Direniş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Direniş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.08.2016

Kitap - Yenileceksiniz Bay Faşist - Emre Genç


Bu kitap başkaldırı, orantısız zeka, bazı istatistikler, çapulcu ve biraz da mizah içerir. Okurken "kısa süre önce bunların hepsi olmuştu, bir çoğunu nasıl oldu da unutmuşum" dedim.

İçinde AVM sevdasından kronolojiye, çarşı'dan kırmızı fularlı kız'a, medya ve sosyal medyadan sanatın gaza gelmesine bir çok başlık altında yazılar yer alıyor. Kısaca dünya ticaret örgütü protestoları, 21.yy isyanları olan ekoloji ve kent ayaklanmaları ile ilgili yazılarda var.

Bu kitap bize meydanlardan soru sorup, cevabı dinlemeden şiddet emri veren yöneticilere, insanlar ölürken şiddeti mazur  görenlere yazılı bir cevap niteliğinde.

Kitaptan kısa birkaç alıntı:

Başbakan: "Bunlar 28 Şubat'ta neredeydiler?
Çapulcu : Hani "isyan" günahtı? 28 Şubat'ta neden sokağa çıkmadınız diye hesap mı soruyorsunuz şimdi? Kimse size böyle hesap vermek zorunda değil. Yine de söyleyelim: Çoğumuz oyun oynuyorduk. Gezinin mimarlarının çoğu 28 Şubat'ta çocuktu. Biz size bir şeyler sorsak? 78 Maraş kıyımında, 93 Madımak yangınında, 2000 "Hayata Dönüş" katliamında neredeydiniz? 77 1 Mayıs'ında işçiler taranırken, Lice yakılırken, Gazi'de emekçi halk kurşunlanırken, bir halk asit kuyularında eritilirken neredeydiniz? Siz nerede olursanız olun, biliyoruz ki "fikriniz iktidardaydı". Ve biz ne 12 Eylül özentisi 28 Şubatçıların fikrini, ne de sizin iktidarınızı sevebildik. Kaldı ki, sizi birbirinizden ayrı da görmüyoruz. Bizim nazarımızda babanın mirasını paylaşamayan fikir kardeşlerisiniz.
*** 
Başbakan: "Ben milletin hizmetkârıyım, ama siz diktatör diyorsanız, ne diyeyim?
Çapulcu : 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün kurumlarına dokunmadan, yasama, yürütme ve yargıyı kontrol altına alarak, tek adam kafasıyla ülke yönetene ne denir? Hizmetkâr denmeyeceği kesin. Diktatörü de kabul etmeyeceğimiz kesin. Siz emekçi halka hiçbir zaman hizmet etmediniz. Hizmetiniz yerli-yabancı sermaye, inşaat, rant, faiz lobisine yönelikti. Kaldı ki milletin vicdanı hizmetkâr olmanızdan yana da değil. Halkın verdiği yetkiyi kullanırken demokrasiyi, insan haklarını ve adaleti gözeten bir lider olmanız, yeterli.
Sizin ne diyeceğinize gelirsek... "Diktatörlük hevesim yüzünden size çok acılar çektirdim, özür dilerim halkım" diyerek başlayabilirsiniz. 

Kitapta kronolojik olarak 27 Mayıs olayların başladığı günden, 11 Mart'a yani Berkin Elvan'ın öldüğü güne kardar gün gün nelerin yaşandığı yazıyor. Ve yazar sadece başbakanın meydanlardaki söylemlerine cevap vermemekle kalmıyor, polis gaz bombaları ve tazyikli sulara kattığı asitlerle halkı zehirlerken, akıl almaz açıklamalar yapan avanesine de oscar dağıtıyor. Oscar Ödüllerine bir bakalım. Hangi dalda kim ne almış.

Drama(Bülent Arınç) : "İstanbul'un en saygın iki ailesinin nikâhı var. En seçkin davetlileri katılmış. Dışarıda protesto yapılıyor! Onları rahatsız etmeye kimin hakkı var?
Trajedi(Şamil Tayyar) : "Şunu bilin, Erdoğan diktatör olsaydı Taksim "Dersim" olur, mezar taşına hasret giderdiniz"
Komedi(Melih Gökçek) : "Vallahi sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki biz demokrasiye inanıyoruz. Bizde kaba kuvvet ve eşkiyalık yok."
Korku(Fatih Altaylı) : "Evet programda -başbakanın önünde- eğildim, bir canı kurtarmak için secde bile ederim.
Bilim-Kurgu(Hüseyin Çelik) : "Erdoğan gibi, konuşulanları dikkate alan çok az lider vardır. Türkiye diktatörlük olmadığı için bu eylemler yapılıyor. Gençler eve gitmeli, kötü niyetlileri güvenlik güçleriyle baş başa bırakmalıdır."

Yitirdiklerimiz kısmında ise Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan ve atılan gazlar yüzünden kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybeden Serdar Kadakal, Zeynep Eryaşar, ve geziye katılmamasına rağmen kullanılan biber gazı nedeniyle kalp krizi geçirerek haytını kaybeden Selim Önder hakkında yazılar, yakınlarıyla yapılan röportajlar var.

Araştırma, siyasi tarih kitaplarını seven herkese okumasını tavsiye ederim.

"...Saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde
leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yine yağacak kıvamda.
Ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda,
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler,
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler,
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek,
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
Adnan Yücel
Share:

31.05.2015

Haziran'dan Bağzı Şeyler

Geziyi unutma! Gezi bana iktidardan  arta kalan cumhuriyetin, sosyalizmle onurlandıracak sosyalist devrimin ön hazırlığı niteliğinde olduğunu hissettirmişti. Sınıfsız sınırsız yaşamak mümkün, başka bir dünya mümkün eğer ...

