Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.08.2016

Kitap - Yenileceksiniz Bay Faşist - Emre Genç


Bu kitap başkaldırı, orantısız zeka, bazı istatistikler, çapulcu ve biraz da mizah içerir. Okurken "kısa süre önce bunların hepsi olmuştu, bir çoğunu nasıl oldu da unutmuşum" dedim.

İçinde AVM sevdasından kronolojiye, çarşı'dan kırmızı fularlı kız'a, medya ve sosyal medyadan sanatın gaza gelmesine bir çok başlık altında yazılar yer alıyor. Kısaca dünya ticaret örgütü protestoları, 21.yy isyanları olan ekoloji ve kent ayaklanmaları ile ilgili yazılarda var.

Bu kitap bize meydanlardan soru sorup, cevabı dinlemeden şiddet emri veren yöneticilere, insanlar ölürken şiddeti mazur  görenlere yazılı bir cevap niteliğinde.

Kitaptan kısa birkaç alıntı:

Başbakan: "Bunlar 28 Şubat'ta neredeydiler?
Çapulcu : Hani "isyan" günahtı? 28 Şubat'ta neden sokağa çıkmadınız diye hesap mı soruyorsunuz şimdi? Kimse size böyle hesap vermek zorunda değil. Yine de söyleyelim: Çoğumuz oyun oynuyorduk. Gezinin mimarlarının çoğu 28 Şubat'ta çocuktu. Biz size bir şeyler sorsak? 78 Maraş kıyımında, 93 Madımak yangınında, 2000 "Hayata Dönüş" katliamında neredeydiniz? 77 1 Mayıs'ında işçiler taranırken, Lice yakılırken, Gazi'de emekçi halk kurşunlanırken, bir halk asit kuyularında eritilirken neredeydiniz? Siz nerede olursanız olun, biliyoruz ki "fikriniz iktidardaydı". Ve biz ne 12 Eylül özentisi 28 Şubatçıların fikrini, ne de sizin iktidarınızı sevebildik. Kaldı ki, sizi birbirinizden ayrı da görmüyoruz. Bizim nazarımızda babanın mirasını paylaşamayan fikir kardeşlerisiniz.
*** 
Başbakan: "Ben milletin hizmetkârıyım, ama siz diktatör diyorsanız, ne diyeyim?
Çapulcu : 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün kurumlarına dokunmadan, yasama, yürütme ve yargıyı kontrol altına alarak, tek adam kafasıyla ülke yönetene ne denir? Hizmetkâr denmeyeceği kesin. Diktatörü de kabul etmeyeceğimiz kesin. Siz emekçi halka hiçbir zaman hizmet etmediniz. Hizmetiniz yerli-yabancı sermaye, inşaat, rant, faiz lobisine yönelikti. Kaldı ki milletin vicdanı hizmetkâr olmanızdan yana da değil. Halkın verdiği yetkiyi kullanırken demokrasiyi, insan haklarını ve adaleti gözeten bir lider olmanız, yeterli.
Sizin ne diyeceğinize gelirsek... "Diktatörlük hevesim yüzünden size çok acılar çektirdim, özür dilerim halkım" diyerek başlayabilirsiniz. 

Kitapta kronolojik olarak 27 Mayıs olayların başladığı günden, 11 Mart'a yani Berkin Elvan'ın öldüğü güne kardar gün gün nelerin yaşandığı yazıyor. Ve yazar sadece başbakanın meydanlardaki söylemlerine cevap vermemekle kalmıyor, polis gaz bombaları ve tazyikli sulara kattığı asitlerle halkı zehirlerken, akıl almaz açıklamalar yapan avanesine de oscar dağıtıyor. Oscar Ödüllerine bir bakalım. Hangi dalda kim ne almış.

Drama(Bülent Arınç) : "İstanbul'un en saygın iki ailesinin nikâhı var. En seçkin davetlileri katılmış. Dışarıda protesto yapılıyor! Onları rahatsız etmeye kimin hakkı var?
Trajedi(Şamil Tayyar) : "Şunu bilin, Erdoğan diktatör olsaydı Taksim "Dersim" olur, mezar taşına hasret giderdiniz"
Komedi(Melih Gökçek) : "Vallahi sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki biz demokrasiye inanıyoruz. Bizde kaba kuvvet ve eşkiyalık yok."
Korku(Fatih Altaylı) : "Evet programda -başbakanın önünde- eğildim, bir canı kurtarmak için secde bile ederim.
Bilim-Kurgu(Hüseyin Çelik) : "Erdoğan gibi, konuşulanları dikkate alan çok az lider vardır. Türkiye diktatörlük olmadığı için bu eylemler yapılıyor. Gençler eve gitmeli, kötü niyetlileri güvenlik güçleriyle baş başa bırakmalıdır."

