Devrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Devrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.07.2016

Kitap: No Pasaran - Dolores İbarruri

İspanya iç savaşı sırasında ihtiras çiçeği(La Pasionaria) olarak nam salan, İspanyol komünist direnişçi Dolores İbarruri'nin No Pasaran isimli otobiyografi kitabını okudum.

İsadora Dolares İbarruri Gomez 1895 yılında Bask bölgesinde Gallarta'da, yoksul bir madenci ailesinin onbir çocuğundan sekizincisi olarak dünyaya geldi. Babası 'Silahşör Antonio' olarak tanınan devrimci, maden işçisiydi. Madenci grevlerinin arttığı bir dönemde çocukluğunu geçirdi.

Onbeş yaşında eğitimini yarıda bıraktı. Terzilik ve hizmetçilik gibi işlerde çalıştı. 1916'da politik aktivist olan maden işçisi Julian Ruiz ile evlendi. Altı çocuğu oldu, dördü yoksulluktan öldü.

1917'de genel grevde eşi tutuklanınca ekonomik sıkıntısı daha da arttı. Bu dönemde Marks okumaya başladı. Sosyalistlerle beraber çalıştı. Sosyalist Parti'de 3.Enternasyonal'e katılma hususunda tereddüt ve fikir ayrılıkları baş gösterince, Genel İşçi Sendikasından bir grup ayrılarak Komünist Partiyi kurdu ve Dolores İbarruri'nin de içinde bulunduğu grup olan Somorrostro Sosyalist Grubu da Komünist Partiye katıldı. Bu dönemde El Minero Vizcaino isimli komünist gazetede "La Pasionaria" adıyla yazılar yazmaya başladı.

1920'de Bask delegesi seçildi. Partinin yayın organı olan Mundo Obrero(işçinin dünyası)'nın editörlüğünü yaptı. Aynı zamanda partinin, kadın örgütlenmesinin sorumluluğunu aldı.

1930'da Parti Merkez Komitesine girdi. Bir süre sonra tutuklandı ve iki yıl hapis yattı. Çıktığında "Savaş ve Faşizm Karşıtı Kadınlar Ulusal Komitesi'ni" kurdu. Yılmadı, mücadeleye devam etti. İspanya Komünist Partisi'nin (PCE) yürütme kuruluna seçildi. Komünist Enternasyonal'e katılan delegeler arasında yer aldı. 1935'de düzenlenen Enternasyonel'in 7. Kongresinde yürütme kuruluna seçildi.

1936'nın Ocağında Komünist Enternasyonal'in "Birleşik Cephe"  politikasına uygun bir şekilde
Sosyalist partiyle kurdukları Halk Cephesi'nin adayı olarak parlamentoya girdi.

Yaklaşık altı ay sonra Temmuz 1936'da Franco emrindeki faşistler ayaklanıp, Madrit'e doğru yürümeye başladıklarında düşünmeden mücadeledeki yerini aldı ve iç savaşın başladığı günün gecesi, radyodan yaptığı komuşmada; "dizlerinizin üstünde yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir, Geçit Yok!" dedi. Bu slogan faşizme karşı direnenlerin saflarında yankılandı.

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaralarında, Radyo Dinleyicisi Cevdet Bey'in ağzından Dolores İbarruri için şöyle der;
" ... Sesi güneş gibi bir şeydi kadının. 
Halâ arar dururum İspanyol radyolarında o sesin benzerini 
kalın, aydınlık, sıcak...
Ben İspanyolca anlamam, fakat  sissileme bile sövse dinlemek saadetti onu..."

İspanyol ulusunu temsil eden Cumhuriyetçi hükümet her şeyden önce halkçılık ilkesini benimsemişti. Kendisini destekleyecek büyük şirketlerin ünlü avukatlarından, toprak sahibi zenginlerin temsilinden yoksundu. Zenginler, Kilise, Hitler, Musolini, Petrol Kralları, Amerikalılar... Hepsi Franco'dan yanaydı.

Beşinci alayın örgütlenmesinde görev üstlendi. Kadınlardan oluşan "Yardım Komitesi" için 100.000 kadını örgütledi. Bir yandan da Avrupa ülkelerinin Franco'yu desteklememelerini sağlamak için görüşmeler yaptı.

