Bir İzmirlinin Kaleminden
Nasıl Olmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nasıl Olmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.04.2015

Değişim Şart

23 Nisan'a günler kaldı. Sizler de biliyorsunuz ki bu bayramda çocuklar devlet büyüklerinin koltuklarına geçiyor. iki dakika haberlerde çocuklarla bu devlet büyüklerimizin konuşmaları yayınlanıyor.

Yukarıda yazdıklarım önemli olabilir. Bir gün 23 Nisan da mesela Cumhurbaşkanı çocuk esirgeme kurumundaki çocuklarla vakit geçirse, Aile bakanı çocuk yaşta gelin olanlarla ilgili çalışmalar yapsa, Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı ağır şartlar da çalıştırılan çocuk işçilerle birlikte bir gün çalışsa, İçişleri bakanı bir gün boyunca sokak çocuklarıyla vakit geçirse nasıl yaşadıklarını görse, Başbakan hapishanelerdeki çocuklarla bir gün geçirse, nasıl yaşadıklarını anlasa güzel olmaz mı?

Yukarıda yazdıklarımı boşuna okudunuz çünkü öyle bir şey göremeyeceksiniz. Eski başbakan olan yeni cumhurbaşkanı huyundan vazgeçmedi, hala üç çocuk demeye devam ediyor. O Çocuklardan biri bir gün ekmek almaya gidiyor, polis tarafından atılan  gaz kapsülünün başına gelmesi sonucu hayatını kaybediyor. Bu da yetmezmiş gibi dönemin başbakanı o çocuğu terörist ilan edip annesini yuhalatıyor. Onbeş yaşında ölen çocuğun arasından konuşmak, farz et ki sapan ile eyleme katılmış, çocuğun ölmesini normal mı kılıyor? Çocuk lan çocuk. Bütün bunlar Çocuklara 23 Nisan'ı bayram olarak hediye eden M.Kemal'i ülkesinde oluyor. Körlerin ülkesinde tek gözlü kral olur. onu alkışlayanlar aynen bunu hak ediyor.

Zihniyet değişmeli. Milletvekilliği başbakanlık, cumhurbaşkanlığı meslek değildir. On binlerce lira maaş alıp, farklı düşünen insanların hayatlarına kast edemezler. Farklı düşünen insanları kabul etmeliler. Değişim şart.


Paylaş:

14.04.2015

Seçime yaklaşırken

14.04.15
Hep kafam karışıktır, sürekli sorgular doğruları bulmaya çalışırım. 24 yaşındayım bugüne kadar oy verdiğim partiler baraj altında kaldı, mecliste henüz hiç temsil edilmedim. Oy verdiğim partiler barajın altında kaldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çatı adayı onaylamadığım için sandığa yinede gidip geçersiz oy kullandım. Hangi partiye oy vereceğim? Kafamı karıştıran bir konuda 7 haziran seçimleri, aklımda ve gönlümde bir parti var. Partilerin bölgemdeki Milletvekili adaylarına göre oy vermeyi planlıyorum.

Seçimlere az bir süre kaldı. Bir iki haftaya başlar siyasetçilerin mitingleri, ülkem insanları yoksulluk bile değil açlık sınırında hayatlarını idame ettirirken, yüzbinlerce belki milyonlarca lira seçim masrafları için harcanacak. Cumhurbaş(ba)kanı başladı. Muhtarlarla görüşmeler, her gün televizyonda oy istiyor, "en az 400 milletvekili" (Milletin vekili olur mu? Bilmiyorum ama Cumhurbaşkanına kul olur.)diye. Tabii Cumhurbaşkanının seçimlere müdahalesi olmaması, tüm partilere eşit mesafede olması gereken birinin parti propagandası yapması  diğer partilere haksızlık ve demokrasimizin yalan rüzgarı gibi esip, ülkemizden uzaklaştığının kanıtıdır.

Seçimlerde kime oy vermeliyim? diye düşündüğümde parti değil, partilerin gösterdiği milletvekili adayları aklıma geliyor. Akp oy verme gibi bir ihtimalim bulunmuyor, Mhp benim siyasi görüşüme ters, Hdp biraz uyuyor ama güvenim yok. Vatan Partisi izmir adayları arasında beğendiğim, saygı duyduğum insanlar var. Bu noktadan bakacak olursam Vatan Partisi dah yakın bana. Memleketlim olan Yılmaz Özdil'in Vatan Partisi hakkında yazdıklarınıda okuduktan sonra daha da yakınlaştım Vatan Partisine...

Oy vermek önemli, 7 Haziran seçimleri de aynı şekilde önemli. Lütfen seçimlerde oy kullanın, 1 oy 1 oydur. Oy vermekten başka bir görevimizde var 7 Haziran'da o da seçim sandıklarına sahip çıkmak.