Yitirdiklerimiz kısmında ise Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan ve atılan gazlar yüzünden kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybeden Serdar Kadakal, Zeynep Eryaşar, ve geziye katılmamasına rağmen kullanılan biber gazı nedeniyle kalp krizi geçirerek haytını kaybeden Selim Önder hakkında yazılar, yakınlarıyla yapılan röportajlar var.

Araştırma, siyasi tarih kitaplarını seven herkese okumasını tavsiye ederim.

"...Saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde
leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yine yağacak kıvamda.
Ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda,
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler,
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler,
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek,
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
Adnan Yücel
Share:

24.07.2016

Kitap: No Pasaran - Dolores İbarruri

İspanya iç savaşı sırasında ihtiras çiçeği(La Pasionaria) olarak nam salan, İspanyol komünist direnişçi Dolores İbarruri'nin No Pasaran isimli otobiyografi kitabını okudum.

İsadora Dolares İbarruri Gomez 1895 yılında Bask bölgesinde Gallarta'da, yoksul bir madenci ailesinin onbir çocuğundan sekizincisi olarak dünyaya geldi. Babası 'Silahşör Antonio' olarak tanınan devrimci, maden işçisiydi. Madenci grevlerinin arttığı bir dönemde çocukluğunu geçirdi.

Onbeş yaşında eğitimini yarıda bıraktı. Terzilik ve hizmetçilik gibi işlerde çalıştı. 1916'da politik aktivist olan maden işçisi Julian Ruiz ile evlendi. Altı çocuğu oldu, dördü yoksulluktan öldü.

1917'de genel grevde eşi tutuklanınca ekonomik sıkıntısı daha da arttı. Bu dönemde Marks okumaya başladı. Sosyalistlerle beraber çalıştı. Sosyalist Parti'de 3.Enternasyonal'e katılma hususunda tereddüt ve fikir ayrılıkları baş gösterince, Genel İşçi Sendikasından bir grup ayrılarak Komünist Partiyi kurdu ve Dolores İbarruri'nin de içinde bulunduğu grup olan Somorrostro Sosyalist Grubu da Komünist Partiye katıldı. Bu dönemde El Minero Vizcaino isimli komünist gazetede "La Pasionaria" adıyla yazılar yazmaya başladı.

1920'de Bask delegesi seçildi. Partinin yayın organı olan Mundo Obrero(işçinin dünyası)'nın editörlüğünü yaptı. Aynı zamanda partinin, kadın örgütlenmesinin sorumluluğunu aldı.

1930'da Parti Merkez Komitesine girdi. Bir süre sonra tutuklandı ve iki yıl hapis yattı. Çıktığında "Savaş ve Faşizm Karşıtı Kadınlar Ulusal Komitesi'ni" kurdu. Yılmadı, mücadeleye devam etti. İspanya Komünist Partisi'nin (PCE) yürütme kuruluna seçildi. Komünist Enternasyonal'e katılan delegeler arasında yer aldı. 1935'de düzenlenen Enternasyonel'in 7. Kongresinde yürütme kuruluna seçildi.

1936'nın Ocağında Komünist Enternasyonal'in "Birleşik Cephe"  politikasına uygun bir şekilde
Sosyalist partiyle kurdukları Halk Cephesi'nin adayı olarak parlamentoya girdi.

Yaklaşık altı ay sonra Temmuz 1936'da Franco emrindeki faşistler ayaklanıp, Madrit'e doğru yürümeye başladıklarında düşünmeden mücadeledeki yerini aldı ve iç savaşın başladığı günün gecesi, radyodan yaptığı komuşmada; "dizlerinizin üstünde yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir, Geçit Yok!" dedi. Bu slogan faşizme karşı direnenlerin saflarında yankılandı.

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaralarında, Radyo Dinleyicisi Cevdet Bey'in ağzından Dolores İbarruri için şöyle der;
" ... Sesi güneş gibi bir şeydi kadının. 
Halâ arar dururum İspanyol radyolarında o sesin benzerini 
kalın, aydınlık, sıcak...
Ben İspanyolca anlamam, fakat  sissileme bile sövse dinlemek saadetti onu..."