Parktaki ağaçlar için başlayıp, hükumet'in politikalarını beğenmeyen insanların seslerini duyurmak istemesidir gezi. Burada biz de varız! burada biz yaşıyoruz demek. Biz sizi tanımıyoruz cevabı almaktır gezi Ankara'da Polis tarafından 3 metre mesafeden başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük gibi. Antakya'da polis tarafından kafasından vurularak can veren Abdullah Cömert gibi. Ümraniye'de  kalabalığın içine dalan bir taksi tarafından, ezilerek can veren Mehmet Ayvalıtaş gibi
Adana’'da ki direniş sırasında, köprüden düşerek can veren polis memuru Mustafa Sarı. Lice'de öldürülen Medeni Yıldırım hiçbiri unutulmadı unutulmayacaklar tıpkı Denizleri, Mahirleri, Erdalları unutmadığımız gibi. Eskişehir'de öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ı da unutmadık, biber gazı kapsülüyle yaralanan, ölüme 269 gün meydan okuyup, 15 yaşında 16 kilo bir biçimde hayatını kaybeden Berkin Elvan'ı da unutmadık. Hatay'da öldürülen Ahmet Atakan'ı unutmadık. Özgürlüklerini savunan insanlar ölmezler. Bu çocuklar ölmedi, öldürüldüler. Biz halkız bir ölür bin doğarız ama bu çocukların katilleri, azmettirenleri neden bulunamadı, suçlu kim? Dünyanın en barışçıl eyleminde neden binlerce insan yaralandı, suçlu kim?

İlk polis şiddetinden sonra sokaklara döküldük. İzmir de kişi başına düşün gazdan payımı aldım. Gaz yüzünden de gözyaşı döktüm Tv'de yaralananları ve hayatını kaybedenleri görünce de gözyaşı döktüm, Fenerbahçe maçında taraftarların "Ali İsmail Kormaz Fenerbahçe yıkılmaz" dediğinde de gözyaşı döktüm. Anladım ki insan olmak gözyaşı dökmeyi bilmeyi gerektiriyormuş. Kolayca duygusal'a bağlayabiliyorum kendimi...

Özgür birey olarak yaşamıma müdahale edilmesini istemediğim için eylemleri destekledim. Siyasi partilerin örgütsüz olduğunu da gördüm. Birbirini tanımayan insanların birbiriyle dayanışmasını da gördüm, Haziran meclisleri ya da park forumları olayından çok etkilendim bence yerel de böyle yönetilmeliyiz. Yani yönetime herkes katılmalı. Yaşadığımız yere bir şey yapılacaksa bu orada yaşayanların isteği doğrultusunda yapılmalı. Rant için değil! Halk için!. Unutmayalım ki bu ülke bizim yani halkındır. 2013 Haziranından bağzı fotoğraflar...

Fotoğraflarla Gezi












Biraz da orantısız zeka











Haziran güzeldir...
Share:

25.05.2015

Güneşi İçenlerin Türküsü

Bu bir türkü:- 
toprak çanaklarda 
güneşi içenlerin türküsü! 
Bu bir örgü:- 
alev bir saç örgüsü! 
                         kıvranıyor; 
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor 
                                      esmer alınlarında 
                          bakır ayakları çıplak kahramanların! 
Ben de gördüm o kahramanları, 
ben de sardım o örgüyü, 
ben de onlarla 
                     güneşe giden 
                                        köprüden 
                                               geçtim! 
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. 
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını; 
altın yeleli aslanların ağzını 
                                        yırtarak 
                                              gerindik! 
Sıçradık; 
            şimşekli rüzgâra bindik!. 
Kayalardan 
            kayalarla kopan kartallar 
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. 
Alev bilekli süvariler kamçılıyor 
                             şaha kalkan atlarını! 


                    Akın var 
                                güneşe akın! 
                        Güneşi zaptedeceğiz 
                                güneşin zaptı yakın! 


Düşmesin bizimle yola: 
evinde ağlayanların 
                            göz yaşlarını 
                                        boynunda ağır bir 
                                                                zincir 
                                                                    gibi taşıyanlar! 
Bıraksın peşimizi 
            kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte: 
        şu güneşten 
                        düşen 
                               ateşte 
                                    milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar 
göğsünün kafesinden yüreğini; 
şu güneşten 
                düşen 
                        ateşe fırlat; 
yüreğini yüreklerimizin yanına at! 


                          Akın var 
                                  güneşe akın! 
                          Güneşi zaaptedeceğiz 
                                  güneşin zaptı yakın! 


Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! 
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız, 
toprak kokuyor bakır sakallarımız! 
Neş'emiz sıcak! 
                kan kadar sıcak, 
delikanlıların rüyalarında yanan 
                                                o «an» 
                                                    kadar sıcak! 
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, 
ölülerimizin başlarına basarak 
                                            yükseliyoruz 
                                                        güneşe doğru!

Ölenler 
        döğüşerek öldüler; 
                              güneşe gömüldüler. 
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! 


                          Akın var 
                                      güneşe akın! 
                          Güneşi zaaaptedeceğiz 
                                      güneşin zaptı yakın! 


Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor! 
Kalın tuğla bacalar 
                    kıvranarak 
                                ötüyor! 
Haykırdı en önde giden, 
                            emreden! 
Bu ses! 
        Bu sesin kuvveti, 
                             bu kuvvet 
yaralı aç kurtların gözlerine perde 
                                                     vuran, 
onları oldukları yerde 
                                durduran 
                                      kuvvet! 
Emret ki ölelim 
                   emret! 
Güneşi içiyoruz sesinde! 
Coşuyoruz, 
           coşuyor!.. 
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde 
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor! 


                           Akın var 
                                       güneşe akın! 
                           Güneşi zaaaaptedeceğiz 
                                       güneşin zaptı yakın! 
  


Toprak bakır 
            gök bakır. 
Haykır güneşi içenlerin türküsünü, 
Hay-kır 
        Haykıralım! 


    Nazım Hikmet Ran
Share:

13.05.2015

Her Gün İnsan Olmaya Karar Vermek


Bir şeyleri anlamaya başladığımdan beri "bunu alsam daha fazla mı harcamış olurum?" diye sormadığım tek gün yok. Diğer taraftan da paralarını nereye koyacakları şaşırıp, ayakkabı kutularına depolayanlar, banyo liflerine depolayıp parayla abdest alan insanlar var. Her gün tekrar komünist olmaya karar verirken, diğer insanlar neden komünist  olmuyor? Anlamıyorum. 
İnsanların, her gün insan olmaya karar vermesi gerek. Eminim...
Share:

3.04.2015

Daha ne olmasını bekliyorsun?

Sokağa çıktığınızda, dost muhabbetlerinde ya da yeni tanıştığınız biriyle konuşurken laf lafı açar konu ülke sorunlarına gelir..

