden değildir" diye söylemiş olduğu rivayet edilen sözü var. Ya milliyetçi olacaksın ya müslüman...

A. Einstein milliyetçiliği bir çocukluk hastalığı olarak tanımlamış ve kendisini milliyetçi olarak tanımlayanlar için "eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez.kendilerine bir omurilik yetebilecekken, yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuş insanlardır " diye kelimelerine devam etmiş. Doğruluk payı olduğunun kanıtları da vardır mesela "vur de vuralım, öl de ölelim" gibi.

Bu ülke milliyetçilik adı altında çok şeyler görmüş.Yakın tarihimizle yüzleşmek önemli, yüzleşmezsek gerçeklere ulaşamayız. Bu ülkenin anti-emperyalist gençleri 6. Filoya ve amerikan askerlerine sokakları dar ettiği günlerde, araçlarla Anadolu’nun dört bir tarafından taşınan dinci-ülkücü komandolar, Dolmabahçe’de demirli 6. Filo’ya ait bir gemiyi “kıble” yapıp namaz kıldılar.


Bu satırları niye yazma gereği duydum onuda şöyle açıklayayım. Doğu türkistan'da yaşanan katliamdan dolayı, Çin lokantasına saldıran, Çinli turist diye koreli turistlere saldıran(Çinli olması bu davranışı haklı çıkarmaz), mao maketini asan, yakan ülkücüler için yazdım. Niye nato'yu, abd'yi kısaca emperyalistleri bu ülkeden kovmak için mücadele etmiyorsunuz. Mao maketini asarken çekilen görüntüleri çin malı bir teknoloji ürünüyle çekildi büyük ihtimalle, neden biz kamera üretemiyoruz diye sormuyorsunuz. Ve bugün yaşanan katliamdan neden yetmişli yılların ortalarında ölen Mao'yu sorumlu tutuyorsunuz. Geçmişteki olaylar için tabii ki sorumlu tutulabilir ama bugün için sorumlu tutmak olmaz. Bu gün Doğu Türkistan'da yaşananlara herkes tepki göstermeli. İsterdim ki, katledilenler Türk olduğu için değil insan oldukları için tepki gösterilsin. Ve sadece Doğu Türkistan için de değil dünyanın her tarafındaki katliamlar için. Milliyetçilik böyle bir şey mi ülkücü kardeşim katledilen Türk ya da müslüman değilse ses çıkarman gerekmez değil mi?

Maocu yada başka bir şeyci değilim. Sadece iyi bir birey olmaya çalışan değişik düşüncelere, inançlara sahip biriyim. Mao uzun yürüyüş sırasında mola verdiği yoksul bir Çin köyünde yanına gelip derdini anlatan Çin köylüsüne, sizi anlıyorum; ama yıkılmamalısınız. Büyük Türk devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi "Köylü milletin efendisidir' diyerek Atatürk'e hayranlığını ifade ederek, Mustafa Kemal'in sözleriyle köylüsüne umut vermiştir. Ve bir yerde "Bizden önce emperyalizme karşı koyan yüce Türk milleti ve onun ebedi liderine saygılarımı arz ederim, unutulmasın ki milletimizin hamuru bin yıllar öncesinden karşılıklı dostluk ve sevgiyle" diyordu Türkiye'ye...


Düşünce olarak milliyetçiliğin her türlüsüne karşıyım. Dünya, üzerinde yaşayan her canlının ortak malıdır. Her canlının yaşama hakkı vardır. Her ne kadar sürç-i lisan ettiysem affola.








Paylaş:

1.07.2015

Kapitalizm kendini anlatıyor.


Benim silahlarımdan biri dindir. Dinleri ve din adamlarını çıkarlarım doğrultusunda ayarladım. Tanrıyı modifiye edip, kurtarıcıların üstünde de rötuşarda bulundum. Kölelerime bunun doğru olduğunu buna iman etmelerini söyledim, televizyonlarda beyinlerini yıkayarak. Öldüklerinde cennet vaat ettim huriler ile birlikte. onlara burada  cehennemi yaşattım. Onlar çalıştı, ben zenginleştim güçlendim. onları ise çalışarak fakirleşmelerini sağladım. Din ile onları kontrolümde tuttum, sorgulamalarını engelledim.

Ben dünyadaki kaynaklarının yüzde seksenini dünya nüfusunun yüzde yirmisine verirken, kaynakların yüzde yirmisini de dünya nüfusunun yüzde seksenine bıraktım. Sizinle de tanıştığıma memnun oldum, en yeni kölelelerimden birisin, çalışarak özgürleşebilirsin. Afrika'nın zenginliğine el koydum. Dünya üzerindeki altın rezervlerinin yüzde doksanı Afrika'da iken sadece dört tane Afrikalı milyarder yarattım ve Afrikayı açlığa terk ettim.

Öyle kötüyüm ki zayıf ülkelere hastalık satar, utanmam bir de tedavisini iki, üç beş katına satarım. Dünyada altı yüz milyondan fazla obez ve sayısı bir buçuk milyarı geçen aç insan olmasını sağladım. çok yaşayayım.