%10 Barajı için ileri demokrasi diyen torba yasalarla her dakika yasa çıkaran partinin seçim barajı için bir şey yapmamasını normal karşılıyorum. Seçim barajının Chp ve Mhp'nin de işine geldiğini düşünüyorum. Tabii bu düşünceler kişisel görüşümdür katılırsınız ya da katılmazsınız bu size kalmış.

Siyasetin zenginliğe, halka hizmet için seçtiğimiz insanların, halkı küçükbaş hayvan gibi güdüldüğü sisteme karşıyım. başbakan'ı halka hizmet için seçiyoruz. Yani bize hizmet etmekle yükümlü, ülkenin bir yerine birşey yapılacaksa, önce orada yaşayan insanlara sorulmalı örneğin Nükleer, nükleer'i o bölgenin ülkenin halkları istemiyorsa yapılmamalı. Halk istemdiği halde o bölgeye nükleer yapılırsa bu Başbakanın ya da Cumhurbaşkanının ülkenin sahibi olduğu anlamına gelir. Yani bu durumda Başbakan sadrazam, Cumhurbaşkanı padişah oluyor. Ülkemizde Padişahım çok yaşa! diyenlerin olacağını biliyorum. Peki ben ne oluyorum, benim gibi düşünenler? Padişahın kulu mu olacağım? Olmaz öyle bir dünya yok. Padişaha kul olanlar varsa, Sömürüye kulluğa sisteme başkaldırıp "Herkes ektiği toprağın sahibidir" diyen Atçalılar, Haksızlık karşısında "Dönen  dönsün, ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultanlar, "Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır" diyen Mustafa Kemaller olacaktır.

Bunlar benim yaşadığım şehir olan İzmir'den Vatan Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin önseçim ile seçtikleri milletvekili adayları. Siz kimleri mecliste görmek istersiniz? Kimler tarafından temsil edilmek istersiniz?

Vatan Partisi İzmir 1. Bölge Adayları
1.Ümit Ertaç Zileli
2.Turan Karakaş
3.Rıfat Mutlu
4.Hülya Yarbuz
5.Taşkın Çalı
6.Kağan Soydan Kağan
7.Derya Sak
8.Hürmüz Arslantürk
9.Faik Bahar
10.Nesimi Özyürek
11.Abdullah Karşılayan
12.Ayla Türkmen
13.Hasan Ali Karşılayan
Vatan Partisi İzmir 2.Bölge Adayları
1 Mustafa Hulki Cevizoğlu
2.Hacer Şule Perinçek
3. Mevlüt Taga
4.Hüseyin Tugay Şen
5.Sefa Köken
6.Hüseyin Enis Dinçeroğlu
7.Pınar Gül
8.Hasan Tıraşoğlu
9.Zarife Ok
10.Sabiha Paşa
11.Murat Canan Bahadır
12.Hüseyin Erdoğan
13. Gülbiz Pekdiker
C.H.P. İzmir 1. Bölge Adayları
1.Selin Sayek Böke
2.Musa Çam
3.Ahmet Tuncay Özkan
4.Tacettin Bayır
5.Özcan Purçu
6.Ali Yiğit
7.Murat Bakan
8.Muhsin Kurt
9.Ali Hıdır Uludağ
10.Ednan Arslan
11.Sabri Ergül
12.Sevda Erdan
13.Turgay Bozoğlu
C.H.P. İzmir 2. Bölge Adayları
1.Zeynep Altıok
2.Kemal Kılıçdaroğlu
3.Zekeriya Temizel
4.Mustafa Ali Balbay
5.Aytun Çıray
6.Atila Sertel
7.Kamil Okyay Sındır
8.Ali Engin
9.Hüseyin Sezer
10.Ülkümen Rodoplu
11.Ali Kemal Elitaş
12.Taha Okan
13.Nurgül Uçar Aktuğ


An itibari ile edindiğim yeni bir bilgi ile başka bir partiye de yaklaştım. Hangi parti mi? Komünist Parti, 550 Milletvekili adayının tamamını kadınlardan seçti. Finlandiya gibi yöneticileri olan bir ülke olsak, kadınların çoğunluk olduğu bir meclis tarafından yönetilsek güzel olmaz mı? Olur, hem de çok güzel olur...

Komünist Parti yaptığı açıklamada “Her gün kadını katletmeksizin, kadını aşağılamaksızın kendini var edemeyen düzene isyanımızı, günümüz Türkiye’sinde en iyi kadınlar temsil edecektir. Komünist Parti adayları gerici rejime karşı duruşun ta kendisidir” denildi.

Paylaş:

3.04.2015

Daha ne olmasını bekliyorsun?

Sokağa çıktığınızda, dost muhabbetlerinde ya da yeni tanıştığınız biriyle konuşurken laf lafı açar konu ülke sorunlarına gelir..