İspanyol ulusunu temsil eden Cumhuriyetçi hükümet her şeyden önce halkçılık ilkesini benimsemişti. Kendisini destekleyecek büyük şirketlerin ünlü avukatlarından, toprak sahibi zenginlerin temsilinden yoksundu. Zenginler, Kilise, Hitler, Musolini, Petrol Kralları, Amerikalılar... Hepsi Franco'dan yanaydı.

Beşinci alayın örgütlenmesinde görev üstlendi. Kadınlardan oluşan "Yardım Komitesi" için 100.000 kadını örgütledi. Bir yandan da Avrupa ülkelerinin Franco'yu desteklememelerini sağlamak için görüşmeler yaptı.

Ekim 1938'de Birleşmi Milletler Uluslararası Müdahale Etmeme Komitesi tüm yabancı askerlerin İspanya'dan ayrılmasına karar verdi. Barselona'da Enternasyonal Tugaylara  yaptığı veda konuşmasında şunları söyledi.
"Farklı ideolojilere, farklı dinlere mensup, farklı deri rengine sahip olan ama özgürlük ve adalete sevdalı komünistler, sosyalistler, anarşistler, cumhuriyetçiler, mücadelemize koşulsuz katılmak üzere buraya gelmişlerdi. Bizlere her şeylerini verdiler, gençliklerini veya olgunluklarını, bilgilerini ve deneyimlerini, kanlarını ve yaşamlarını, umutlarını ve arzularını verdiler ve bizden hiçbir şey talep etmediler. Onlar mücadelede yer almak istediler ve bizler için ölme onuruna erişmek istediler…"

İç Savaşi Franco kaznadı. Dolores İbarruri'de diğer devrimciler gibi Paris'e sürgüne gönderildi. Bir süre sonra Sovyetler Birliğine gitti. Mülteciliği sırasında  Sovyetler Birliğinde  İspanya Komünist Partisi'ni temsil etti, sonraki yıllarda defalarca Parti Başkanlığına seçildi. Oğlu Ruben Kızıl Orduya katıldı. 1942'de Stalingrad savunmasında öldü.

Lenin Barış Ödülü ve Lenin Şeref Rütbesine Layık görüldü. 1975'te  Franco'nun ölümünden sonra anavatanına döndü. 1977'de yapılan seçimlerde Asturias bölgesinden milletvekili seçildi. İspanya Komünist Partisinin programından Leninizm'i çıkardı, İspanya Komünist Partisi, Sovyetler Birliğinden bağımsızlığını savunan ilk komünist partisi oldu.

1989 yılında Madrit'te geçirdiği zatürre sonucu hayatını kaybetti.

Kitapta sadece hayat hikayesini anlatmakla kalmıyor, doğduğu bölgenin doğal, toplumsal, kültürel durumunu, İspanyol halkının mücadelesini, işçilerin zorlu yaşamlarını, maden ocaklarının ve madende çalışan madencilerin durumlarını ve sömürüyü anlatıyor. 1936 ayaklanmasını, Halk Cephesinini kurulmasını, Madrit'in nasıl düştüğünü, Alman ve İtalyan faşitlerin Franco'ya nasıl destek olduklarını, Üstün askeri kuvvetlere karşı işçilerin ve köylülerin nasıl direndiğini anlatıyor.

Share:

13.06.2016

Kitap: Darağacı - Vasil Bikov

DarağacıAkıcı olan kitap, İkinci Dünya Savaşında, isimleri Rıbak ve Sotnikov olan, iki Rus askerin komutanları tarafından erzak bulmaları için görevlendirmeleri sonucu çıktıkları yolculuğu, Sotnikov'un hasta olması, bir çiftlikten çıktıktan sonra ormanda Almanlar tarafından ayağından vurulması, Rıbak ile Sotnikov'un Dz'om'yanşa adında bir kadının evine sığınmaları bu evde Dz'om'yanşa ile birlikte tutuklanmaları, hücreye atılmaları, hücrede daha önce sığındıkları muhtarla karşılaşmaları, kendileriyle yüzleşmeleri, sorgulanmaları, sorgu sırasında Sotnikov'un yaralı olmasına rağmen dövülmesi, Rıbak'a sorgu odasında gelen teklif ve işkence görmemesi, Yahudi ailesi Almanlar tarafından katledilmiş küçük bir kız çocuğu olan Baka'nın yakalanıp hücreye atılması, Sotnikov'un inlemeleri ve Kenti süslemek için kurulan taklara mahkumları asmak için beş adet ip hazırlanması ve dört mahkumun asılması, ihanet edip Almanların tarafına geçen bir esir ve iç hesaplaşmasını konu alıyor.