Bir aralar Marx diye bir vardı, Karl Marx bu adam taktı bana Engels ile birlikte. Bunlar utanmazlar, benim hakkımda dedikodu yaparlardı. Marx benim için "gölgesini satamadığı ağacı keser" demiş. Öyle tabi artık 2000'li yıllardayız gölgesini satamadığım ağacı avm yaparım. Bu marx'ın bir de damadı vardı Paul, Paul Lafargue o da tembellik hakkı diye kitap yazdı, ben özgürleşmek için çalışın derken o "Çalışma her türlü entelektüel yozlaşmanın, organik deformasyonun nedenidir...Çağımızın çalışma yüzyılı olduğu söyleniyor; aslında acının, sefaletin ve çürümenin yüzyılı." diyerek kölelerimin aklını çelmeye çalıştı ama ben en güçlüyüm. Başka düzene izin vermem ekim devrimiyle kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini ben yıktım. Yüz yıl yaşamasına bile izin vermedim.


Hepinizi bağımlı yaptım. Sizleri zavallı, acınası tüketim bağımlıları haline getirdim. Öyle ki yeni çıkacak bir iphone alabilmek için böbreğinizi bile satarsınız. Babanız ölüm döşeğindeyken babanız için üzüleceğinize, miras yüzünden birbiriniz ile kavga etmenizi sağladım ve bunu keyifle izledim.

Ben sizi özgür bırakmam, düşüncelerinize sansür uygularım, sansürü delerseniz, en sonunda kendi ellerinizle kurduğunuz devletin güvenlik güçleri tarafından öldürürüm. Sizi devlete ödediğiniz vergilerle alınan silah ve cephane ile öldürürüm.

Benden kötüsünün olmadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben parayı severim. O dünyaya sahip olmak için kan döker, savaşır, sömürür yapamayacağı şey yoktur onun. O emperyalizm.
Paylaş:

23.06.2015

Özgür Ruh

Ülke olarak belki özgür olmayabiliriz. Bunun çok kötü bir durum olduğunun farkında olan, ruhu özgür insanların var olduğunu da biliyorum. Bağımsız olduğumuzu savunabilecek çok az kişi vardır. Bunları neden yazıyorum onu da bilmiyorum.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Mustafa Kemal'in kurduğu Cumuhuriyet'ten eser kalmadı. Bir kere Laik değiliz. Bu on üç yıllık bir süreçte değildi üstelik. Seksen darbesinden bu yana. Bir elde kuran, bir elde bayrak belki de laikliği bitiren darbedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın olduğu bir ülke'ye de laik demek aptallık olur. Düşünmek lazım bunları...

Laiklik bitti de bağımsızlık kalır mı? En ucuz şeyin insan hayatı olduğu yıllardır değişmedi güzel ülkem Türkiye'de. Kore'ye, savaşa asker yollamış bir neslin torunlarıyız. Bundan utanmamız gerek. Yakın tarihimizle yüzleşmek gerek. Yüzleşmediğimiz zaman aynı hataları tekrar tekrar yaparız. Nato'ya girmenin bedelini de Kore'de fazlasıyla ödedik. Tarih de dönemi, o dönemin şartlarına göre değerlendirmek esastır. Nato'ya girmek o dönem için gereklilik diyenler olabilir. 1952 yılında 12 ülkenin imzasıyla Nato'ya girdik. Nato bize girdi desek daha doğru olur. 1954 yılından itibaren Amerika'nın Nato çatısı altında Türkiye sınırları içinde üs kurmasına, asker bulundurmasına izin verilmiştir. 1960 yıllarda bu üslerin sayısı 100'ü geçmiştir. 1922 yılında Kurtuluş Savaşı ile kovduğumuz emperyalizm, Türkiye'yi yeniden sarmıştır. Kanımızla kazandığımız özgürlüğümüzü, imzalarla kaybettiğimizin kanıtıdır.

Neyin özgürlüğünden bahsediyorum ki ben. Vatan toprakları, Amerika ve Nato işgali altındayken neyin özgürlüğü.  Tek parti döneminde aynı insanlar tarafından yönetildik ama çok partili siyasi hayatın en boktan tarafı da hep aynı insanlar tarafından yönetilmemiz olmalı. Fikret Kızılok'un "Süleyman hep başbakan" diye şarkı yapması boşuna değil. Çok partili siyasi dönemde hep aynı zihniyet tarafından yönetildik. İnsandan çok paraya değer verenler tarafından.

Bu kadar yazdım. Özgür olduğumuz şeylerde var. Kartopu oynarken ölme özgürlüğü başka ülkelerde yok. Devlete rağmen parklarını, yeşilini korurken ölme hürriyeti belki de hiç bir ülkede yoktur. HES'leri protesto ederken mapus damlarına düşme de bir hürriyet değil mi?. Laik, Bilimsel, Parasız eğitim isterken darp edilip tutuklanmak da bir çeşit hürriyet. Öldürülmekte eşitiz, özgürüz.

