Bir İzmirlinin Kaleminden
Kültür soykırımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür soykırımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.07.2015

Çok geri kafalıyım

Tarihi eser niteliği taşıyan binaları niteliğini değiştirerek yıkarız. Yerine modern on-beş, yirmi katlı binalar dikeriz. gelişiriz. Gelişmekten tek anladığımız bina dikmek...

İnandıkları kitapta topraktan yaratıldığımız yazmasına rağmen toprağın pis olduğuna inandırdılar ev sahiplerini, diktiler binaları...Rahat rahat apartmanlarda oturmak, evine asansörle çıkmak varken eski püskü Rum evlerinde oturmak ev sahiplerine cazip gelmedi. Altı, yedi daireye kim hayır der ki...

Oturduğum ilçe çok değil, on-beş yıl önce Rumlardan kalma taş evlerle doluydu, azda olsa ahşap ve iki katlı evler vardı. Şimdi ise sokaklarında dolaşmak bile zevk vermiyor, Geliştik ama bir kültüründe içine ettik. O evler yok artık dut ağacı olan ve domates, biber, patlıcan ekilen bahçeleri de onlarla birlikte çekip gittiler. Gelecek sene için tohum saklamak da yok, o evlerle birlikte bir kültür de yok oldu. Yerlerine apartmanlar diktiler, önlerine beton döktüler, yollarına ise asfalt döktüler.

Bir gün kendimi doğaya bırakayım dedim. Başladım dağa doğru yürümeye beton yol bitti asfalt  başladı sonrada patika yol...  Neyse yürüyorum daha doğrusu yokuş çıkıyorum.. On dakika falan yürüdükten sonra Müteahhit'in biri Koca çamları kesmiş, sekiz, on binalı villalar yapmış. Neyse küfrederek yürümeye devam ettim. yirmi - yirmi beş dakika yürüdüm... Bir de ne göreyim ileride toz bulutu, tepeden kamyon geldiğini fark ettim. "Hayırdır? Yukarıda ne var?" dedim. "Taş ocağı var" dedi Taş ocağı da aşağıdaki çok büyük ağaçlık bölge ye inmiş, ağaçların bir kısmını yok etmişlerdi. Kendi kendime "Güzelim dağ elimizden gitmiş. Müteahhitler, dağın ilçeye yakın olan yerlerin ırzına geçmiş, taş ocağıda yukarıdan başlayarak ormana tecavüz etmiş.".  diye söylendim. Bu hızla gidersek yakında ağaç altında oturup okuyacağım yada içeceğim tek yer mezarlık olacak.

Geçtiğimiz günlerde Srebrenitsa ile ilgili yazmıştım. Maalesef, insanlık tarihinde soykırımları çokça görüyoruz. Keşke hiç olmamış olsalar ama keşkelerle yaşamak zorundayız. Soykırımlar, insanlık tarihinin utanç anıtlarıdır. Soykırım sadece bir ırka ya da etnik bir gruba değil, her şeye yapılabilir. Kültür de bunlardan biridir. Modernizm ve piyasacılık yani her şeyin alınır satılır olması kültüre yapılan soykırımı kolaylaştırır. Tarihi eser olarak nitelendirilen binaların devlet eliyle ya da devlet iziniyle yıkılması kültüre yapılmış bir soykırımdır. Doğanın kendi kültürü vardır. Binlerce ağacı kesip, hiç gerek yokken saray yapmak yada kuruyacağını bildiğin halde akarsulara HES yapmak kültürel soykırımdır.

Ve bütün bunlar muhafazakar geçinen ama muhafazakâr olan hepsi birbirinin devamı olan partiler zamanında oldu. Bazen düşünüyorum da "muhafazakar geçinmeyen muhafazakar olan partiler tarafından yönetilse idik nasıl olurdu? bu sorunun cevabını hiç öğrenemeyeceğim. Çünkü ülkemde muhafazakar insan yok, muhafazakar parti nasıl olsun.
Muhafazakarlık demek bu değil, bu muhafazakârlık. Kâr arttırmak ve muhafaza etmek asıl amaç, nasıl artacağının bir önemi yok. Bir dergi de okumuştum İtalya da tarihi yapılarda oturan insanlar, her yıl binanın onarımını yaptırmak zorundaymışlar, o yapıların kesinlikle zarar görmemesi gerekiyormuş. Yani belkide içinde oturan insanların bir çivi bile çakmaları yada evlerini istedikleri gibi boyamaları yasaktır. Muhafazakarlık budur.Kültür toplumların yüzlerce hatta binlerce yıllık deneyimlerinin tümüdür. Kültüre yapılan soykırım da aslında toplumun geleceğine yapılmıştır. Orhan Gökdemir bir kitabında (yanlış hatırlamıyorsan Cumhuriyetin ilk/son yüzyılı) şöyle bir şey diyordu. "Biz de muhafazakar yok tuhafazakar var." Gerçekten de istisnalar hariç bizde muhafazakarlar biraz tuhafazakar. tuhaf tuhaf huyları var...

Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.