Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.06.2015

Nazım ile ilk tanışma

İlk okul eğitimi sırasında Türkçe kitaplarında genelde bayrak şiiri yerini almıştı. Liseyi bitirene kadar da şiirle aram yoktu. Her öğrenim yılında kitaplarda birbirinin benzeri şiirler okutuluyordu. Tabii, bu ben şiiri sevmediğim anlamına gelmiyor ama o dönemler roman okumayı daha çok seviyordum.

Tabii ki edebiyat derslerinde Orhan Veli, Yahya Kemal gibi çok önemli şairlerle tanıştım. hala ezberimde bir kaç şiirleri vardır. Ama herkesin Nazım ile ilk tanışması farklıdır. Okulda okurken pek denk gelmedim ders kitapların da Nazım'a... Varsa bile ben görmemiş olabilirim...

Eski, kapağı olmayan bir edebiyat dergisinde "Nazım Hikmet Vatan Hainliğine Devam Ediyor" şiirini okumuştum. Eski, kapağı olmayan, saman kağıdından sayfaları olan bir dergide. Bütün görüşümün değişeceğinden habersiz okudum. Bazen bir şiir hayat değiştirir. Kitapta olabilir. İyi bir beste de olabilir.

Sonra elime geçen kitapta Memleketim şiirini okudum. Arkasından Davet şiirini okudum. Bu şiirin basılı olduğu bir tişört almıştım hatta pazar da denk gelmişti. "Dört nala gelip uzak Asyadan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan, Bu memleket bizim!" Ve Diyet şiiri ilk okuduğum şiirleri. Diyet beni etkilemişti Kore'de ölen bir subayın ağzından Menderes'ten subayın diyetini istedi. Kuva-yi Milliye Destanı ve Şöyle bir karıştırdığım Memleketimden İnsan Manzaralarını saymazsam olmaz.

Her okuduğumda, Nazım halk, Nazım memleket, Hakkını arayan insanlar da biraz Nazım..Nazım Hikmet'in "Ne devlet, ne para, insanın emrinde dünya" sözü bir gün gerçekleşecek, On yıl sonra, belki yüz ama bir gün gerçekleşecek. Ne devlet, ne para, insanın emrinde dünya!

Daha önce yazdım, ama hala anlamıyorum.. Türkiye de hayat şartlarına göre kitap bile lüks. Kitaplar neden bu kadar pahalı anlamıyorum... Neden vergi aldıklarına kafam basmıyor desem yalan olur "Devlet okuma diyor" okursan da ben senden vergi alırım.
 
Share:

25.05.2015

Güneşi İçenlerin Türküsü

Bu bir türkü:- 
toprak çanaklarda 
güneşi içenlerin türküsü! 
Bu bir örgü:- 
alev bir saç örgüsü! 
                         kıvranıyor; 
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor 
                                      esmer alınlarında 
                          bakır ayakları çıplak kahramanların! 
Ben de gördüm o kahramanları, 
ben de sardım o örgüyü, 
ben de onlarla 
                     güneşe giden 
                                        köprüden 
                                               geçtim! 
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. 
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını; 
altın yeleli aslanların ağzını 
                                        yırtarak 
                                              gerindik! 
Sıçradık; 
            şimşekli rüzgâra bindik!. 
Kayalardan 
            kayalarla kopan kartallar 
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. 
Alev bilekli süvariler kamçılıyor 
                             şaha kalkan atlarını! 


                    Akın var 
                                güneşe akın! 
                        Güneşi zaptedeceğiz 
                                güneşin zaptı yakın! 


Düşmesin bizimle yola: 
evinde ağlayanların 
                            göz yaşlarını 
                                        boynunda ağır bir 
                                                                zincir 
                                                                    gibi taşıyanlar! 
Bıraksın peşimizi 
            kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte: 
        şu güneşten 
                        düşen 
                               ateşte 
                                    milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar 
göğsünün kafesinden yüreğini; 
şu güneşten 
                düşen 
                        ateşe fırlat; 
yüreğini yüreklerimizin yanına at! 


                          Akın var 
                                  güneşe akın! 
                          Güneşi zaaptedeceğiz 
                                  güneşin zaptı yakın! 


Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! 
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız, 
toprak kokuyor bakır sakallarımız! 
Neş'emiz sıcak! 
                kan kadar sıcak, 
delikanlıların rüyalarında yanan 
                                                o «an» 
                                                    kadar sıcak! 
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, 
ölülerimizin başlarına basarak 
                                            yükseliyoruz 
                                                        güneşe doğru!

Ölenler 
        döğüşerek öldüler; 
                              güneşe gömüldüler. 
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! 


                          Akın var 
                                      güneşe akın! 
                          Güneşi zaaaptedeceğiz 
                                      güneşin zaptı yakın! 


Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor! 
Kalın tuğla bacalar 
                    kıvranarak 
                                ötüyor! 
Haykırdı en önde giden, 
                            emreden! 
Bu ses! 
        Bu sesin kuvveti, 
                             bu kuvvet 
yaralı aç kurtların gözlerine perde 
                                                     vuran, 
onları oldukları yerde 
                                durduran 
                                      kuvvet! 
Emret ki ölelim 
                   emret! 
Güneşi içiyoruz sesinde! 
Coşuyoruz, 
           coşuyor!.. 
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde 
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor! 


                           Akın var 
                                       güneşe akın! 
                           Güneşi zaaaaptedeceğiz 
                                       güneşin zaptı yakın! 
  