 

Kitaptan Alıntılar:

"Evet, faşizm dünyanın yarısını çarklarında öğüten bir makinaydı. Onun karşısına çıkıp çıplak elle onu durdurmaya mı çalışmalıydı yani? Yandan onun tekerine çomak sokmak çok daha sağduyulu bir şeydi!"
...
"Hayır, ölüm hiç birşeyi halletmiyor ve hiç bir şeyi haklı çıkarmıyordu. Sadece yaşam insanlara bazı fırsatlar veriyor, onlar da bunları kullanıyor ya da kaçıyorlardı; kötülüğe, şiddete sadece yaşam karşı koyabilirdi, ölüm hiç bir şey yapamazdı."

Yazar hakkında: Darağacı

Vasil Bikov, Belarus (Vitebsk)1924 doğumlu öykü yazarıdır. Köylü bir ailenin oğludur. Köy okulunu bitirdikten sonra sanat okuluna girdi. Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı'na girince okulu bıraktı ve gönüllü olarak cepheye gitti. Savaşın sonunu Avusturya'da gördü. Savaştan sonra on yıl daha subaylık yaptı. 1955 yılında basılan öyküleri Beyaz Rus dilindeydi ve olaylar cephede geçiyordu. 1962'de Beyaz Rus dilinde yazılan ve Rusçaya çevrilen, Türkçeye Üçüncü Fişek ismiyle çevirisi yapılan kitapla üne kavuştu. Yazdığı öykülerle 1974'de Sovyetler Birliği Devlet Ödülü aldı.

Share:

11.05.2016

Kitap: Dünyanın En Garip Yasaları



21. İzmir Kitap Fuarından bir çok kitap aldım, çogunu da sahaflardan aldım. Elli liralık bütçemle onüç tane kitap aldım. En Önemlisi sahaflarda aradığım kitapları buldum. İlk okuduğum kitap Jenny Paschall ve Ron Lyon'un yazdıkları Dünyanın en garip yasaları (1997) kitabı oldu. Aldığım kitapların türlerinden farklı bir kitap, O kadar garip yasalar var ki/vamış ki... Mesela fillerin bira içmesi yasak, fillere bira içiren insan ya da zürafa sırtından balık tutmaya çalışan insan yaşıyorsa tanışmak isterim. Demek ki bu insanlar bunları yaptı ki yasaklandı.

Dünyanın en garip yasalarına örnekler;
*Birmingham, Alabama'da gözleri bağlı olanların araba sürmeleri yasaktır.
*Missouri'de kafese konulmamış ayıların araba ile gezdirilmesi yasaktır.
*Massachusetts yasalarından biri içkili araba kullanma veya kurallara uymayanlar kendilerini yol yapım çalışmalarında bulurlar.
*Palermo, İtalya'da yasaya göre kadınlar istedikleri yerde çıplak güneş banyosy yapabilirler. Fakat aynı durum erkeklere para cezası getirebilir. Çünkü yasa "Erkeğin anatomik durumu o istemese bile müstehcen hale gelebilir" der.
*Kentucky'de bir adamın karısın büyükannesiyle evlenmesi yasaktır.
*Finlandiya'da, cahillerin, okuma yazma öğrenene kadar evlenmelerine izin verilmez.
*Riverside, California'da çiftler dudaklarını gülsuyu ile silmedikleri müddetçe, öpüşmeleri yasaktır.
*19. yüzyıla kadar İspanya'da yıkanmak yasaktı. Çünkü yıkanmanın, putperest inancı olduğu kabul ediliyordu.
*Pittsburgh, Pennsylvania'da, buzdolobında uyumak yasaktır.
*Morrisville, Pennsylvania'da, kadınların özel izin almadan kozmetik ürünleri kullanmaları yasaktır.*Le Fors, Texas'ta günün hangi vaktindeolursa olsun ayakta üç biradan fazla içmek yasaktır.
*Yukon, Oklohama'da, tedavi için gelen birinin, dişçinin dişini çekmesi yasaktır.
*Tibet'te beyaz ayakkabı giymek yasalara aykırıdır.
*Minneapolis'de, kırmızı araba kullanmak yasaklaanmıştır.
*Oxford, Ohio'da bir yasa, kadınların, bir erkek resmi önünde soyunmalarını yasaklar.