Ekim 1938'de Birleşmi Milletler Uluslararası Müdahale Etmeme Komitesi tüm yabancı askerlerin İspanya'dan ayrılmasına karar verdi. Barselona'da Enternasyonal Tugaylara  yaptığı veda konuşmasında şunları söyledi.
"Farklı ideolojilere, farklı dinlere mensup, farklı deri rengine sahip olan ama özgürlük ve adalete sevdalı komünistler, sosyalistler, anarşistler, cumhuriyetçiler, mücadelemize koşulsuz katılmak üzere buraya gelmişlerdi. Bizlere her şeylerini verdiler, gençliklerini veya olgunluklarını, bilgilerini ve deneyimlerini, kanlarını ve yaşamlarını, umutlarını ve arzularını verdiler ve bizden hiçbir şey talep etmediler. Onlar mücadelede yer almak istediler ve bizler için ölme onuruna erişmek istediler…"

İç Savaşi Franco kaznadı. Dolores İbarruri'de diğer devrimciler gibi Paris'e sürgüne gönderildi. Bir süre sonra Sovyetler Birliğine gitti. Mülteciliği sırasında  Sovyetler Birliğinde  İspanya Komünist Partisi'ni temsil etti, sonraki yıllarda defalarca Parti Başkanlığına seçildi. Oğlu Ruben Kızıl Orduya katıldı. 1942'de Stalingrad savunmasında öldü.

Lenin Barış Ödülü ve Lenin Şeref Rütbesine Layık görüldü. 1975'te  Franco'nun ölümünden sonra anavatanına döndü. 1977'de yapılan seçimlerde Asturias bölgesinden milletvekili seçildi. İspanya Komünist Partisinin programından Leninizm'i çıkardı, İspanya Komünist Partisi, Sovyetler Birliğinden bağımsızlığını savunan ilk komünist partisi oldu.

1989 yılında Madrit'te geçirdiği zatürre sonucu hayatını kaybetti.

Kitapta sadece hayat hikayesini anlatmakla kalmıyor, doğduğu bölgenin doğal, toplumsal, kültürel durumunu, İspanyol halkının mücadelesini, işçilerin zorlu yaşamlarını, maden ocaklarının ve madende çalışan madencilerin durumlarını ve sömürüyü anlatıyor. 1936 ayaklanmasını, Halk Cephesinini kurulmasını, Madrit'in nasıl düştüğünü, Alman ve İtalyan faşitlerin Franco'ya nasıl destek olduklarını, Üstün askeri kuvvetlere karşı işçilerin ve köylülerin nasıl direndiğini anlatıyor.

Share:

23.06.2015

Özgür Ruh

Ülke olarak belki özgür olmayabiliriz. Bunun çok kötü bir durum olduğunun farkında olan, ruhu özgür insanların var olduğunu da biliyorum. Bağımsız olduğumuzu savunabilecek çok az kişi vardır. Bunları neden yazıyorum onu da bilmiyorum.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Mustafa Kemal'in kurduğu Cumuhuriyet'ten eser kalmadı. Bir kere Laik değiliz. Bu on üç yıllık bir süreçte değildi üstelik. Seksen darbesinden bu yana. Bir elde kuran, bir elde bayrak belki de laikliği bitiren darbedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın olduğu bir ülke'ye de laik demek aptallık olur. Düşünmek lazım bunları...

Laiklik bitti de bağımsızlık kalır mı? En ucuz şeyin insan hayatı olduğu yıllardır değişmedi güzel ülkem Türkiye'de. Kore'ye, savaşa asker yollamış bir neslin torunlarıyız. Bundan utanmamız gerek. Yakın tarihimizle yüzleşmek gerek. Yüzleşmediğimiz zaman aynı hataları tekrar tekrar yaparız. Nato'ya girmenin bedelini de Kore'de fazlasıyla ödedik. Tarih de dönemi, o dönemin şartlarına göre değerlendirmek esastır. Nato'ya girmek o dönem için gereklilik diyenler olabilir. 1952 yılında 12 ülkenin imzasıyla Nato'ya girdik. Nato bize girdi desek daha doğru olur. 1954 yılından itibaren Amerika'nın Nato çatısı altında Türkiye sınırları içinde üs kurmasına, asker bulundurmasına izin verilmiştir. 1960 yıllarda bu üslerin sayısı 100'ü geçmiştir. 1922 yılında Kurtuluş Savaşı ile kovduğumuz emperyalizm, Türkiye'yi yeniden sarmıştır. Kanımızla kazandığımız özgürlüğümüzü, imzalarla kaybettiğimizin kanıtıdır.