Bence düzeni değiştirmek lazım. Saltanata son vermek esas olmalı. akp,chp,mhp,hdp al birini vur ötekine. Hepsi aynı yolun yolcusu. Chp'de zaten 81-92 arası kapalı kaldı. Açıldıktan sonra da başarılı olamadı. Chp'ye sol dersen meclis dışındaki sol partilere hakaret etmiş olurum. Chp şuan da bana göre çıkarcı bir parti oy arttırmak için kırmızı çizgilerini beyaza boyayabilir. Tek sloganı da "oylar bölünmesin" oldu. Oylar bölünmesin diyerek koltuklarından kalkmadılar...

Ne diyebilirim ki daha. 
Yaşasın düzen dışı sol.

Tutsak bir ülke olsak da ruhu özgür olan çokça insan olduğunu bilmek umut verici doğrusu. 
Bu şarkıda tüm özgür ruhlu dostlara gelsin...

Ölünce parçalanmaz ki 
Bendeki özgür ruh 


Paylaş:

7.06.2015

Beni ... delirttiniz!

Güzel bir pazar sabahı. Uzak gelecek için umudu olan, yakın gelecek için umutsuz biri. O biri benim. Çünkü seçim sonuçlarının kimseyi tatmin etmeyeceğini biliyorum. En azından beni. Meclisteki partileri de tatmin etmeyecek, Onlar hep tatminsiz, daha fazla maaş için o koltukları işgal ettiklerini düşünüyorum. Ve de  saygınlık kazanmak için halkının çoğuna saygı duymadığı. Beni halk seçti diyecekler çünkü. Saygıyı yasa ile de sağlayabilirler, belki de yapıyorlardır, İnsan yönetmesi için seçtiği kişileri önce sevmeli, özellikle de Cumhurbaşkanı'nı ülkenin her kesiminin içine sinmeli yani. Mesela herkesin sevdiği, belkide şimdiki çocukların bir çoğunun bilmediği Barış Manço gibi. Milletvekili adaylarının çoğunu halkın seçtiğinden de kuşku duyuyorum. Düşüncem de haklı olabilirim haksız da.

Hiç kimsenin seçimlerin demokrasiye uygun olduğunu da söyleyemez, darbeden kalma seçim barajı varken. Halkın tamamın temsil edilmediği bir mecliste milletvekilleri de demokrasiyi ve insan haklarını ağzına alırken düşünmelidir bir kez daha. Seçim barajı ayrı bir felaketten bugüne kadar gelmesi yine meclisteki partilerin işine gelmiştir veya kaldırmak için yeterince çabalamamıştır..

Meclisteki partilerden en azından birinin AB'ye girmiyoruz, Nato'dan çıkacağız. Amerikan üslerini kaldıracağız demesini çok isterdim. Bu bizim bağımsız olmadığımızı gösterir. Amerikan üslerinin, Nato askerlerinin olduğu bir ülke de seçimin galibini de genelde sonuçlar değil dış ses belirler. Bu çerçevede yakın gelecekten umudum olmaması gayette normaldir.

Gece, George Orweel'in 1984 kitabına başladım önsözün de farklı, "aykırı düşünen buharlaşır, söz gelimi günce tutmak bile tehlikeli bir suçtur. Düşünce polisi sürekli ensenizdedir ...." diye devam ediyordu. Gerisini merak edin de kitabı okuyun. Biz de henüz düşünce polisi yok. Umarım olmaz, buharlaşmaya gerek yok..

Seçimler hakkında bu kadar yazı yeter. Bu sabah İzmir de hava tam bana göreydi. Saat yediyi geçiyordu bisikletle evden çıktığımda, daha sonra kuzenim geldi. Bisikletlerle vurduk yollara, yol bizi götürdü İnciraltı'na. Oturduğumuz yerden İnciraltı'nın 24 km olduğunu öğrendim. Bisiklete yeni ısınmaya başlayan biri olarak iyi yol dönüşü de sayarsak 48 km. İnciraltı çok güzel olmasına rağmen, bizim insanlarımız da bir o kadar pis. Ne kadar güzel bir yerde yaşadıklarının farkında değiller. Çöp kovalarının çokça olmasına karşın yerler de çöpler, çimlerin üstü pet bardak, peçete... Sonra da belediye iyi çalışmıyor diye sızlanırlar, hemen de şu söze sığınırlar. Belediyenin temizlik işçileri işsiz kalmasın. Belediyelerin temizlik işçileriyle her gördüğüm yerde selamlaşırım, çünkü o insanlar (ne kadar aldıklarını bilmiyorum ama belkide asgari ücretle) en az bir öğretmen bir doktor kadar kutsal bir iş yapıyorlar. Doğaya, yaşadığı çevreye ve kendisine saygısı olmayan insanların, pislettiği sokakları, caddeleri, parkları temizliyorlar..

...
Siz yere çöp atmayın. Merak etmeyin belediye işçileri işsiz kalmaz...

Oyları kullandık bir çoğumuz, Ve muhtemelen bir çoğumuz nasıl olur yine diyecek. Beni yine onlar delirticek, iyisi mi şimdiden delireyim, isteyen olursa arkadan eşlik eder.