Çoğu insanın birbirine sorduğu, belkide görüşlerini merak ettiği için birazda uzayan bir soru bu ve ben bu soruya cevap vermekten çok sıkıldım. Sormaktan da bir o kadar sıkıldım. Soru şu "Ne olacak memleketin hali ?" bu soruya bir çok cevap verilebilir. Kimi "bana ne, ne olursa olsun" der, kimi memnundur memleketin halinden, kimi ise memnun değildir. Ben de bu sorudan bıktığım için "Daha ne olsun ?","Ne olmasını bekliyorsun ?" gibi sorularla karşılık veriyorum, hiç uzatmadan. Yazımda fazla uzatmayacağım.

Daha ne olsun? Emeklinin hali ortada, aldığı maaş elektrik, su telefon bir de ev kirasına yeterse aç bir şekilde bir ay geçirebilir

Daha ne olsun değil mi? Öğrenciyseniz potansiyel suçlusunuz. Parasız eğitim istediğiniz, laik ve bilimsel eğitim istediğiniz, zorunlu din derslerine karşı olduğunuz için şiddet görebilir ve tutuklana bilirsiniz
.
Asgari ücretli bir çalışan iseniz sigortanız da düzenli olarak yatıyorsa şanslısınız. Çünkü işsizlik yüzdesi tek haneli rakamlardan çift haneli çıktı ve hala yükseliyor. Bir de iş aramaktan vazgeçmiş insanlar da var onlarla birlikte bu çift haneli işsizlik yüzdesi kabarıyor. Daha ne olsun?

Adalet kurumlarına işimiz düşmesin suçsuz, haklı durumdayken bir anda kendinizi tutuklu bulabilirsiniz. Mustafa Suphi'lerden, Sabahattin Ali'ye ve günümüze kadar uzanan katili belli faili meçhullerin var. Daha olmasını bekliyorsun? Sivas'ta yanan insanların var, .. , Gazi katliamın var, Gezi'de yeşilini koruyan insanların yaralayan, öldüren zihniyet tarafından yönetiliyorsun, sesin çıkmıyor. Susma! Soma ve Ermenek'te madenci katliamların var. Daha ne olmasını bekliyorsun?

"Esnaf gerektiğinde bu ülkenin hakimidir, polisidir." diyen zihniyetin Gezi'de elinde palasıyla dolaşan yaratığa(adam diyemedim), polis " Abi hadi evine git" diye rica ediyorken "Berkin'in üzerinden ise bomba çıktı" dedi. Gazeteci Nuh Köklü, attığı kar topu bir dükkanın vitrinine isabet edince, dükkan sahibi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Anlamadım daha ne olmasını bekliyorsun? Susarak bir şeyleri değiştiremezsin.

Daha ne olsun? "Türbansız kadın perdesiz eve benzer" zihniyetin geldiği son evre "çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapar." Her gün işlenen kadın cinayetleri ve katillere verilen caydırıcılığı olmayan cezalar...

Askeri vesayet denen şey kalkmış olabilir yerine sivil vesayet geldi. İç güvelik paketi vatandaşa "h-iç güvenliğin yok" diyor, öldürürüm, Kim vurduya gidersin. Kork benden! diye haykırıyor.

Havyardan %8 alınan vergi kitaptan %18 alınıyor, devlet diyor ki "Kitap okumayın, Havyar tüketin" Ben de pek gezi zekalıyım anlamıyorum, ülkemiz de de iki laf var eskiden söylenen hala geçerliliği olan "oku adam ol" ve "yazan insanı sevmezler"... Adam oldum mu ? Bilmiyorum ama yazdığım için sevmeyecek iseniz, sevmeyin beni.

Daha bekleyecek misin?
Öylece susarak, hiçbir şey olmamış gibi.
Daha ne olmasını bekliyorsun?
Anlamadım.

Yazımı Sabahattin Ali'nin en sevdiğim şiiri olan Dağlar şiirinin ilk dörtlüğüyle sonlandırıyorum.

Başım dağ, saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır. 
Share:

25.03.2015

Korkuyorlar

Korkuyorlar; yazan, resmeden, fotoğraflayan insandan, üretenden... 
elinde pala olanlarda, arkasında yüzlerce kişi olanlar da korkuyor 
elinde kalem olandan.

Korkuyorlar; susandan, konuşandan, 
durandan, yürüyenden, koşandan, birleşenden, ayrılandan 
hem de çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; Komünist'ten, sosyalist'ten, kemalist'ten,
Türk'ten, Kürt'ten, Laz'dan, Pomak'tan, Arnavut'tan, Muhacir'dan, Yörük'ten... 
halktan korkuyorlar

Korkuyorlar; Türkçeden, Kürtçeden, 
Teknolojiden, Sosyal medyadan, 
Kitaptan, Dergiden 
çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; öğrenciden, öğretmenden, 
işçiden, işsizden, emekliden, 
inançsızdan, inanandan... 
sokakta yürümekten, 
hesap vermekten 
korkuyorlar.

Biliyorlar; kazanamayacaklarını.

                                                      Yaşasın Devrim!
                                                       Viva la revolución!
Share:

15.03.2015

Tüketimi Azaltmak


Ülkemizde en pahalı ürünlerden biri yakıt. Aracınız varsa, bir süre ayağınız yerden kesilmesin zira yere basmak iyidir. Bir süre toplu taşımaya yönelebilirsiniz. Çalıştığınız yer yürüme mesafesinde ise yürüyün yürümek sağlığınıza da iyi gelir. Biraz daha uzaksa bisiklet tercih edebilirsiniz. Bir çoğumuz farkında değiliz ama bisiklet aynı zamanda bir ulaşım aracıdır. Yaz için benim de planlarım var imkan ve şartlarımı sağlarsam kısada olsa bisikletle seyahat etmeyi planlıyorum. Her ne kadar planlara uyan birisi olmasam da.

Türkiye'de yaşam birazdan yazacaklarımla benzerlik gösterebilir . "Haliyle vergilerle birlikte(Vergiler bir çok yerde vardır, Türkiye'deki kadar değildir.)  yaşıyoruz. Ülkemde Allah vergisiyle doğar, devlet vergisiyle yaşamını tamamlar insanoğlu. Yani insanlar hayatını idame ettirmek için değil, vergi vermek için yaşarlar. Elektrik, Su, Telefon faturalarından alınan vergiler, Ev kendinin ise ev vergisi, çevre vergisi, bir de ayağını yerden kesecek arabası varsa yakıttan alınan vergi, mtv'si, vergilerin,  faturaların kdv'si, gecikme zammı, derken sürekli çalışırsın, vergi de verirsin. Vergiler nereye gidiyor? diye sorduğunda,  "yol yaptık yol!" ya da "demir ağlarla anayurdu, biz ördük biz!" derler. Sonra araba ile giderken yol çöker ölürsün ya da bindiğin hızlı tren raydan çıkar ölürsün..."