Neyin özgürlüğünden bahsediyorum ki ben. Vatan toprakları, Amerika ve Nato işgali altındayken neyin özgürlüğü.  Tek parti döneminde aynı insanlar tarafından yönetildik ama çok partili siyasi hayatın en boktan tarafı da hep aynı insanlar tarafından yönetilmemiz olmalı. Fikret Kızılok'un "Süleyman hep başbakan" diye şarkı yapması boşuna değil. Çok partili siyasi dönemde hep aynı zihniyet tarafından yönetildik. İnsandan çok paraya değer verenler tarafından.

Bu kadar yazdım. Özgür olduğumuz şeylerde var. Kartopu oynarken ölme özgürlüğü başka ülkelerde yok. Devlete rağmen parklarını, yeşilini korurken ölme hürriyeti belki de hiç bir ülkede yoktur. HES'leri protesto ederken mapus damlarına düşme de bir hürriyet değil mi?. Laik, Bilimsel, Parasız eğitim isterken darp edilip tutuklanmak da bir çeşit hürriyet. Öldürülmekte eşitiz, özgürüz.

Bence düzeni değiştirmek lazım. Saltanata son vermek esas olmalı. akp,chp,mhp,hdp al birini vur ötekine. Hepsi aynı yolun yolcusu. Chp'de zaten 81-92 arası kapalı kaldı. Açıldıktan sonra da başarılı olamadı. Chp'ye sol dersen meclis dışındaki sol partilere hakaret etmiş olurum. Chp şuan da bana göre çıkarcı bir parti oy arttırmak için kırmızı çizgilerini beyaza boyayabilir. Tek sloganı da "oylar bölünmesin" oldu. Oylar bölünmesin diyerek koltuklarından kalkmadılar...

Ne diyebilirim ki daha. 
Yaşasın düzen dışı sol.

Tutsak bir ülke olsak da ruhu özgür olan çokça insan olduğunu bilmek umut verici doğrusu. 
Bu şarkıda tüm özgür ruhlu dostlara gelsin...

Ölünce parçalanmaz ki 
Bendeki özgür ruh 


Share:

13.03.2015

Vali-i Vilayet Hademe-i Devlet Atçalı Kel Memet

Çocukluğumuzda, hepimiz Keloğlan masalı dinlemişizdir ya da filmlerini izlemişizdir. Yoksul ve dürüst, güçlü değil fakat yürekli Keloğlan. Neden hep padişaha baş kaldırır? Neden her zaman zalimle uğraşır? Neden gittiği her yeri güzelleştirir?



Peki Keloğlan'ın gerçekten yaşamış olduğunu biliyor musunuz? Hem de Anadolu'da. Tarihimizde yaşamış yüzlerce hatta binlerce keloğlandan biridir Atçalı Kel Mehmet Efe.

Atça'da, bundan 200 yıl önce yaşamış...

Osmanlı'nın en büyük 2. vilayetinde, Aydın'da 1828'de bir devlet kurulduğunu, Kırklar Meclisi tarafından yönetildiğini, merkezinin Atça olduğunu, Atça'nın Paris mimarisiyle yapıldığını biliyor muydunuz?