   
Not: Bir gün, durduramayacaklar halkın çoşkun akan selini!

Paylaş:

3.06.2015

1 Haziran 2015 Geciken bir yazı!

Erkenden kalktım... Rutin sıradan bir sabahtı. Doğru mutfağa girdim sütsüz şekersiz bir kahve içerek güne başladım. Kendi kendime bugün bisikletle dışarıya çıkmalıyım dedim. Önceden plan yapmayı sevmem, ani kararlar veririm. 31 mayıs akşamı sosyal medyada haziran hareketinin 1 Haziranda Cumhuriyet meydanında "Gezi'den Haziran'a Sokaklar Bizim" adı altında Gezi de kaybettiklerimizi anma ve konser etkinliklerinin duyurusunu görmüştüm...



İzmir'de yaklaşık iki haftadır ulaşım aracı olarak bisiklet kullanıyorum, biraz ağrı oluyor ama bisiklet kullanmaktan müthiş bir haz duyuyorum. 15:30 gibi evden çıkmıştım. Oturduğum yerden Alsancak yaklaşık 15 km kadar, elli dakikaya vardım.Kaskımı çıkardım, tekel bayiye girdim, Dolaptan bir bira aldım, parasını ödedim. "Kolay gelsin" diyerek çıktım. Cumhuriyet meydanı ile Gündoğdu arasında bir ağaç altına oturuverdim. Sırtımı ağaca yasladım. Birayı açtım, çantamdan okumaya devam ettiğim kitabı çıkardım ve insanlar Gezi için toplanmaya başlayana kadar bira eşliğinde okudum. (Bira çabuk bitti. Zaten alkolden çok vergi alıyorlar.) Daha sonra bisiklet yolundan Cumhuriyet meydanına gittim. Herkes birbirini yıllardır tanıyor gibiydi. Harekat saati geldiğinde yürümeye başladık. Gündoğdu meydanında konuşmalar yapıldı yirmi dakika kadar. Berkin Elvan'ın annesi bir kaç şey söyledi. Konuşmalardan sonra sahneye bandista çıktı. Bir saat boyunca şarkılar söylediler. Müziklerini zaten seviyordum. Daha önce de yakından izleme fırsatım olmamıştı. Bir saat süren konser sonunda eve dönmek için hazırlıklara başladım. Uyarı ışıkları taktım. On dakika kadar dinlendim, bir on dakika da yürüdüm. Bisiklete bindiğim gibi de eve ulaştım. Evin önündeki bankta biraz oturdum, eve çıktım...

Bisiklet kullanırken kendimi iyi hissediyorum, rüzgara karşı gitmeyi seviyorum. Trafikteki araçların bisikletlilere karşı daha dikkatli olması lazım. Her yerde gidebileceğimiz bisiklet yolları yok. Bisiklet yolu olan yerde ise yayalar yürüyor. Yol üstündeki bisiklet resimlerine bakarak, normaldir burası Türkiye. Başka ne beklenir ki bisiklet yolundan bisikletler için mi?

Bir gün imkan ve olanaklarımı sağlarsam Türkiye ve Dünya'yı bisikletle gezmeyi  çok isterim...
Paylaş:

31.05.2015

Rousseau ne güzel demiş!

Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip burası benimdir diyen ve buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun gerçek kurucusu oldu. O zaman biri çıkıp çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da insanlara; sakın dinlemeyin bu sahtekarı, meyveler herkesindir, toprak hiç kimsenin değildir ve bunu unutursanız mahvolursunuz diye haykırsaydı işte o adam insan türünü nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı.

Jean Jacques Rousseau

Paylaş:

Haziran'dan Bağzı Şeyler

Geziyi unutma! Gezi bana iktidardan  arta kalan cumhuriyetin, sosyalizmle onurlandıracak sosyalist devrimin ön hazırlığı niteliğinde olduğunu hissettirmişti. Sınıfsız sınırsız yaşamak mümkün, başka bir dünya mümkün eğer ...

Parktaki ağaçlar için başlayıp, hükumet'in politikalarını beğenmeyen insanların seslerini duyurmak istemesidir gezi. Burada biz de varız! burada biz yaşıyoruz demek. Biz sizi tanımıyoruz cevabı almaktır gezi Ankara'da Polis tarafından 3 metre mesafeden başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük gibi. Antakya'da polis tarafından kafasından vurularak can veren Abdullah Cömert gibi. Ümraniye'de  kalabalığın içine dalan bir taksi tarafından, ezilerek can veren Mehmet Ayvalıtaş gibi
Adana’'da ki direniş sırasında, köprüden düşerek can veren polis memuru Mustafa Sarı. Lice'de öldürülen Medeni Yıldırım hiçbiri unutulmadı unutulmayacaklar tıpkı Denizleri, Mahirleri, Erdalları unutmadığımız gibi. Eskişehir'de öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ı da unutmadık, biber gazı kapsülüyle yaralanan, ölüme 269 gün meydan okuyup, 15 yaşında 16 kilo bir biçimde hayatını kaybeden Berkin Elvan'ı da unutmadık. Hatay'da öldürülen Ahmet Atakan'ı unutmadık. Özgürlüklerini savunan insanlar ölmezler. Bu çocuklar ölmedi, öldürüldüler. Biz halkız bir ölür bin doğarız ama bu çocukların katilleri, azmettirenleri neden bulunamadı, suçlu kim? Dünyanın en barışçıl eyleminde neden binlerce insan yaralandı, suçlu kim?