Seyahat etmeyi gezmeyi seven bir iseniz. Turlarla seyahat etmeyin. Yurt dışına seyahat edecekseniz uçak biletinizi alın ve gidin kalacak yer elbet bulursunuz. Ya da önceden Couchsurfing'te gideceğiniz yerde kalacak yer bulmanıza yardım edebilecek insanlarla iletişime geçip, daha ucuz bir tatilin yolunu bulmuş olursunuz. Cesaretiniz ve zamanınız varsa alternatif seyahat yollarını deneyebilirsiniz. Gürkan Genç gibi bisikletle dünyayı gezmek yada Drummerlizard gibi yürüyerek seyahat etmeyi düşünebilirsiniz. Ya da bunun delilik olduğunu söylersiniz. Bu arada VosVos'la Güney Amerika bloğunu tavsiye ederim.

Teknoloji takıntınız yoksa 1-0 öndesiniz. Sürekli üst model çıktığında kullanığınız araçları, eşyaları yeniliyor sanız tüketim canavarı olmuşsunuz demektir. Eşyalarınızı  bozulana kadar kullanın, tamir olmazsa yenisini alırsınız. Tüketim canavarı olmayın!

Müteahhitler sayesinde her ne kadar sayıları azalsa da bahçeli bir evde yaşıyorsanız, bahçenizi boş tutmayın. Toprakla uğraşın, hem size iyi gelir hem de  mevsimine göre ektiğiniz yiyeceklerle kendi yiyecek ihtiyacınızı karşılamış olursunuz. Üretmek güzeldir. Kendi ektiğiniz domatesi, biberi yemek daha da güzel.

Modayı takip etmeyi bırakın. Bir saate, çantaya ya da ayakkabıya binlerce lira vermeyin.
Hayvanların derisinden yapılan eşyaları da kullanmayın!

Bloglar'da yazı okuduğunuza göre okumayı seven biri olduğunuzu biliyorum. Arada sahaflara, eski kitapçılara gidin belki aradığınız bir şeyi bulursunuz. Her ne kadar sık kullanmasam da kütüphaneleri kullanmak iyidir. Kitap satın almak yerine kütüphaneleri kullanabilirsiniz.

...


...
Share:

13.03.2015

Vali-i Vilayet Hademe-i Devlet Atçalı Kel Memet

Çocukluğumuzda, hepimiz Keloğlan masalı dinlemişizdir ya da filmlerini izlemişizdir. Yoksul ve dürüst, güçlü değil fakat yürekli Keloğlan. Neden hep padişaha baş kaldırır? Neden her zaman zalimle uğraşır? Neden gittiği her yeri güzelleştirir?



Peki Keloğlan'ın gerçekten yaşamış olduğunu biliyor musunuz? Hem de Anadolu'da. Tarihimizde yaşamış yüzlerce hatta binlerce keloğlandan biridir Atçalı Kel Mehmet Efe.

Atça'da, bundan 200 yıl önce yaşamış...

Osmanlı'nın en büyük 2. vilayetinde, Aydın'da 1828'de bir devlet kurulduğunu, Kırklar Meclisi tarafından yönetildiğini, merkezinin Atça olduğunu, Atça'nın Paris mimarisiyle yapıldığını biliyor muydunuz?

Memet, dünyaya gözlerini yanaşma olarak açar. Ailesi ile Arpaz Beyi'nin yanaşmalarıdırlar. Küçük yaşta önce babasını kaybeder, sonra da saçlarını. Parasızlık, imkansızlık, cehalet, doktorsuzluk... saçkıranı ne bilsinler? Bildiler diyelim , ilacı neyle alsınlar? Takdir-i ilahi, kader der Memet. Der de çiftliğinde eğlencesi olur. "Kel buraya gel!", "Kel ağa çağırdı koş!", Kel aşağı kel yukarı. Artık Kel Memet olmuştur adı.Çok gelir Arpaz Beyine bir garip anasıyla bir kel çocuk, kovar onları çiftlikten. Çaresizlik, Sığınırlar Atça Beyi Şerif Hüseyin'in yanına. Bu yoksulluk kader midir? bela gibi yapışır Memet'in üstüne. Neyse, karınlarını doyuracak başka bir çiftlik bulurlar yanaşmalık yapacak. Ama konağın hanımı istemez Memet göz önünde bulunsun, " Bu kel çocuk ortalık yerde durmasın, hastalıklı mıdır, nedir? Şanımıza yakışmaz. Gözden uzak bir işe verin" der. Ormana verirler Memet'i. Bir tas bulgur, bir kuru ekmek... Aynasıdır ezilenin, yoksulun Kel Memet.

Bu gariban çocuk, hastalıklı diye insan içine katmadıkları Kel Memet, akıllı, bilgili, çalışkan, dürüst bir çocuktur aslında. Daha 13 yaşında Arpaz Beyi yanaşmasıyken, cami imamı Gavur Hoca'dan alır ilmin ışığını. Daha o yaşta İmam-ı Azam, Ebu Hanefi Külliyatını, Şeyh Bedrettin'in Varidat'ını, İmam-ı Cafer Sadık'ı okur öğrenir.

Ormanda sekiz yıl boyunca çalışır, büyür, serpilir Memet. Atış talimi yapar. Attığını vuran, yiğit bir delikanlı olur. Orman bir tek onun evi değildir. Zenginler rüşvetle askerlikten yırtarken zorla on yıl asker olmaya götürülen firarinin sığınağı, Bektaşi dervişlerinin, Tahtacı köylülerinin, göçer yörüklerinin konağı, Yahudi, Ermeni, Rum tüccarların güzergahıdır orman. Memet ormanda onlarla tanışır. Yardıma ihtiyacı olana yardım eder, yol bilmeyene yol, iz sorana iz gösterir. Ama para almaz, kitap ister, başka diyarları sorar, bilgi ister, öğrenir. Ormanda can yoldaşı mefruşatçı Yahudi Yasef ile tanışır. Avrupa'yı, burjuva demokratik devrimleri, sanayiyi öğrenir anlatıldığı kadar.