Memet, dünyaya gözlerini yanaşma olarak açar. Ailesi ile Arpaz Beyi'nin yanaşmalarıdırlar. Küçük yaşta önce babasını kaybeder, sonra da saçlarını. Parasızlık, imkansızlık, cehalet, doktorsuzluk... saçkıranı ne bilsinler? Bildiler diyelim , ilacı neyle alsınlar? Takdir-i ilahi, kader der Memet. Der de çiftliğinde eğlencesi olur. "Kel buraya gel!", "Kel ağa çağırdı koş!", Kel aşağı kel yukarı. Artık Kel Memet olmuştur adı.Çok gelir Arpaz Beyine bir garip anasıyla bir kel çocuk, kovar onları çiftlikten. Çaresizlik, Sığınırlar Atça Beyi Şerif Hüseyin'in yanına. Bu yoksulluk kader midir? bela gibi yapışır Memet'in üstüne. Neyse, karınlarını doyuracak başka bir çiftlik bulurlar yanaşmalık yapacak. Ama konağın hanımı istemez Memet göz önünde bulunsun, " Bu kel çocuk ortalık yerde durmasın, hastalıklı mıdır, nedir? Şanımıza yakışmaz. Gözden uzak bir işe verin" der. Ormana verirler Memet'i. Bir tas bulgur, bir kuru ekmek... Aynasıdır ezilenin, yoksulun Kel Memet.

Bu gariban çocuk, hastalıklı diye insan içine katmadıkları Kel Memet, akıllı, bilgili, çalışkan, dürüst bir çocuktur aslında. Daha 13 yaşında Arpaz Beyi yanaşmasıyken, cami imamı Gavur Hoca'dan alır ilmin ışığını. Daha o yaşta İmam-ı Azam, Ebu Hanefi Külliyatını, Şeyh Bedrettin'in Varidat'ını, İmam-ı Cafer Sadık'ı okur öğrenir.

Ormanda sekiz yıl boyunca çalışır, büyür, serpilir Memet. Atış talimi yapar. Attığını vuran, yiğit bir delikanlı olur. Orman bir tek onun evi değildir. Zenginler rüşvetle askerlikten yırtarken zorla on yıl asker olmaya götürülen firarinin sığınağı, Bektaşi dervişlerinin, Tahtacı köylülerinin, göçer yörüklerinin konağı, Yahudi, Ermeni, Rum tüccarların güzergahıdır orman. Memet ormanda onlarla tanışır. Yardıma ihtiyacı olana yardım eder, yol bilmeyene yol, iz sorana iz gösterir. Ama para almaz, kitap ister, başka diyarları sorar, bilgi ister, öğrenir. Ormanda can yoldaşı mefruşatçı Yahudi Yasef ile tanışır. Avrupa'yı, burjuva demokratik devrimleri, sanayiyi öğrenir anlatıldığı kadar.

Sonra aşık olur Memet bir gün. Ama mutluluk değil hüzün verir sevdası ona. 'Duvarı nem, yiğidi gam yıkarmış' Memet'in yüreğine de öyle bir gam çöker ki Fatma'yı görünce. Mesele aşk acısı değil elbet, Fatma koskoca Atça Beyi Şerif Hüseyin'in kızı, Memet ise yanaşma, hem de kimin? Sevdiği kızın babasının, Şerif Hüseyin'in yanaşması. Mümkünü yok bu işin, yok ama gönül bu, ferman dinlemez. Gönderir anasını Memet, Allahın izniyle istesin diye Fatma'sını. İşte olanlar o zaman olur. Görmediği hakaret duymadığı küfür kalmaz Atça meydanında. Sekbanlar önce eşek sudan gelene kadar döver Memet'i, sonra Çalıkakıcı Hüseyin'i ayartıp anasının üstüne sararlar. Hacıhüseyinoğulları onurlarına yedirememiş , ondan bu zulüm, koskoca bey kızına bir kel yanaşma nasıl talip olur diye.Bu zulüm de kel yanaşmayı, Atçalı Kel Memet Efe yapar. Zaten düşünüp durur Memet 'bu ecnebi ihtilali ne ala, kimse ayana, voyvodaya kul, reaya olmeycek, vergiler indirilecek, sekban zulmü olmeycek...' tüm yaşadıklarının üstüne bir de Çalıkakıcı Hüseyin, anasının ırzına yönelince, babasından kalma altı patları kaptığı gibi Atçalı, allah yarattı demedyip önce Hüseyin'in alnı çatına, sonra yanındaki zeybeğe birer el ateşle çam gibi devirir ikisini de. Basar narayı 'Ülen çakallar siz mi efe siniz? Dul kadının ırzına namusuna göz dikmek var mı ülen efelik töresinde? Bundan böyle bene de Efem dersiniz gari' Hüseyin Efe'nin atına atladığı gibi basar Şerif Hüseyin'in konağını. Önce iki sekbanını indirir yere, sonra bakar konağa doğru ' Bekle Fatme'm seni almeye gelcem' der ve kaybolur gecenin karanlığında...