İlk polis şiddetinden sonra sokaklara döküldük. İzmir de kişi başına düşün gazdan payımı aldım. Gaz yüzünden de gözyaşı döktüm Tv'de yaralananları ve hayatını kaybedenleri görünce de gözyaşı döktüm, Fenerbahçe maçında taraftarların "Ali İsmail Kormaz Fenerbahçe yıkılmaz" dediğinde de gözyaşı döktüm. Anladım ki insan olmak gözyaşı dökmeyi bilmeyi gerektiriyormuş. Kolayca duygusal'a bağlayabiliyorum kendimi...

Özgür birey olarak yaşamıma müdahale edilmesini istemediğim için eylemleri destekledim. Siyasi partilerin örgütsüz olduğunu da gördüm. Birbirini tanımayan insanların birbiriyle dayanışmasını da gördüm, Haziran meclisleri ya da park forumları olayından çok etkilendim bence yerel de böyle yönetilmeliyiz. Yani yönetime herkes katılmalı. Yaşadığımız yere bir şey yapılacaksa bu orada yaşayanların isteği doğrultusunda yapılmalı. Rant için değil! Halk için!. Unutmayalım ki bu ülke bizim yani halkındır. 2013 Haziranından bağzı fotoğraflar...

Fotoğraflarla Gezi












Biraz da orantısız zeka











Haziran güzeldir...
Paylaş:

9.05.2015

Biraz benden!

Bazen düşünüyorum da benim gibi birine bir kalem, kağıt ve güvende olduğunu bilmek yeterli. Az da olsa benim gibi insanların olduğunu bilmek ...

Güvende olduğunu bilmekten kastım, Mesela hastane, ilaç, tedavi tamamen ücretsiz olmalı "paran yoksa öl" anlayışında olmamalı. Aynı şekilde eğitim sistemimiz çökmüş bir vaziyette fırsat eşitliği yok. Sigorta denen şey için insanların çoğu istemediği işlerde çalıştığı hatta sigortasız çalışanların(çalıştıranların) olduğu adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. İnsanların eşit olduğu tek şey "ölüm" ya iki metrekare toprağa girer biz insanoğlu yada küllerimiz savrulur etrafa. Ölümden öte köy yok ne de olsa.

Bazen sadece yazarak ve yiyeceğimi üreterek yaşama fikrini isteyerek düşünüyorum. Yüzüme mutluluk misafir geliyor.(Çok durmuyor hasta ziyareti gibi daha çok.) Üretim kısmını biraz da olsa gerçekleştirdim. Kendi yiyeceğimi üretme konusunda ilk deneyimim ama son olmayacağını biliyorum. Toprakla uğraşma gerçekten huzur veriyor. (Fakat elimizden geldiğince etrafı beton yapmak için çok çalışıyoruz, Etrafı surlarla çevrili sitelerde duvarların içine kendi isteğimizle kendimizi hapsediyoruz. Hayatın doğa da toprak da olduğunu bildiğimiz halde. )Yiyeceğini üretmek yetmez para da lazım tabi. Belki de dünyaya en çok zararı olan kişi parayı bulan adam başka icat edecek bir şey bulamamış parayı bulayım da herkesin fiyatı olsun demiş herhalde. Takasın gözünü seveyim bir kilo domates'i beş adet yumurta ile takas et mesela tabii bu da bu sistemle ve bundan sonra da olacak bir şey değil. Hayal diyeceğim de hayallerin gerçekleşme ihtimali var. Bu bir ütopya.

Ülkem de siyaset; siyasilerin ceplerini doldurmak için toplumun değerleriyle, toplumu kandırma  sanatıdır. Atatürk' e puta  tapar gibi tapan insanların olduğu gibi Atatürk'ün devrimlerini ve ilkelerinin benimsemiş insanlar da var. Az biraz tarihle ilgilenen biri bilir ki "tarihte dönemi dönemin şartlarına göre değerlendirilir." M. Kemal'in devrimleri ve ilkelerinden kopmuş, simgesinde altı ok olup, altı ok'u benimsememiş bir partiye sadece Atatürk kurdu diye oy veren insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Tabii ki de M. Kemal partisi olduğu için oy verebilirler. Herkesin kedi kararıdır.Ben bu kişilerin Atatürk'ü gerçek anlamda anladığını düşünmüyorum. Yazdıklarım kişisel düşüncemdir. Atattürk'ün partisi olduğu için ya da "oylar bölünmesin" (seçim sloganı yapılabilir) mantığıyla hareket eden insanlar lütfen gerçekten desteklemek istediğiniz partiye oy verin. Bunu dediğim için vatan haini ya da bölücü değilim. Sadece benim oyun bölünsün arkadaş. Bıktım ya her seçimlerden önce herkesin dilinde "oylar bölünmesin" tekrar yazıyorum benim oyum bölünsün.