Sonra aşık olur Memet bir gün. Ama mutluluk değil hüzün verir sevdası ona. 'Duvarı nem, yiğidi gam yıkarmış' Memet'in yüreğine de öyle bir gam çöker ki Fatma'yı görünce. Mesele aşk acısı değil elbet, Fatma koskoca Atça Beyi Şerif Hüseyin'in kızı, Memet ise yanaşma, hem de kimin? Sevdiği kızın babasının, Şerif Hüseyin'in yanaşması. Mümkünü yok bu işin, yok ama gönül bu, ferman dinlemez. Gönderir anasını Memet, Allahın izniyle istesin diye Fatma'sını. İşte olanlar o zaman olur. Görmediği hakaret duymadığı küfür kalmaz Atça meydanında. Sekbanlar önce eşek sudan gelene kadar döver Memet'i, sonra Çalıkakıcı Hüseyin'i ayartıp anasının üstüne sararlar. Hacıhüseyinoğulları onurlarına yedirememiş , ondan bu zulüm, koskoca bey kızına bir kel yanaşma nasıl talip olur diye.Bu zulüm de kel yanaşmayı, Atçalı Kel Memet Efe yapar. Zaten düşünüp durur Memet 'bu ecnebi ihtilali ne ala, kimse ayana, voyvodaya kul, reaya olmeycek, vergiler indirilecek, sekban zulmü olmeycek...' tüm yaşadıklarının üstüne bir de Çalıkakıcı Hüseyin, anasının ırzına yönelince, babasından kalma altı patları kaptığı gibi Atçalı, allah yarattı demedyip önce Hüseyin'in alnı çatına, sonra yanındaki zeybeğe birer el ateşle çam gibi devirir ikisini de. Basar narayı 'Ülen çakallar siz mi efe siniz? Dul kadının ırzına namusuna göz dikmek var mı ülen efelik töresinde? Bundan böyle bene de Efem dersiniz gari' Hüseyin Efe'nin atına atladığı gibi basar Şerif Hüseyin'in konağını. Önce iki sekbanını indirir yere, sonra bakar konağa doğru ' Bekle Fatme'm seni almeye gelcem' der ve kaybolur gecenin karanlığında...

Dağlar, köyler ve hatta vilayetler bir tek isimle çalkalanır artık: 'Atçalı Kel Mehmet Efe". Ağayla, sekbanla başı derde giren, sistemin çarkı altında ezilen kim varsa Atçalı'ya gelir. Osmanlı orduyu, şeyhülislamlığı ve loncayı Bektaşilerden ve Yahudilerden temizleyip de Nakşibendilere ve Ermenilere devredince, katliamdan kurtulan Türk ve Yahudi tüccarlar, Tekkeleri kapatılan Bektaşi babaları ve kıyımdan kaçan yeniçeriler akın akın Atçalı'nın yanına gelirler. Köylerde fakirleri evlendirip, sebiller, tekkeler yaptırmakla, açı doyurup, yetime babalık etmekle kalmaz  Atçalı, Osmanlı zulmünden kaçan kim varsa hepsinin önderi olur. Ahiler de rahatsızdır gidişattan. Derler ki 'Atçalı Memet Efe Teşkilat kursun, çalıkakıcıyı, eşkiyayı temizlesin, sekbana karşı caydırıcı olsun, bizim silahlı gücümüz olsun.' İstese kabul etmez, malına mal, zenginliğine zenginlik katar, ona mı kaldı devlet işleriyle uğraşmak... Uğruna dağa çıktığı Fatma'sına da kavuşmuştur artık. Osmanlı af çıkarmış düze indirmek ister, para, mal, zenginlik vaat eder. Ama Atçalı'nın gözü malda mülkte değildir. Halkı zulüm altında aç yaşarken içi elvermez susmaya Memet Efe'nin. Ahileri, Bektaşileri, Türk ve Yahudi tüccarları, kölemenleri... ne kadar sistemin ötekileştidiği, dışladığı, ezdiği, sömürdüğü ve hatta katlettiği kesim varsa toplar etrafına. İhtilale yürür Atçalı Memet Efe, canından çok sevdiği Fatma kız 'sana mı kaldı bu işler, uslan artık Memet'im' demesine rağmen. O sadece sosyal bir önder değil, aynı zamanda da siyasi bir lider olur, umut olur ezilene, yoksula, dışlanmışa.

Yasef'le yaptığı politik sohbetler ufkunu gösterir Atçalı Kel Mehmet Efe'nin. 'Şu dört sorunu çözmek gerek' der, Atçalı. 'Yobazlık, yozluk birinci, kavimcilikle bölüme ikinci ki Avrupalılar buradan vuruyor, yoksulluk üçüncü, yolsuzluk dördüncü' O yüzdendir ki Atçalı Yasef'e kitap çevirisi yapma ve çevrilmiş kitapları bulmakla görevlendirir. Ve o yüzdendir ki bir yandan yaşam boyu mücadelesini hep beye, ayana, sekbana, ağaya, valiye, paşaya karşı verirken, bir yandan da ele geçirdiği Aydın ilinde kurduğu kırklar meclisi ile farklı inanç, milliyet ve meslekleri eşit temsil hakkıyla bütünleştirir.Hem politik bir düşün adamı, hem de fikirlerini pratiğe geçiren önemli bir siyasi liderdir.

Savaşta aşırıya kaçmaz düşmanına bile üç kez şans tanır. İntikam hırsıyla değil aklıyla, mantığıyla savaşır. İyi nişancıdır, ama öyle gösteriş olsun diye avlanmaz, ihtiyaçtan fazla av vurulmasını istemez, kurda, kartala, tilkiye kurşun atmaz. İnsanı sevdiği kadar doğayı da sever, korur. Gavur İmam'dan aldığı ışığın ta Horasan'dan gelen bir ilmi kültürel bir miras olduğunu biliyordur artık ve bu mirasa uygun yaşamını sürdürür.

Ve Validir Atçalı. Efeliği Robin Hood'la örtüştürenler, nereye koyacak Atçalıyı. Atçalı 'zenginden alıp  fakire verme romantizminin' bitmez tükenmez  serüvenciliğiyle efsaneleşmez. Atçalı, Padişahın, sarayın ataması ile değil, halkın sevgi ve desteğiyle Aydın'a vali olur ve Valiliğin gereklerini yapar. Zenginden alır ama fakire ekmek değil, ekmeğini kazanacak iş sahibi yapar. Yol, köprü, çeşme, kanalizasyon gibi alt yapı yatırımlarından Avrupa'daki sanayileşmeyi yakalamak üzere günün koşullarında imkanları doğrultusunda kurdurduğu pek çok atölyeye kadar Aydın'ı imar eder. Bir kelimeyle tanımlamamız gerekirse Atçalı'yı o kelime 'devrimci'dir.