Çoğu insanın birbirine sorduğu, belkide görüşlerini merak ettiği için birazda uzayan bir soru bu ve ben bu soruya cevap vermekten çok sıkıldım. Sormaktan da bir o kadar sıkıldım. Soru şu "Ne olacak memleketin hali ?" bu soruya bir çok cevap verilebilir. Kimi "bana ne, ne olursa olsun" der, kimi memnundur memleketin halinden, kimi ise memnun değildir. Ben de bu sorudan bıktığım için "Daha ne olsun ?","Ne olmasını bekliyorsun ?" gibi sorularla karşılık veriyorum, hiç uzatmadan. Yazımda fazla uzatmayacağım.

Daha ne olsun? Emeklinin hali ortada, aldığı maaş elektrik, su telefon bir de ev kirasına yeterse aç bir şekilde bir ay geçirebilir

Daha ne olsun değil mi? Öğrenciyseniz potansiyel suçlusunuz. Parasız eğitim istediğiniz, laik ve bilimsel eğitim istediğiniz, zorunlu din derslerine karşı olduğunuz için şiddet görebilir ve tutuklana bilirsiniz
.
Asgari ücretli bir çalışan iseniz sigortanız da düzenli olarak yatıyorsa şanslısınız. Çünkü işsizlik yüzdesi tek haneli rakamlardan çift haneli çıktı ve hala yükseliyor. Bir de iş aramaktan vazgeçmiş insanlar da var onlarla birlikte bu çift haneli işsizlik yüzdesi kabarıyor. Daha ne olsun?

Adalet kurumlarına işimiz düşmesin suçsuz, haklı durumdayken bir anda kendinizi tutuklu bulabilirsiniz. Mustafa Suphi'lerden, Sabahattin Ali'ye ve günümüze kadar uzanan katili belli faili meçhullerin var. Daha olmasını bekliyorsun? Sivas'ta yanan insanların var, .. , Gazi katliamın var, Gezi'de yeşilini koruyan insanların yaralayan, öldüren zihniyet tarafından yönetiliyorsun, sesin çıkmıyor. Susma! Soma ve Ermenek'te madenci katliamların var. Daha ne olmasını bekliyorsun?

"Esnaf gerektiğinde bu ülkenin hakimidir, polisidir." diyen zihniyetin Gezi'de elinde palasıyla dolaşan yaratığa(adam diyemedim), polis " Abi hadi evine git" diye rica ediyorken "Berkin'in üzerinden ise bomba çıktı" dedi. Gazeteci Nuh Köklü, attığı kar topu bir dükkanın vitrinine isabet edince, dükkan sahibi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Anlamadım daha ne olmasını bekliyorsun? Susarak bir şeyleri değiştiremezsin.

Daha ne olsun? "Türbansız kadın perdesiz eve benzer" zihniyetin geldiği son evre "çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapar." Her gün işlenen kadın cinayetleri ve katillere verilen caydırıcılığı olmayan cezalar...

Askeri vesayet denen şey kalkmış olabilir yerine sivil vesayet geldi. İç güvelik paketi vatandaşa "h-iç güvenliğin yok" diyor, öldürürüm, Kim vurduya gidersin. Kork benden! diye haykırıyor.

Havyardan %8 alınan vergi kitaptan %18 alınıyor, devlet diyor ki "Kitap okumayın, Havyar tüketin" Ben de pek gezi zekalıyım anlamıyorum, ülkemiz de de iki laf var eskiden söylenen hala geçerliliği olan "oku adam ol" ve "yazan insanı sevmezler"... Adam oldum mu ? Bilmiyorum ama yazdığım için sevmeyecek iseniz, sevmeyin beni.

Daha bekleyecek misin?
Öylece susarak, hiçbir şey olmamış gibi.
Daha ne olmasını bekliyorsun?
Anlamadım.

Yazımı Sabahattin Ali'nin en sevdiğim şiiri olan Dağlar şiirinin ilk dörtlüğüyle sonlandırıyorum.

Başım dağ, saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır. 
Paylaş:

15.03.2015

Tüketimi Azaltmak


Ülkemizde en pahalı ürünlerden biri yakıt. Aracınız varsa, bir süre ayağınız yerden kesilmesin zira yere basmak iyidir. Bir süre toplu taşımaya yönelebilirsiniz. Çalıştığınız yer yürüme mesafesinde ise yürüyün yürümek sağlığınıza da iyi gelir. Biraz daha uzaksa bisiklet tercih edebilirsiniz. Bir çoğumuz farkında değiliz ama bisiklet aynı zamanda bir ulaşım aracıdır. Yaz için benim de planlarım var imkan ve şartlarımı sağlarsam kısada olsa bisikletle seyahat etmeyi planlıyorum. Her ne kadar planlara uyan birisi olmasam da.

