Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.08.2016

Benliğini Aramak.

Cevaplarını veremediğim sorularım var. Görmezden gelmeye çalışsam da başaramadığım. Kendimi sorguya çekiyorum, fiziksel işkenceyle de değil, psikolojik işkenceyle. Şaşırtmalı sorular beynimde tura çıkmış, kamp atacak yer arıyor sanki. Sıyırmaya az kaldı, sıyırdıktan sonra hepimiz özgürüz. Bu dünyada bir deliler özgür bir de ölüler.

Bazen durup dururken içime bir ürperme geliyor. Ben korkutan şey ne? Ara sıra uzun vadede ne yapacağımı düşünüyorum? Bilemiyorum neden kaygılandığımı?  Sorularım var, beynimde bildiğin nöbet tutuyor 1-3, 3-5 fark etmiyor.

Kaygılarım var, nedenini biliyorum da nasıl üstesinden gelebileceğimi bilmiyorum. Takıntılarımın üstesinden geldim. Önceleri başarısızlıklarımı takıntı haline getirmek gibi bir huyum vardı. Hâla başarısızlıklarım var ve muhtemelen daha da olacaklar.

Her insanın korktuğu bir şeyler vardır. Yükseklikten korkar, kapalı ortamlardan korkar, bağlanmaktan korkar, yalnız kalmaktan korkar, karanlıktan korkar, nereden geldiğini bilmediği seslerden korkar. Türkiye gibi yada orta doğu ülkelerinden birinde yaşıyorsa korkuları daha fazladır. Durakta beklemekten korkar, hava alanı gibi kalabalık yerlerde bulunmaktan korkar, ... yeri gelir polisten dahi korkar,  hiçbir şeyden korkmuyorsa; neden korkmuyorum diye bile korkar,

Benliğimi arıyorum, bir gün bulacağım. Yazmakta bu arayışın sonucu... Bir kimliğim var, bitirdiğim bir kaç okul. Bir çok iş denedim de daha ben bunu yapmalıyım dediğim bir iş karşıma çıkmadı. Amaç, sadece para kazanmak değil, çalışırken mutlu olmak.

İnsanlar için bir anlam ifade ediyor muyum? Bir Tesla değilim ya da kansere çare bulmuş bir bilim insanı, anlamsız karakterim. Muhtemelen aile, akraba, arkadaş ilişkileri dışında kimseye bir anlam ifade etmiyorum. Bir sitede 'Benliği olmayan insanlar, yarım insandır.' diye okumuştum.

Benlik, bencil olmayı beraberinde getirir mi? Benlik insanın  kendini bilmesiyle, karakteriyle, özgüveni ile ilgilidir. Bencil olmayı beraberinde getirmez. Bencillik, kendine yarar sağlayacak bir şeyi, başkalarının zararına olduğunu bile bile kendi yararına istemektir. Bencilliğin sistemli hali rekabettir. Rekabet, bize yolun başında öğretilir. Çünkü bencilliğin ekonomiye taşınmış şeklidir. İnsanın içine ahlaksızlığı eker ve büyütür. Örnekleri çoktur, okul sıralarından, fabrikalara her yerden örnek bulunabilir.







Share:

6.07.2015

Türkiye'de Milliyetçilik

Milliyetçilik denince aklıma milli olan geliyor. Kendi ürettiklerini tüketmek ve ihraç etmek. Ülkücü kardeşim, öküzden samana, gübre, pamuk, tütün, incir, üzüm zeytin, sebze ve meyve, canlı hayvan, su ürünleri, hayvansal ürünler ve gittikçe uzayan bir liste, bu saydıklarım dünya konumu itibarı ile yaşadığımız ülkenin verimli topraklarında üretilebilen ancak siyasilerin yanlış kararları sonucunda çiftçiliğin bitirilmesi operasyonları sonucu diğer ülkelerden ithal ettiğimiz ürünlerdir.Eğer yaşadığın doğaya, parklarına, tarihi eserlerine sahip çıkmıyor isen, Yırca'da altı bin zeytin ağacı kesildiğinde sesini çıkarmadı isen milliyetçi değilsin. Senin yaşadığın ülkenin topraklarına nükleerler, derelerine hesler kurulurken ve dünya Çernobil'in doğaya ve üstündeki canlılara verdiği zararı gördükten sonra çağımızın dışında kalmış ve daha pahalı yöntemlerle doğanın yok olmasına sesini çıkarmıyorsan milliyetçi değilsin. Yabancıların teknolojik ürünlerini kullanıp, ülkemizde neden yerli teknoloji ürünleri üretilmediğini, yerli teknoloji sanayimizin gelişmesi için çalışmıyorsan milliyetçi değilsin, iphone'lu milliyetçi mi olur. Şu yazdığım satırlardan bile milliyetçi olmadığımız anlaşılırken, milliyetçileri temsil eden partinin anti-milli olması da normaldir.