*Madagaskar'da kabile yasalarına göre, çocukların, babalarında daha uzun olması yasaktır. Eğer çocuk babadan uzunsa, para cezası veya öküz vererek cezasını öder.
*McPherson, Kansas'ta, küçük çocukların misket oynaması tamamen yasaklanmıştır.
*Singapur'da kim, kendisinden yaşlılara veya fakir düşmüş ailesine yardım ettmezse, evlatlıkla ilgili saygı yasası uyarınca, para veya hapis cezasıyla cezalandırılır.
Boston'da keman çalmak yasaktır.
*Hartford, Connecticut'da, köpeği eğitmeye çalışmak veya bir şeyler öğretmek, yasalara aykırıdır.*Connecticut'da, bent yapımı için, kunduzların kullanılması yasaldır.
*Natchez, Mississipi'de fillerin bira içmesi yasaktır.
*Ohio hız yasası "Bir eşek, saatte 6 milden hızlı sürülemez." der.
*Antik Yunan'da, Delos adasında doğmak ve ölmek yasalara aykırıydı.
*İdaho'da ise, sadece zürafa sırtında balık tutmak yasaktır.
*Alabama'da, kilisede, takma bıyık kullanmak yasalara aykırıdır.
*Yugoslavya'da, daha önce çıkan bir yasayla, Halley kuyruklu yıldızına, gökyüzünde görünme yasağı konmuştur.Halley'de yasaya uyarak, yetmişdört yılda bir gözükür.
Bu da benden;
En iyi yasayı da biz yaparız biz.
Türkiye'de yasalar torba ya da paketle gelir ..Şapkadan tavşan çıkaran hokkabazlar gibi torba torba yasa çıkaran meclisimiz olmasına rağmen bu kadar garip yasalar biz çıkaramıyoruz. Bizde genelde isminin kılıf yasa olması gereken, bazen paket bazen torbadan çıkan zorba yasalarla, khklarla halkın özgürlüğüne prangalar vurulur.
Share:

5.06.2015

Kitap: Kişisel Direniş Kitabı - Enver Aysever

Direnişte idim. Üç gündür belli aralıklara biraz müzik eşliğinde. Enver Aysever'in kişisel direnişlerini okudum. Bana direnişteyken en çok bu iki parça eşlik etti...

    
   
Herkesin de kişisel direnişleri vardır. Benim de henüz yazmadığım direnişlerim var.

Nefes aldığımız her an ölüme karşı direniyoruz. Sonucu kesinlikle belli, galip gelemeyeceğimiz kesin. "Savaşın kazananı olmaz" derler, doğrudur savaşta iki tarafta yenilir, insanlıkları ve vicdanlarıyla beraber. Bu galip gelemeyeceğimiz savaşın kazananı inançlı insanlar için tanrıdır. Tanrı kumar gibi o zaman, kumarda kazanan hep kasadır, inançlı insanlarda da durum aynen böyle insanlar hayatlarını kaybeder tanrı hep kazanır  Bir de nefesi kesildiğinde bile direnmeye devam edenler  var. Düşünürler, yazarlar, şairler, ressamlar, müzisyenler ...

Mesela "Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için." diyen Yunus Emre, "Dönen dönsün ben dönmem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal, 1828'li yıllarda Aydın'da halk ihtilali yapan, Vergi yükünden bunalan halka bu vergiyi kaldırdığını ilan edip, mültezimlerin, voyvodaların ve zabitlerin halktan keyfi olarak topladıkları vergileri kaldıran, bunlarla da yetinmeyerek, ' vali-i vilayet, hademe-i devlet, Atçalı Kel Memet ' şeklinde imzaladığı fermanlarla, hükumetten serbest ticaret ve tarımın korunmasını, kanunların değiştirilmesini, daha eşit kanunlar yapılmasını ve askerliğin yeni esaslara bağlanmasını" isteyen Atçalı Kel Mehmet'in Anadolusun da. "Vatan sevgisinden maksat, toprağa değil, onun üstünde yaşayan insanlara duyulan sevgidir" diyen Namık Kemal'in, "Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin." diyen Tevfik Fikret'in, Emperyalizme karşı direnip, halkı örgütleyip, kurtuluş savaşını kazanılmasında büyük rol oynayan Mustafa Kemal'in Türkiye'sinde direnmek bize kalan miras, Yakın tarihimiz de "Vurun ulan vurun ben kolay ölmem" diyen Ahmed Arif, "Hiç bir korkuya benzemez halkını satanın korkusu" diyen Nazım Hikmet, " Japonya'yı yiyen velet /Dünyadaki tek nedamet /İki yüzlü kahpe millet /Amerika katil katil" diye türkü yakan Aşık Mahsuni Şerif ve nicesinin topraklarında Anadolu'da yaşıyoruz.