Dağlar, köyler ve hatta vilayetler bir tek isimle çalkalanır artık: 'Atçalı Kel Mehmet Efe". Ağayla, sekbanla başı derde giren, sistemin çarkı altında ezilen kim varsa Atçalı'ya gelir. Osmanlı orduyu, şeyhülislamlığı ve loncayı Bektaşilerden ve Yahudilerden temizleyip de Nakşibendilere ve Ermenilere devredince, katliamdan kurtulan Türk ve Yahudi tüccarlar, Tekkeleri kapatılan Bektaşi babaları ve kıyımdan kaçan yeniçeriler akın akın Atçalı'nın yanına gelirler. Köylerde fakirleri evlendirip, sebiller, tekkeler yaptırmakla, açı doyurup, yetime babalık etmekle kalmaz  Atçalı, Osmanlı zulmünden kaçan kim varsa hepsinin önderi olur. Ahiler de rahatsızdır gidişattan. Derler ki 'Atçalı Memet Efe Teşkilat kursun, çalıkakıcıyı, eşkiyayı temizlesin, sekbana karşı caydırıcı olsun, bizim silahlı gücümüz olsun.' İstese kabul etmez, malına mal, zenginliğine zenginlik katar, ona mı kaldı devlet işleriyle uğraşmak... Uğruna dağa çıktığı Fatma'sına da kavuşmuştur artık. Osmanlı af çıkarmış düze indirmek ister, para, mal, zenginlik vaat eder. Ama Atçalı'nın gözü malda mülkte değildir. Halkı zulüm altında aç yaşarken içi elvermez susmaya Memet Efe'nin. Ahileri, Bektaşileri, Türk ve Yahudi tüccarları, kölemenleri... ne kadar sistemin ötekileştidiği, dışladığı, ezdiği, sömürdüğü ve hatta katlettiği kesim varsa toplar etrafına. İhtilale yürür Atçalı Memet Efe, canından çok sevdiği Fatma kız 'sana mı kaldı bu işler, uslan artık Memet'im' demesine rağmen. O sadece sosyal bir önder değil, aynı zamanda da siyasi bir lider olur, umut olur ezilene, yoksula, dışlanmışa.

Yasef'le yaptığı politik sohbetler ufkunu gösterir Atçalı Kel Mehmet Efe'nin. 'Şu dört sorunu çözmek gerek' der, Atçalı. 'Yobazlık, yozluk birinci, kavimcilikle bölüme ikinci ki Avrupalılar buradan vuruyor, yoksulluk üçüncü, yolsuzluk dördüncü' O yüzdendir ki Atçalı Yasef'e kitap çevirisi yapma ve çevrilmiş kitapları bulmakla görevlendirir. Ve o yüzdendir ki bir yandan yaşam boyu mücadelesini hep beye, ayana, sekbana, ağaya, valiye, paşaya karşı verirken, bir yandan da ele geçirdiği Aydın ilinde kurduğu kırklar meclisi ile farklı inanç, milliyet ve meslekleri eşit temsil hakkıyla bütünleştirir.Hem politik bir düşün adamı, hem de fikirlerini pratiğe geçiren önemli bir siyasi liderdir.

Savaşta aşırıya kaçmaz düşmanına bile üç kez şans tanır. İntikam hırsıyla değil aklıyla, mantığıyla savaşır. İyi nişancıdır, ama öyle gösteriş olsun diye avlanmaz, ihtiyaçtan fazla av vurulmasını istemez, kurda, kartala, tilkiye kurşun atmaz. İnsanı sevdiği kadar doğayı da sever, korur. Gavur İmam'dan aldığı ışığın ta Horasan'dan gelen bir ilmi kültürel bir miras olduğunu biliyordur artık ve bu mirasa uygun yaşamını sürdürür.