1829'da Kuyucak'ta başlayan Kel Memet'in önderliğindeki Aydın ayaklanması bir halk ihtilali özelliklerini taşıdığı görünmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun girdiği savaşların vergi yükünden bunalan halka bu vergiyi kaldırdığını ilan etmiş, mültezimlerin, voyvodaların ve zabitlerin halktan keyfi olarak topladıkları vergileri kaldırmıştır. Bunlarla da yetinmeyerek, ' Vali-i Vilayet, Hademe-i Devlet, Atçalı Kel Memet ' şeklinde imzaladığı fermanlarda hükümetten serbest ticaret ve tarımın korunmasını, kanunların değiştirilmesini, daha eşit kanunlar yapılmasını ve askerliğin yeni esaslara bağlanmasını istemiştir. Aydınlıların yanı sıra, Kütahya, Manisa, Burdur ve Denizli 'nin bazı kazaları, onun ileri sürdüğü fikirleri sevinçle karşılamış, ona kapılarını açmış ve kendilerine efendi yapmışlardır. İlk ayaklanmasında Aydın mütesellimi ve yanındaki adamlarıyla girdiği çatışmalar hariç, diğer kasabalarının hiç birisinde ona karşı silah atılmamıştır. Aksine, adamlarıyla birlikte bu kasabalara birer kurtarıcı gibi girmiştir. İdaresi altında bulunan yerlerde halkının malına, canına ve ırzına saygı gösterdi. Seyahat hürriyetine engel olmamıştır. Zulmü ve adaletsizliği ortadan kaldırmak, yeni bir düzen kurmak için çalışmıştır.

Efelik, Horasan'dan Anadolu'ya uzanan, Kalenderi'likten Bektaşiliğe, Babailer'den Bedrettin'e bir akımın Ege'deki uzantısıdır. Anti-feodal bir isyan olduğu kadar, feodal zulmün altında ezilen Anadolu halkına, demokrasi, adalet sağlayacak bir düzen kurma mücadelesinin örgütlülüğüdür.
Savunduğu fikirlerin II. Mahmut 'un reformları ve sonrasındaki Tanzimat ilanı ile paralellikler gösterdiği ileri sürülebilir.Atçalı Efe'nin yaptıkları devlete karşı gelmek olarak algılanıp padişahça onaylanmamış ve üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetlerine 1830'da yenilen Atçalı Efe çatışmada ölmüştür. Ancak cesareti ve halkın canını ırzını namusunu korumak için yaptıkları Yörük Ali Efe gibi Ege efelerine ilham vermiştir.

Osmanlı hayranlığı ya da seviciliği, son yüzyılında ne kadar zalimleştiğini hep gizledi. Öyle ki bir gecede Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını (binlerce insanın katledilmesini) güzel, hayırlı bir olay olarak anlattı. Ama Atçalı Kel Mehmet Efe'nin "herkes ektiği toprağın sahibidir" dediğini kimse anlatmadı.

Kaynak;
Efe Yüreği Dergisi
Atçalı Kel Mehmet Efe - Devrim Tiyatro Oyunu
Vikipedi
Share:

12.03.2015

Unutmadık... Katili Biliyoruz!

Berkin Elvan'ı kaybedeli bir yıl oldu...

Dün İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde 19:00'da Berkin Elvan'ın anması vardı. Tabi ben de gitmeye karar verdim. Evden çıkmadan önce anneme haber verdim.

Annemle aramızda geçen kısa diyalog.

Annem mutfaktan çıktı, "Oğlum polis vardır, gitme" dedi
Bir anlığına düşündüm, "halkın güvenliğini sağlamakla görevli olan polis ne zaman güvenilmez oldu" diye tekrar sorguladım. Türkiye genelinde yaşananları düşündüğümde anneme hak verdim.
-Anne gideyim bir şey olmaz.
-Annem "İyi git ama arkalarda dur" dedi.
-Merak etme arkalarda olacağım dedim.
Ayakkabılarımı giydim, İzban ile Alsancak'a gittim ve Kıbrıs Şehitleri'ne yürüdüm.  Birleşik Haziran Hareketi A3 boyutlarında Berkin Elvan resmi olan altında "Unutmadık... Katilini Biliyoruz!" yazılı görsel verdiler.




Biraz yürüdük, basın açıklaması yapıldı ve dağıldık. Polis görmedim olsaydı bu kadar rahat yürüyebilir miydik? Bilmiyorum. Sorunsuz bir şekilde 19:40 gibi herkes dağıldı.


Berkin'i öldürenler yargı önüne çıkarılmadı. Açılmış bir dava da yok zaten. Sadece bitirilmeyen, bitmesine izin verilmeyen bir soruşturma var.

 Tek gerçek var sadece: Büyümüyor ölü çocuklar, Berkin hep 15 yaşında kalacak.
Unutmadık... Katili Biliyoruz!
Share:

9.03.2015

Mana Neyestani - Iranlı Bir Karikatüristin Çalışmaları

Mana Neyestani, İranlı karikatürist, sürgünde. İran halkının ve dünya halklarının siyasiler, para babaları, askerler, silahlar kısacası sistem karşısında duruşunu kalemiyle resmeden karikatürist. Özellikle insan hakları, düşünce özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği üzerine karikatürler çizmektedir. Bununla birlikte, bir çok ödül de toplamıştır. Sürgünde olduğu için ülkesine giremeyen sanatçı Fransa'dan kendi halkına ve tüm dünya halklarına vurucu çizgilere sahip karikatürleriyle sesleniyor. Daha fazla görsel için tık. İlüstrator sanatçısı Luis Quiles'in çalışmalarını incelemek için tık.







Share:

20.12.2014

Birleşik Haziran Hareketi

Bugüne kadar olan birleşik haziran hareketi forumlarına, ilçemde yapıldığından haberim olmadığı için katılamadım. Nedir bu Birleşik Haziran Hareketi? Araştırmalar yaptım, politik programları izledim, web sitesinden, you tube'da yayınlanan videoları izledim, Bana güven veren bir oluşum.


Peki Birleşik Haziran Hareketi nedir?
Bu tamamen internet sitesinden aldığım bilgidir.

"Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, kamucu, dayanışmacı, laik, bağımsız, toplumcu bir cumhuriyet ve ülke için; gericiliğe, faşizme, emperyalizme, piyasacı yağma düzenine ve bunları temsil eden AKP rejimine karşı birlikte yola çıkıyoruz.