Toprak bakır 
            gök bakır. 
Haykır güneşi içenlerin türküsünü, 
Hay-kır 
        Haykıralım! 


    Nazım Hikmet Ran
Share:

9.03.2015

Ömer Hayyam'ın Bazı Dörtlükleri

Ömer Hayyam'ın günümüze ışık tutan ve hayatlarımıza müdahale etmek isteyenlere net cevaplar veren bazı dörtlükleri.

Girme şu alçakların hizmetine:
Konma sinek gibi pislik üstüne.
İki günde bir somun ye, ne olur!
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var, 
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar? 
Ev mi dayanır, bu sel yatağına? 
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?

İnsan son nefesine hazır gerekmiş
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz;
Böyle dirilsek işimiz iş.

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Mevla kanar mı bunlara?

Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?

Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

Dünya üç beş bilgisizin elinde; 
Onlarca her bilgi kendilerinde. 
Üzülme; eşek eşeği beğenir: 
Hayır var sana "kötü" demelerinde.

Sen sofosun, hep dinden dem vurursun,
Bana da sapık, dinsiz der durursun
Peki ben ne görünüyorsam o'yum
Ya sen ne görünüyorsan o musun?

Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.

Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi
Neden ölüme mahkum eder hepsini
Yaptığı güzelse neden kırar atar
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmıyan adama akmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Gül verme istersen, diken yeter bize.
Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
Hırka, tekke, post most olmasa da olur,
Kilise çanları bile yeter bize.

Adam olduysan hesap ver kendine:
Getirdiğin ne? Götürdüğün ne?
Şarap içersem ölürüm diyorsun:
İçsen de öleceksin, içmesen de!

Kendi içmez, içeni kınamaya bayılır,
Yüzünden aldatmaca, sahtekarlık yayılır.
Şarap içmiyor diye kasılıp gezer ama:
Yedikleri yanında şarap meze sayılır.

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!

Share:

13.11.2014

Okuyan Bir Kızla Çık!

Yaşasın okumayı seven insanlar! Küçükçe bir yazı, okumayı seven kadınlara armağan ediyorum.

Dünyayı İstiyorsan... Okuyan Bir Kızla Çık

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.

Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.



Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.

Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.

Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.

Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.

Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.

Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.

Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.

Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.
O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.

Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.
Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.


Rosemarie Urquico
Türkçeleştiren: Onur Çalı

Share:

6.11.2014

#İsyan Geliyor!

2013 yılına ve Türkiye'nin geleceğine damga vuran haziran direnişi çizgi roman oluyor.

Haksızlık ve zulmün olduğu yerde, isyan etmek meşrudur.

Tommiks Teksas, Conan, Karaoğlan, Kızılmaske çizgi roman okumayı çok severim. Çocukluktan kalan alışkanlık diyebiliriz. Haziran direnişinin çizgi roman olmasıda ayrıca güzel. Merakla bekliyorum. Okumak için sabırsızlamıyorum. İşte #İSYAN;

Kitap, şu sözlerle tanıtılıyor: 

"2013 Haziranı’nda, bir halk, uzun yıllardır ülkeyi yöneten iktidara ve onun diktatör olmaya hevesli liderine karşı isyan etti. Küçük bir parkta, “3-5” ağaç için başlayan eylemler, milyonlarca insanın sokağa çıkmasını sağladı. 2013 yazı boyunca, ülkenin isyan edenleri, eşine benzerine az rastlanır büyük bir dayanışma ve sevgiyle, sadece polisin amansız şiddetine değil, iktidarın yalan ve nefret kampanyasına da direndi, boyun eğmedi. 2013 Haziranı’ını ve ortaya çıkan büyük öyküyü hiç kimse unutmayacak. O büyük öykünün, küçük bir parçası.

#İsyan... Haziran’daki gibi, #İsyan hepimizin katkılarıyla çıktı."

Yazan: Erkan Yıldız
Çizen: Arda Güler

Kitabın tanıtım videosu:


Share:

27.10.2014

Savaşsız, Kavgasız Yaşamak Bir Ütopya Mı?

Yaşamak için illa öldürmek mi gerekir?
Birilerine ya da bir şeylere zarar vermeden yaşayamaz mıyız?
Hani Nazım'ın
"yaşamak,yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak "
şiirindeki gibi yaşayamaz mıyız?
Farklılıklarımıza rağmen aynı gibi.
Basit yaşayamaz mıyız?
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Yaşamayı bu kadar zor hale getirmemizin sebebi ne?
Savaşsız, kavgasız yaşamak çok mu zor?
ya da
Savaşsız, kavgasız yaşamak bir ütopya mı?
Hiç bir zaman gerçekleşmeyecek mi?
Yardıma ihtiyacı olan birine, karşılıksız yardım etmek enayilik mi oluyor?

Aslında bütün bunlar çok da modern olmayan modern dünyanın, serbest piyasa ekonomisinin,toplum üzerindeki etkileri, günümüz insanın hayat mücadelesini zorlaştırıyor. İnsanları sürekli tüketime teşvik ediyor. iyi şeyleri kötü, kötü şeyleri iyi gibi göstermekte üstüne yok.

Nazım Hikmet'in "yaşamaya dair" şiirindeki gibi yaşamak çok mu zor?

Yaşamaya Dair
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                    insanlar için ölebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                        hem de en güzel en gerçek şeyin
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.
                                                       
                         
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
                                                                   

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
                       hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com