Biraz Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili çeşitli kaynakları da okudum. Mesela Çok partili dönemden, seksen darbesine kadar oyları %25 altına düşmemiş. 1977 genel seçimlerinde Chp %41 ile en yüksek oyu almıştır, başında ise Ecevit vardır.

M. Kemal Atatürk hayatım da özel bir yere sahiptir. Emperyalizme karşı ilk zaferi kazanmıştır. Gericileştirilmeye çalışılan Cumhuriyet'e gözlerini açmış biriyim. Ve ne şanssızım ki On-bir yaşından beri aynı zihniyet tarafından yönetiliyorum. Benden büyük olanların durumu da farklı değildir.

Siyasette solun iktidar olması zordur. Dünya genelinde de bu durum böyledir. Bilgi, birikim susar, para konuşur sistem budur.

Tekrar yazıyorum vatan haini ya da Chp karşıtı değilim. Kaldı ki küçükken babaannem'in evine gittiğimde direk yukarıdaki kata çıkardım. Mutfağın üst katı babamın odasıymış. Yüzlerce kitap ve kapıdan girip sola baktığımda duvar da çerçeveli şekilde asılı Bülent Ecevit'in resmi vardı. Yani anlayacağınız CHP iyi de (iç)çevresi kötü.

Bu yazıyı sadece kendimi rahatlamak için yazıyorum. Bir nevi terapi. Bu paragrafa "geleceğe not" diyebiliriz. Cumhuriyeti kaybederseniz, çocuklarınıza nasıl hesap vereceksiniz. Size "ne güzel bir yerde ve ne güzel yaşamışsınız" dediklerinde, nasıl sahip çıkamadık diyeceksiniz? Benim için bu deli adam kendi çapında direnmiş, söylemiş, yazmış(yazmış kısmı bu paragrafta bun cümleden sonraki cümlelerim için) deseler yeterli. Yazmış olmak için değil, inandığım için yazıyorum. Gelecekte benim için "herkesin AKPak dediğine bu adam hepsi aynı bok(yok yok! Bok değil, bok altından daha değerli olmasa ne domates olur ne de başka bir şey bok değerlidir.) kara,kötü demiş. Güçlünün yanında değil sadece inandığının yanında durmuş. Çoğunluk hülog'ken bu adam hırsıza hırsız, katile katil demiş. Yalnız kalmaktan korkmamış. Suriye'de Esad'a katil derken, bizdeki de katil demekten çekinmemiş. Hayatı boyun dik durmuş, boyun eğmemiş" desinler yeter. Ben bunları yazarken, binlerce hatta yüz-binlerce okuyucusu olan satılık kalemler, her gece başını yastığa koyduklarında haykıran vicdanlarının sesini de duymamazlıktan gelebilecekler mi ? Bu gün yaşadıklarımızdan ülkemizde yaşayan herkes sorumludur. "Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, hiçbir şey yapmadan durup izleyenler yüzünden tehlikeli bir yerdir" demiş Einstein. Haklı da.

Herkesin kendi görüşü ne de olsa. Birilerine yaranmak için yazmıyorum ki öyle olsa blog yazmam. Sadece düşündüğüm ve istediğim şeyleri yazıyorum. İnsan evrende düşündüğü kadar yer tutar.

Siz yazdıklarımı okuyun ciddiye almasanız da olur. Ya da ciddiye alın, beni neden ilgilendirir ki.

 




Paylaş:

24.04.2015

Soykırım?

Ermenilere soykırım yapıldı mı? İnanın bilmiyorum, bilmeyi çok isterdim. Tarihçilerin bu konuda ne dediği önemli ama tarihçilerin ne dediğinden önce "emperyalizmin en güçlü silahının tarih" olduğunu unutmayalım.

Tarihçi denilince aklıma ilk önce İlber Ortaylı gelir. İlber Ortaylı'nın aşağıdaki 4 dakikalık konuşmasını izlemenizi tavsiye ederim.

Soykırım deyince aklıma direk balkanlardaki Türk soykırımı geliyor. Bu soykırımı kabul eden bir ülke var mı? Peki Balkanlar da yaşananları ülkemizde ki insanlar  biliyor mu? Ne kadarını biliyorlar?

Balkanlar da yapılan türk soykırımı unutulmamalı. Benim ailem Pomak, Türkiye de 72 millet var diyorlar ya onlardan sadece biriyiz. Balkanlarda Osmanlı Devleti hakimiyetini kaybetmeye başladığında atalarım topraklarını hemen terketmedi. Hatta tarih derslerinde okumadığımız yaklaşık 30 yıl süren bir cumhuriyet bile kurmuşlar.(15-16 Mayıs gibi bu konuyla ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum.) 1886-1912 yılları arasında varlığını gösteren, bağımsızlığını korumuş bu devlet "Pomak Timraş Cumhuriyeti" idi. Sonra atalarım 1912'de  önce Konya'ya oradan da İzmir'e yerleşmişler. Neyse benim soy ağacım şuan da önemli değil. Balkanlarda ki soykırıma geleyim.