Ülkemiz emperyalizmin bölge politikalarıyla uyum içinde, mehzepçi faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor. AKP iktidarı baskı ve hileyle, sokak çeteleri kurup, devlet şiddetini sonuna kadar kullanarak bu yolda ilerliyor.

Bu gidişata dur demek, yarınımızı AKP'nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.

Ülkemizin bugününe ve geleceğine sahip çıkmanın direnmekten ve halkın birleşik örgütlü mücadelesinden geçtiini biliyoruz. 2013 Haziran'ındaki büyük direnişin izinde şimdi de birleşik bir mücadeleyi birlikte yaratıp, Haziran barikatlarını ileriye taşıyacağız.


Bu toprakların ortaya çıkarttığı ilerici ve devrimci birikimi sahipleniyoruz. Özgür bir geleceği bu birikimle Gezi-Haziran direnişini buluşturarak kurabileceğimize inanıyoruz. Birleşik Haziran Hareketi, anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faşist, ve gericiliğe karşı aşağıdaki ilke ve amaçlar doğrultusunda harekete geçecek bir halk örgütlenmesinin çağrıcısıdır.

Evimizi, ocağımızı, ekmeğimizi, doğamızı, aşımızı birlikte savunalım. Sokaklarımızı, okullarımızı, derelerimizi, özgürlüğümüzü geri alalım. Bu köhneleşmiş düzeni zalimlerin başına yıkalım. Eşitlikçi, özgürlükçü, bağımsızlıkçı, laik, kamucu, dayanışmacı yeni bir toplumsal düzenin kurucu iradesini birleşik direnişimizle inşa edelim.

Sokaklarda, Meclislerde, Forumlarda buluşalım."

Can Dündar'ın Birleşik Haziran Hareketi ile ilgili yazdığı yazı.

Haziran Bereketi

Erdoğan’ın diline düşmüştü Türkiye solu:
“Onlar geç uyanır. Çünkü gece sabaha kadar içmiştir” eleştirisini hatırlatıp gülmüştü bir konuşmasında…
Cevap Gezi’den gelmişti:
“Alkolü yasakladın, millet ayıldı.”

***

Biraz geç oldu, ama ayıldık gerçekten…
Doğan Tılıç’ın örneğiyle özetleyeyim durumu:
“12 Eylül döneminde Mamak Cezaevi’nde komünler vardı.
Tutsaklar, örgütlerine göre komünlere dağılmıştı. Dayak azken, herkes komününde yaşardı. Dayak arttı mı, bütün komünler bir araya toplaşırdı. Bugün bir aradaysak, biraz da dayak arttığı için… Elbette daha fazlası da var.”

***

Türkiye, “geriye dönüşü günbegün güçleşen”, çok karanlık bir döneme girdi.
“Dinci mezhepçi zorbalık”, “devlet şiddeti”, “piyasacı talan ekonomisi”, “dinin siyasal, toplumsal yaşamı belirlemesi”, içerde ve dışarda savaş tehlikesi”, “doğanın rant uğruna katledilmesi”, “iş felaketleri”, “kadın cinayetleri”…
Bugün dayanışmayı hayati hale getiren dayak çeşitleri…
ODTÜ’nün yamacındaki “Vişnelik”ten, tüm bunlara karşı bir çağrı yükseldi önceki gün:
“Yarınımızı AKP’nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.”

***

Eskiden bu tarz bildirilerin altında örgütlerin isimleri olurdu.
Bu kez, şahıs isimleri var.
“Gezi”nin derslerinden biri bu belki de…
Eskiden ortak bildiriye imza atan örgütler, toplu fotoğrafta öne çıkmak için yanındakine dirsek atardı. Şimdi herkes bir adım geride durma derdinde… Bu da “Gezi”nin öğrettiklerinden biri elbette…
Devamı

Birleşik Haziran Hareketi,  bana göre siyasal umutsuzluğun umudu, yani meclisteki siyasi partilerden umudunu kesmiş, iktidarın seçimle değişmesinin zor olduğunu düşünen, seçim barajını yanlış bulan insanların adresi, Siyasi muhalefet değil, toplumsal muhalefet gerçekleştirecek oluşum, Bireysel muhalefet yaptığımı düşünen biri olarak, toplumsal muhalefetin daha önemli olduğunu bildiğim için 23 Aralık'ta Birleşik Haziran Hareketi Forumunda olacağım.


Yazımı Zülfü Livaneli'nin bestelediği, Ülkü Tamer'in "Gökkuşağı Gönder Bana" şiiri ile sonlandırıyorum.


"Uçakları nedeyim,
Gokkusagi gonder bana
Senin olsun sungulerin
Gul dikeni yeter bana."


Share:

4.12.2014

Yalnızken Düşündüklerim

Yalnızken kendimi çok iyi hissediyorum. Bazıları korkar yalnızlıktan, ben ise seviyorum. Nedenini de bilmiyorum. Bazen bir ağacın altında kitap okumak, kitap okurken doğanın, rüzgarın müziğini dinlemek. Bazen gazete ve haber yorum dergileri okumak ya da bir kaç satır bir şeyler yazmak beni çok rahatlatıyor.

Bazen okumak ya da yazmak yerine düşünüyorum, düşünmeyi seviyorum. Mesela, insanlar neden sürekli çalışıyor? Yoksa, Ben mi çok tembelim? Düşünürken aslında çok basit bir cevaba ulaşıyorum. Kendime ait bir cevaba. Belki de bana ait değildir? Bilmiyorum. Kendimizi çok para kazanma hırsı yüzünden, modern çağın köleleri haline dönüştürdük. Modern çağın köleleri kendilerine, ailelerine zaman ayırmadıkları içinde genelde mutsuz oluyorlar. Boş zamanları yoktur, sürekli çalışırlar. Çok para kazanmak için ya da sistem yüzünden istemedikleri mesleklerde çalışarak daha da mutsuz olurlar. Oysa mesela çok para kazanmak yerine, hayatımızı devam ettirecek kadar para kazansak nasıl olur? On saat sekiz saat yerine beş saat çalışsak, Yani Sekizde iş başı yapıp, öğlen bir de çıksak, ya da bir de girip altıda çıksak, gerçekleşme imkanı olan fakat gerçekleşmesi imkansız bir durum bu. Beş  saat çalışıp, yaşamımıza yetecek kadar para kazansak, geriye kalan zamanda ailemizle, arkadaşlarımızla vakit geçirsek ya da hobilerimizle uğraşsak. Yazarak, resmederek, üreterek zamanımızı geçirsek, Yazan, üreten insan kesinlikle tembel değildir. Belki de daha fazla çalışkanlardır. Çünkü üretmek zannedildiği gibi kolay bir eylem değildir. Tabi bunların yanında devlette insanların sağlık, eğitim, barınma vs. sağlarsa tabi bu da çok imkanız bir hayal, belki gerçekleşmeyecek bir rüya, bir ütopya.