Türkiye'de yaşam birazdan yazacaklarımla benzerlik gösterebilir . "Haliyle vergilerle birlikte(Vergiler bir çok yerde vardır, Türkiye'deki kadar değildir.)  yaşıyoruz. Ülkemde Allah vergisiyle doğar, devlet vergisiyle yaşamını tamamlar insanoğlu. Yani insanlar hayatını idame ettirmek için değil, vergi vermek için yaşarlar. Elektrik, Su, Telefon faturalarından alınan vergiler, Ev kendinin ise ev vergisi, çevre vergisi, bir de ayağını yerden kesecek arabası varsa yakıttan alınan vergi, mtv'si, vergilerin,  faturaların kdv'si, gecikme zammı, derken sürekli çalışırsın, vergi de verirsin. Vergiler nereye gidiyor? diye sorduğunda,  "yol yaptık yol!" ya da "demir ağlarla anayurdu, biz ördük biz!" derler. Sonra araba ile giderken yol çöker ölürsün ya da bindiğin hızlı tren raydan çıkar ölürsün..."

Seyahat etmeyi gezmeyi seven bir iseniz. Turlarla seyahat etmeyin. Yurt dışına seyahat edecekseniz uçak biletinizi alın ve gidin kalacak yer elbet bulursunuz. Ya da önceden Couchsurfing'te gideceğiniz yerde kalacak yer bulmanıza yardım edebilecek insanlarla iletişime geçip, daha ucuz bir tatilin yolunu bulmuş olursunuz. Cesaretiniz ve zamanınız varsa alternatif seyahat yollarını deneyebilirsiniz. Gürkan Genç gibi bisikletle dünyayı gezmek yada Drummerlizard gibi yürüyerek seyahat etmeyi düşünebilirsiniz. Ya da bunun delilik olduğunu söylersiniz. Bu arada VosVos'la Güney Amerika bloğunu tavsiye ederim.

Teknoloji takıntınız yoksa 1-0 öndesiniz. Sürekli üst model çıktığında kullanığınız araçları, eşyaları yeniliyor sanız tüketim canavarı olmuşsunuz demektir. Eşyalarınızı  bozulana kadar kullanın, tamir olmazsa yenisini alırsınız. Tüketim canavarı olmayın!

Müteahhitler sayesinde her ne kadar sayıları azalsa da bahçeli bir evde yaşıyorsanız, bahçenizi boş tutmayın. Toprakla uğraşın, hem size iyi gelir hem de  mevsimine göre ektiğiniz yiyeceklerle kendi yiyecek ihtiyacınızı karşılamış olursunuz. Üretmek güzeldir. Kendi ektiğiniz domatesi, biberi yemek daha da güzel.

Modayı takip etmeyi bırakın. Bir saate, çantaya ya da ayakkabıya binlerce lira vermeyin.
Hayvanların derisinden yapılan eşyaları da kullanmayın!

Bloglar'da yazı okuduğunuza göre okumayı seven biri olduğunuzu biliyorum. Arada sahaflara, eski kitapçılara gidin belki aradığınız bir şeyi bulursunuz. Her ne kadar sık kullanmasam da kütüphaneleri kullanmak iyidir. Kitap satın almak yerine kütüphaneleri kullanabilirsiniz.

...


...
Paylaş:

27.10.2014

Savaşsız, Kavgasız Yaşamak Bir Ütopya Mı?

Yaşamak için illa öldürmek mi gerekir?
Birilerine ya da bir şeylere zarar vermeden yaşayamaz mıyız?
Hani Nazım'ın
"yaşamak,yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak "
şiirindeki gibi yaşayamaz mıyız?
Farklılıklarımıza rağmen aynı gibi.
Basit yaşayamaz mıyız?
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Yaşamayı bu kadar zor hale getirmemizin sebebi ne?
Savaşsız, kavgasız yaşamak çok mu zor?
ya da
Savaşsız, kavgasız yaşamak bir ütopya mı?
Hiç bir zaman gerçekleşmeyecek mi?
Yardıma ihtiyacı olan birine, karşılıksız yardım etmek enayilik mi oluyor?

Aslında bütün bunlar çok da modern olmayan modern dünyanın, serbest piyasa ekonomisinin,toplum üzerindeki etkileri, günümüz insanın hayat mücadelesini zorlaştırıyor. İnsanları sürekli tüketime teşvik ediyor. iyi şeyleri kötü, kötü şeyleri iyi gibi göstermekte üstüne yok.

Nazım Hikmet'in "yaşamaya dair" şiirindeki gibi yaşamak çok mu zor?

Yaşamaya Dair
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                    insanlar için ölebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                        hem de en güzel en gerçek şeyin
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.
                                                       
                         
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
                                                                   

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
                       hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.