Justin Mccarthy'nin "Ölüm ve Sürgün" kitabında yazdığı gibi "93 Harbi bir ırklar ve yok etme savaşı" şeklinde gerçekleşmiş, savaşın bedelini sivil halk ödemiştir.

Irza tecavüz ve öldürme :56.000
Öldürülen erkekler         :290.000
Öldürülen kadınlar         :190.000
Öldürülen çocuklar         :85.000

Bir katliamın, soykırım olması için kaç insan ölmeli? Yukarıdaki rakamlar 93 Harbi sırasında yani 1878'li yılların rakamları. Bu bir soykırım değil mi? Değilse, Neden bir soykırım değil? Sizler cevaplayın.

1990'lı yılların başlarında Srebrenitsa da boşnakların katledilmesi bir etnik kıyım değil mi? Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Doğu Türkistan, filistin,... Katledilen Türk, Boşnak, Pomak olduğunda soykırım olmuyor mu? Balkanlarda ki Türk soykırımı, Srebrenitsa, ..., Filistin, Doğu Türkistan da olanlar soykırım değil de (incili bilmiyorum, dinlerle de aram yoktur) islam da ki cihat anlayışının hristiyanlıkta ki karşılığı mı?

Eğer ortada soykırım varsa, soykırımı yapanlar kadar, sessiz kalanlar da suçlu değil mi? Einstein'ın dediği gibi "Dünya; kötülük yapanlar değil seyirci kalıp hiçbirşey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir."


Justin Mccarthy' nin  geçtiğimiz aylarda Toronto üniversitesinde verdiği konferansında

1915 Türkiye'sini anlamak için büyük fotoğrafa bakmak gerektiğini ifade eden Justin McCarthy, Rusya'nın o dönemdeki etkisinin gelişmeleri yönlendirdiğini söyledi. Söz konusu gelişmelerin din kaynaklı olduğunu anlatan McCarthy, "Müslüman çoğunluğun ortasında kalan Ermeniler, Rusya'nın teşvikiyle devlet olmak istediler" diye konuştu.

"İnsanlar devlete başkaldırdı."

Bir devletin, vatandaşlarının yönetime başkaldırmasına karşı önlem almasının soykırım sayılamayacağını belirten McCarthy, "Ermeniler yaşadıkları devlete başkaldırdılar. Bunun adı nedir? Buna vatan hainliği derler" ifadesini kullandı.

McCrthy, Taşnak Ermenilerinin, Van'ı işgal ettiklerinde şehirde katliam gerçekleştirdiklerini, Ruslara, geldiklerinde yapacak iş bırakmadıklarını ifade etti.

-"Ermeniler İngilizlerle anlaştı."

Rusların teşviki ile devlet olma hayaline kapılan Ermenilerin, İngilizlere birçok teklifte bulunduğuna değinen Justin McCarthy, şunları söyledi: "O dönem Osmanlı devletinin en kuvvetli ve düzenli orduları doğu bölgesinde idi. Ermeniler, Bağdat demiryolunu tahrip etmeyi, bu yolla Osmanlı devletine darbe vurmayı teklif ettiler. Bağdat demiryolunun çalışamaz hale gelmesi, Osmanlı devletinin yarısının gitmesi, savaşın da kazanılmasının da garanti edilmesi anlamına geliyordu. Ermeniler, İngilizlere güney ve doğuda karışıklık çıkararak yardımcı olmayı teklif ettiler."

-"Osmanlı, Ermenileri bile Ermenilerden korudu. "

Böylesi durumlarda devletlerin yapması gerekenin, insanlarını korumak olduğunu belirten McCarthy, "Osmanlı da öyle yaptı. Ermenileri, olay çıkarttıkları bölgelerden başka yerlere taşıdı. Hatta Osmanlı, Ermenileri bile Ermenilerden korudu. Ermenilerin nefret ettiği Cemal Paşa, açlıktan ölmek üzere olan Ermenilere yiyecek dağıttı" değerlendirmesinde bulundu.

McCarthy, Ermenilerin doğuda Osmanlı askerlerini, devlet görevlilerin, valileri bile öldürdüğünü, astığını ve işkence ettiğini, bu olaylardan sorumlu bir tane bile Ermeni bulunamadığını aktararak, "Şimdi kim soykırım suçlusu?

Herhalde Osmanlı değil" diye konuştu.

Tüm bu olaylar olurken, Osmanlı devleti yöneticilerinin, istese Ermenileri kolayca öldürebilecekken bunu yapmadığına dikkati çeken Justin McCarthy, "sadece bu kişilerin yerlerini değiştirdiler" dedi.