Sağlık sıkanadallarıyla, eğitimdeki başarısız uygulamalarla ülkenin durumu ortada ve değişecek gibi de durmuyor. Bence, sağlık tam anlamıyla insanların sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilmeli. Ya da eğitim, eğitim tamamen bilimsel olmalı, tarihi öğretmeli, tarihten ders çıkarmalı, farklı pencerelerden bakmayı öğretmeli hayata, yani çağdaş dünyaya uygun bir eğitim olmalı. İnsanların inançları, inançsızlıkları yada ırklarının önemi olmalı, cinsiyete ırka inanca göre ayrımcılık yapılmamalı. Seçenekler arttırılabilir. Ama yukarıda da söylediğim gibi bu sadece bir ütopya.

Bugün 4 Aralık 2014 Madenciler günü, maden cinayetleri ve kazalarında kaybettiğimiz maden işçileri ve tüm maden işçileri için.

Share:

25.10.2014

500. Haftasında Cumartesi Anneleri

Cumartesi anneleri 27 mayıs 1995'ten bugüne cumartesi günleri Galatasaray meydanında oturma eylemi düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını, faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.




Plaza Del Mayo Meydanında toplanan annelerin eylemidir, Arjantin'de cunta yönetiminin yok ettiği çocuklarını bulmak için eylemler düzenlemişlerdir.Orada perşembe günleri düzenlenen eylemleri ülkemde cumartesi günleri yapıldı ve daha sonra cumartesi anneleri olarak anılmaya başlandı.

Sol gazetesinden alıntıdır.

"'Benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun'
Anne Emine Ocak bulunduğu mahkemelerden birinde "benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun" dediği için mahkeme düzenini bozmaktan hüküm giydi, 30 gün boyunca Ulucanlar Cezaevi’nde kaldı.
170. ile 200. hafta arasında polis eylemlere sürekli ağır müdahalede bulundu. Toplam 1093 kişi gözaltına alındı, anneler saçlarından sürüklendi, eylemlerde ağır biber gazı kullanıldı.
Ardından Cumartesi oturmalarına 13 Mart 1999 tarihinde ara verildi. 10 yıllık aradan sonra eylemler 31 Ocak 2009'da yeniden başladı."

Ülkemde bazı siyasiler için "ne iş yaptıklarını bilmezler parmakları milletvekilidir, kendileri ve düşünceleri değil." diye düşünüyorum. Bu siyasiler Cumartesi Anneleri hakkında  "tam olarak ne iş yaptıklarını bilmiyorum, cumartesi anneleri birileri tarafından kullanılıyor." diyebiliyor.Bende "bazı siyasiler ve siyasi partilerin ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Bazı siyasiler ve siyasi partiler birileri tarafından kullanıldığını" biliyorum.

ve 

Cumartesi anneleri bugün 500. kez oturacaklar Galatasaray meydanında ve Galatasaray meydanında 500. kez haykıracaklar evlatlarının kardeşlerinin adını. 500.kez isyan edecekler düzene,iktidara,dünyaya acıları hafiflemiş midir? Bilmiyorum ama yine de gözlerinde yaş olacak annelerimizin .


Bandista Cumartesi annelerini müziğiyle başarılı bir şekilde anlatmış.




Sözleri şöyle;

benim annem pazarları uyandırmaz yavrusunu
benim annem pazartesi demlikte bir çay tanesi
benim annem salı günü ya hüzün ya düğün tülü
benim annem bir çarşamba görmesen de sen aldanma
benim annem perşembeyi iyi bilir işkenceyi
benim annem cumaları gezer bütün kuytuları
benim annem cumartesi her bir dilde çıkar sesi
benim annem cumartesi elinde solmuş bir resim
benim annem cumartesi hesap soracak öfkesi
benim annem cumartesi benim annem cumartesi
kör kuyularda bul beni
bul beni bir sahilde çıplak
bir işkence gemisinde elektrikle ayık
bir kışlada kayıp
anne, bir sokak başında
isimsiz yüzsüz bir kimsesiz mezarında
kaybedenler kaybetti yazan mezar taşının altında bul beni
anne bul beni arjantinli annelerin arasında
plaza del mayor'da
anne bul beni galatasaray meydanı'nda
bul beni ramallahlı annelerin
gazzeli annelerin
anne bul beni varşova gettosunda
anne bul beni nico'nun bart'ın italyan annelerinin gözlerinde
anne bul beni
bul beni
anne bul beni bir sokakta
akranlarım bağırırken hala
anne bul beni, bul beni bir sabah
bir sabah diyen adamın gözlerinde bul beni
o sabahı kuran kadınların sözlerinde
anne bul beni ahmet kaya'nın gözlerinde
anne bul beni

Share:

24.10.2014

Tek Yol Tımarhane!

Tek yol TımarhaneNe olacak bu siyasilerle sonumuz
uzlaştıkları tek şey cepleri
söz konusu cepleri ise vatan teferruattır anlayışındalar

*********************************

10 işçi öldü kan parası girdi hakimden önce
davaya takipsizlik geldi, adalete inançsızlık oluştu.

katil patronların yargılanması dileğiyle

*********************************

Bizim burada teröriste terörist denir.
Sayın denmez, Ama terörist başı Öcalan'a
sekreterya falan ev hapsine kadar gidecek.

Gerçekten cezalandırılması dileğiyle.

**********************************

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.

Bir 10.köy bulmamız lazım.

***********************************
Türkiye de doğruları söylemek için
deli raporu(Psikolojik Değerlendirme Raporu)
gerekli ki ceza almayalım.

Malum Askeri vesayet yok.
Fakat Polis Vesayeti oluşturuldu.

***********************************

Yani ülkemde
doğruları söylemenin
tek yolu Tımarhane,

Çare Sarıgül, Tek Yol Hepar değil
Çare Deli Gömleği,Tek Yol Tımarhane!

Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com