Herkesin kişisel olarak direndiği bir şeyler mutlaka vardır. Benim için okumak bir direnme biçimi, yazmakta bir direnmek. Sevmek direnmektir. Her şeye rağmen gülebilmek direnmektir. Direnmek güzel şey, direnenler de güzel insanlar!

Bu kitapta edebiyattan sanata, siyasetten futbola, astrolojiden kişisel gelişime, güncel olaylardan aşka bir çok konuda fikirlerini de belirtirken başkaldırının, direnişin kitabını yazmış kısaca...

Share:

6.05.2015

Kitap: Gülünün Solduğu Akşam - Erdal Öz


"herkes ne zaman ölür
elbet gülünün solduğu akşam."
turgut uyar


Üç gündür her gece biraz biraz okuyorum. Erdal Öz okuyorum. Gülünün solduğu akşam. Zamanlamam da iyi asıldıkları gün olan 6 Mayıs da kitabı bitirdim. Roman değil, kurgu da değil. Anlatı diyebiliriz. Ki zaten kitabın üzerinde de “anlatı” diye yazıyor.

Anlatımız Mamak Cevaevinde başlıyor 30.6.1972 Erdal Öz ile Deniz'in ilk görüşmesi. Aradan 3 ay geçecek Deniz Gezmiş ile bir görüş günü karşılaşacaklar. Deniz ile çay ocağında edebiyattan konuşacaklar. Sonra Deniz, “Ernesto'yo güzel yazmıştın. Sen iyi belgeliyorsun. Belgeye dayalı şeyler yazmalısın. Yazmalısın. Bizide sen yazmalısın” diyor.
...


Deniz Gezmiş Anlatıyor bölümünden bir kaç alıntı.

“Yürü, dedim.
Arabasına bindik.
O sıra mahalle halkıda toplanmış gürültümüze.
Biri de, elinde silah üstümüze geliyor.
At o silahı elinden! Dedim gelene.
Attı silahı yere.
Dağılın! Dedim kalabalığa.
Kalabalığın ayaklarınınn dibine, yere birkaç el ateş edince çil yavrusu gibi dağıldılar.
Niyetim gidip Yusuf'u bulmak.
...

vurduk kayseri yoluna.
adam soruyor yolda: kimim? neyim?
adımı söyleyince çok şaşırdı. hiç beklemiyordu.
karısının eline bilerek ateş etmediğimi söyledim.
baktım da, kızgın değildi bana ama şaşkındı.
astsubaymış.
cebimde 525 liram vardı. 25 lirasını kendime ayırdım. 500 lirayı astsubaya verdim.
sigaram kalmamıştı. sigarasını aldım.
kar yine başlamıştı.
...

o sahneyi çok iyi somutladım:
idam günü gelip çatınca o sevdiğim, alıştığım giysileri giyeceğim: postallarımı, parkamı.
beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. kesin. direneceğim ve giymeyeceğim.
öyle her zamanki eyleme gidiş tavrımla gideceğim.
yok, tıraş falan da olmayacağım.
gidip, oturup önce bir sigara yakacağım orada.
sonra demli, sıcak, güzel bir çay içeceğim.
ha bak, rodrigo'nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada. bak, bunu çok isterim. sanırım, asılacak bir insanın son isteğini geri çevirmezler. bunu isteyeceğim.
...

Yusuf Aslan Anlatıyor bölümünden birkaç alıntı.

Sivas Emniyet Müdürü, yaşamamdan umudu kesmiş olmalı ki, ölmeden önce ifademi almaya çalıştı. Görevini eksiksiz yapmaya çalışıyordu. Ameliyat masasındaydım vebaşıma dikilmiş sorular soruyordu.
Nereye gidiyordunuz?
Diyarbakır dolaylarına.
Ne yapacaktınız orada?
Sığınabileceğimiz bir köy bulursak orada kalacaktık, olmazsa dışarı çokacaktık.
Komünist bir ülkeye mi sığınacaktınız?
Komünist olmayan bir ülkeye gidecektik.
Böyle sormuştu, böyle söylemiştim. İfademde yazılıdır bunlar.