"Birileri 100 yıldır Osmanlı'nın Ermenileri katlettiğine dair belge arıyor" diyen Jsutin McCarthy, şunları kaydetti:

"Eimizde binlerce ama binlerce belge var. Bu belgeler Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor. Osmanlı arşivleri açık ama Ermenilerinki değil. Tarih, insanların birbirini öldürmesine savaş der. 1915'te orada olanlar da soykırım değil, savaştı."

Eski ABD Başkanlarından Ronald Reagan'a danışmanlık da yapmış olan uluslararası hukuk ve ABD anayasa hukuku uzmanı Bruce Fein de, bir olaya soykırım denilebilmesinin kriterleri olduğunu belirterek, "1915 Türkiyesi'nde olanlara soykırım denilemez" ifadesini kullandı.
Alıntıdır


Son sözüm, geçmişle olan hesaplarımızı kapatalım ve artık acılarımızı yarıştırmayalım. Geleceğin barış içinde yaşamasını sağlayalım.
Paylaş:

21.04.2015

Değişim Şart

23 Nisan'a günler kaldı. Sizler de biliyorsunuz ki bu bayramda çocuklar devlet büyüklerinin koltuklarına geçiyor. iki dakika haberlerde çocuklarla bu devlet büyüklerimizin konuşmaları yayınlanıyor.

Yukarıda yazdıklarım önemli olabilir. Bir gün 23 Nisan da mesela Cumhurbaşkanı çocuk esirgeme kurumundaki çocuklarla vakit geçirse, Aile bakanı çocuk yaşta gelin olanlarla ilgili çalışmalar yapsa, Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı ağır şartlar da çalıştırılan çocuk işçilerle birlikte bir gün çalışsa, İçişleri bakanı bir gün boyunca sokak çocuklarıyla vakit geçirse nasıl yaşadıklarını görse, Başbakan hapishanelerdeki çocuklarla bir gün geçirse, nasıl yaşadıklarını anlasa güzel olmaz mı?

Yukarıda yazdıklarımı boşuna okudunuz çünkü öyle bir şey göremeyeceksiniz. Eski başbakan olan yeni cumhurbaşkanı huyundan vazgeçmedi, hala üç çocuk demeye devam ediyor. O Çocuklardan biri bir gün ekmek almaya gidiyor, polis tarafından atılan  gaz kapsülünün başına gelmesi sonucu hayatını kaybediyor. Bu da yetmezmiş gibi dönemin başbakanı o çocuğu terörist ilan edip annesini yuhalatıyor. Onbeş yaşında ölen çocuğun arasından konuşmak, farz et ki sapan ile eyleme katılmış, çocuğun ölmesini normal mı kılıyor? Çocuk lan çocuk. Bütün bunlar Çocuklara 23 Nisan'ı bayram olarak hediye eden M.Kemal'i ülkesinde oluyor. Körlerin ülkesinde tek gözlü kral olur. onu alkışlayanlar aynen bunu hak ediyor.

Zihniyet değişmeli. Milletvekilliği başbakanlık, cumhurbaşkanlığı meslek değildir. On binlerce lira maaş alıp, farklı düşünen insanların hayatlarına kast edemezler. Farklı düşünen insanları kabul etmeliler. Değişim şart.


Paylaş:

16.04.2015

Gazetelerde 16 04 2015

Blog yazmaya başlamadan önce ailem gazeteleri okuduktan sonra ilginç manşetleri keser deftere yapıştırır üstünede alakalı alakasız kendimce yorumlar yazar boş zamanımı değerlendiririm o defter Türkiye genelinde elektriklerin gittiği gün el feneri ararken elime geçti biraz baktım ve sonra blog için böyle birşey denemeliyim dedim işte bugünün gazete 1. sayfalrından manşetler ve yorumlarım...





Anca %60 oy ister, Kesintisiz, hilesiz seçim olsun bir de %60 oy alsın blog yazmayı bırakacağım.



















Hangi Davutoğlu %60 oy isteyip hedefin %55 olması bende diyorum ki %37















Merak etmeyin tweet kuşu değil, arada yasaklansa da henüz vurulmadı











Baktı %60 %55 çok hep dinden, duygu sömürüsünden siyaset olmaz biraz da doğduğu yerin kutsal olduğu iddia edilen cumhurbaşkanının başkanlık hayalleri üstünden siyaset yapayım demiş








Yetki de bir karmaşa mı var? Yasama da yürütme de yargı da benim diyen ben miyim? Cumhurbaşkanı olduğu halde başbakanlık yetkilerini kullanan ben miyim?












AKP ile ileri demokrasi, yıl 2015 elektrik kesintileri, nükleer girişimleri, başkanla elektriksiz türkiye, revolution dizisindeki gibi bir hayat yaşarız.













Arap yağı bol bulunca ......... sürermiş.(Noktaları siz tamamlarsınız artık)








Hangi insanlık.. Soma mı? Ermenek mi? Çocuk işçiler mi? Kadın cinayetleri mi? İnsanlı Onuru hapiste, onursuzlar ......'te







Şuan +1 işsizler hanesine yazabilirsiniz.











2023'ün yol haritası sömürü, kan, ölüm....
Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.