Ve Validir Atçalı. Efeliği Robin Hood'la örtüştürenler, nereye koyacak Atçalıyı. Atçalı 'zenginden alıp  fakire verme romantizminin' bitmez tükenmez  serüvenciliğiyle efsaneleşmez. Atçalı, Padişahın, sarayın ataması ile değil, halkın sevgi ve desteğiyle Aydın'a vali olur ve Valiliğin gereklerini yapar. Zenginden alır ama fakire ekmek değil, ekmeğini kazanacak iş sahibi yapar. Yol, köprü, çeşme, kanalizasyon gibi alt yapı yatırımlarından Avrupa'daki sanayileşmeyi yakalamak üzere günün koşullarında imkanları doğrultusunda kurdurduğu pek çok atölyeye kadar Aydın'ı imar eder. Bir kelimeyle tanımlamamız gerekirse Atçalı'yı o kelime 'devrimci'dir.

1829'da Kuyucak'ta başlayan Kel Memet'in önderliğindeki Aydın ayaklanması bir halk ihtilali özelliklerini taşıdığı görünmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun girdiği savaşların vergi yükünden bunalan halka bu vergiyi kaldırdığını ilan etmiş, mültezimlerin, voyvodaların ve zabitlerin halktan keyfi olarak topladıkları vergileri kaldırmıştır. Bunlarla da yetinmeyerek, ' Vali-i Vilayet, Hademe-i Devlet, Atçalı Kel Memet ' şeklinde imzaladığı fermanlarda hükümetten serbest ticaret ve tarımın korunmasını, kanunların değiştirilmesini, daha eşit kanunlar yapılmasını ve askerliğin yeni esaslara bağlanmasını istemiştir. Aydınlıların yanı sıra, Kütahya, Manisa, Burdur ve Denizli 'nin bazı kazaları, onun ileri sürdüğü fikirleri sevinçle karşılamış, ona kapılarını açmış ve kendilerine efendi yapmışlardır. İlk ayaklanmasında Aydın mütesellimi ve yanındaki adamlarıyla girdiği çatışmalar hariç, diğer kasabalarının hiç birisinde ona karşı silah atılmamıştır. Aksine, adamlarıyla birlikte bu kasabalara birer kurtarıcı gibi girmiştir. İdaresi altında bulunan yerlerde halkının malına, canına ve ırzına saygı gösterdi. Seyahat hürriyetine engel olmamıştır. Zulmü ve adaletsizliği ortadan kaldırmak, yeni bir düzen kurmak için çalışmıştır.

Efelik, Horasan'dan Anadolu'ya uzanan, Kalenderi'likten Bektaşiliğe, Babailer'den Bedrettin'e bir akımın Ege'deki uzantısıdır. Anti-feodal bir isyan olduğu kadar, feodal zulmün altında ezilen Anadolu halkına, demokrasi, adalet sağlayacak bir düzen kurma mücadelesinin örgütlülüğüdür.
Savunduğu fikirlerin II. Mahmut 'un reformları ve sonrasındaki Tanzimat ilanı ile paralellikler gösterdiği ileri sürülebilir.Atçalı Efe'nin yaptıkları devlete karşı gelmek olarak algılanıp padişahça onaylanmamış ve üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetlerine 1830'da yenilen Atçalı Efe çatışmada ölmüştür. Ancak cesareti ve halkın canını ırzını namusunu korumak için yaptıkları Yörük Ali Efe gibi Ege efelerine ilham vermiştir.

Osmanlı hayranlığı ya da seviciliği, son yüzyılında ne kadar zalimleştiğini hep gizledi. Öyle ki bir gecede Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını (binlerce insanın katledilmesini) güzel, hayırlı bir olay olarak anlattı. Ama Atçalı Kel Mehmet Efe'nin "herkes ektiği toprağın sahibidir" dediğini kimse anlatmadı.

Kaynak;
Efe Yüreği Dergisi
Atçalı Kel Mehmet Efe - Devrim Tiyatro Oyunu
Vikipedi
Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com