...

buraya, mamak cezaevi'ne gelmeden iki gün önce babamla konuştum. burada görüş olmadığını söyledim.
"belki bir daha görüşemeyiz baba, bu son görüşmemiz olabilir." dedim.
çok üzüldü.
"ben bir adamını bulurum." dedi.
kalktı. sendeledi. düştü yere. gözleri bana dikilmişti. çıkardılar.
ağzından kan gelmiş dışarıda; ağlıyormuş. üzüntüden mide kanaması geçirmiş. hastaneye kaldırmışlar.
...

Mete ve irfan'ın işkence bölümlerini okurken sayfalar ıslandı gözyaşlarımdan. Okurken hayranlık duydum, yüreğim parçalandı, inanmak istemedim olacaklara, korkulanın olduğunu bildiğim halde. İşkencelerin anlatıldığı sayfaları okurken. Yaşar Kemal 'in Merhaba şiiri geldi. “Zulümlerde işkencede ölümde bükülmeyen kola güce merhaba” diye yazıvermişim kitaba artık nasıl bir ruh halim vardı bilemiyorum. O bölümü bitirdikten sonra

Kitabı ”Avukatlar Askeri yargıtay ikinci dairesine başvurarak kararın bozulmasını isterler. Askeri yargıtay kararı bozar, ancak üç kişinin idamını yerinde görür. Bunlar Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'dır. Olay TBMM'ye de gelir. Meclis Konuyu görüşme kararı alır. Meclis'te senato da konu görüşülür. Adalet Partililerin tam olarak katıldığı oturumda ellerin çoğunluğu, bu üç gencin asılarak öldürülmeleri için havaya kalkar. Bir başka dönemde asılan üç kişinin Mederes'in Zorlu'nun, Polatkan'ın öcünü almak ister gibidirler.” bu paragrafa kadar okuyana kadar neden asıldıklarını bilmiyodum. Çünkü denizlerin eline hiç kan bulaşmamıştır. İntikammış mesele üç-üç bitirmişler maçı...

Altını çizdiğim satırları yazmak isterdim ama siz bu kitabı okuyun. Sondaki mektuplar ise kitaba ayrı bir hüzün katmış. Bitirdiğimde hatta okurken ağladığım tek kitap...

Tarih halkının özgürlüğü için savaşanları yazar Mustafa Kemal'i yazdığı gibi, Deniz'leri de yazmıştır.  Türküler kahramanların ardından yakılır. Ege'de Efeler için, Çanakkale de şehitler için, Şarkışla da Denizler için...

 06.05.15

Share:

6.11.2014

#İsyan Geliyor!

2013 yılına ve Türkiye'nin geleceğine damga vuran haziran direnişi çizgi roman oluyor.

Haksızlık ve zulmün olduğu yerde, isyan etmek meşrudur.

Tommiks Teksas, Conan, Karaoğlan, Kızılmaske çizgi roman okumayı çok severim. Çocukluktan kalan alışkanlık diyebiliriz. Haziran direnişinin çizgi roman olmasıda ayrıca güzel. Merakla bekliyorum. Okumak için sabırsızlamıyorum. İşte #İSYAN;

Kitap, şu sözlerle tanıtılıyor: 

"2013 Haziranı’nda, bir halk, uzun yıllardır ülkeyi yöneten iktidara ve onun diktatör olmaya hevesli liderine karşı isyan etti. Küçük bir parkta, “3-5” ağaç için başlayan eylemler, milyonlarca insanın sokağa çıkmasını sağladı. 2013 yazı boyunca, ülkenin isyan edenleri, eşine benzerine az rastlanır büyük bir dayanışma ve sevgiyle, sadece polisin amansız şiddetine değil, iktidarın yalan ve nefret kampanyasına da direndi, boyun eğmedi. 2013 Haziranı’ını ve ortaya çıkan büyük öyküyü hiç kimse unutmayacak. O büyük öykünün, küçük bir parçası.

#İsyan... Haziran’daki gibi, #İsyan hepimizin katkılarıyla çıktı."

Yazan: Erkan Yıldız
Çizen: Arda Güler

Kitabın tanıtım videosu:


Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com