Hani zamanında dönemin başbakanı "hem laik hem müslüman olunmaz, ya laik olacaksın ya müslüman" gibi bir şeyler konuşmuştu ya.Gökten inen kitaplara inanan biri olmasam da islami esaslara göre de hem milliyetçi hem müslüman olunmaz. Milliyetçilerin hangi dini yaşadığını merak ediyorum. Müslümanların peygamberi bile "milliyetçilik davası güden bizden değildir" diye söylemiş olduğu rivayet edilen sözü var. Ya milliyetçi olacaksın ya müslüman...

A. Einstein milliyetçiliği bir çocukluk hastalığı olarak tanımlamış ve kendisini milliyetçi olarak tanımlayanlar için "eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez.kendilerine bir omurilik yetebilecekken, yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuş insanlardır " diye kelimelerine devam etmiş. Doğruluk payı olduğunun kanıtları da vardır mesela "vur de vuralım, öl de ölelim" gibi.

Bu ülke milliyetçilik adı altında çok şeyler görmüş.Yakın tarihimizle yüzleşmek önemli, yüzleşmezsek gerçeklere ulaşamayız. Bu ülkenin anti-emperyalist gençleri 6. Filoya ve amerikan askerlerine sokakları dar ettiği günlerde, araçlarla Anadolu’nun dört bir tarafından taşınan dinci-ülkücü komandolar, Dolmabahçe’de demirli 6. Filo’ya ait bir gemiyi “kıble” yapıp namaz kıldılar.


Bu satırları niye yazma gereği duydum onuda şöyle açıklayayım. Doğu türkistan'da yaşanan katliamdan dolayı, Çin lokantasına saldıran, Çinli turist diye koreli turistlere saldıran(Çinli olması bu davranışı haklı çıkarmaz), mao maketini asan, yakan ülkücüler için yazdım. Niye nato'yu, abd'yi kısaca emperyalistleri bu ülkeden kovmak için mücadele etmiyorsunuz. Mao maketini asarken çekilen görüntüleri çin malı bir teknoloji ürünüyle çekildi büyük ihtimalle, neden biz kamera üretemiyoruz diye sormuyorsunuz. Ve bugün yaşanan katliamdan neden yetmişli yılların ortalarında ölen Mao'yu sorumlu tutuyorsunuz. Geçmişteki olaylar için tabii ki sorumlu tutulabilir ama bugün için sorumlu tutmak olmaz. Bu gün Doğu Türkistan'da yaşananlara herkes tepki göstermeli. İsterdim ki, katledilenler Türk olduğu için değil insan oldukları için tepki gösterilsin. Ve sadece Doğu Türkistan için de değil dünyanın her tarafındaki katliamlar için. Milliyetçilik böyle bir şey mi ülkücü kardeşim katledilen Türk ya da müslüman değilse ses çıkarman gerekmez değil mi?

Maocu yada başka bir şeyci değilim. Sadece iyi bir birey olmaya çalışan değişik düşüncelere, inançlara sahip biriyim. Mao uzun yürüyüş sırasında mola verdiği yoksul bir Çin köyünde yanına gelip derdini anlatan Çin köylüsüne, sizi anlıyorum; ama yıkılmamalısınız. Büyük Türk devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi "Köylü milletin efendisidir' diyerek Atatürk'e hayranlığını ifade ederek, Mustafa Kemal'in sözleriyle köylüsüne umut vermiştir. Ve bir yerde "Bizden önce emperyalizme karşı koyan yüce Türk milleti ve onun ebedi liderine saygılarımı arz ederim, unutulmasın ki milletimizin hamuru bin yıllar öncesinden karşılıklı dostluk ve sevgiyle" diyordu Türkiye'ye...


Düşünce olarak milliyetçiliğin her türlüsüne karşıyım. Dünya, üzerinde yaşayan her canlının ortak malıdır. Her canlının yaşama hakkı vardır. Her ne kadar sürç-i lisan ettiysem affola.








Share:

3.07.2015

Sevgi Üzerine

Sevgi masum bir duygudur. Ve çok basittir. Basit şeylerin kendine has ayrı bir güzelliği vardır. Sevgi, değer vermeyi bilmektir. Tüm canlıların yaşama hakkını kabul etmek, yaşamaktan, varolmaktan, birlikte olmaktan mutlu olmaktır. Eşitliğin benimsenmesi, ayrımcılıkların hayattan aforoz edilmesidir. İnsan olmaktır, insanca yaşamayı bilmek.

Hoşgörü, acımak, bağımlılık sevgi ile karıştırılmamalıdır. Acımak, acıdığın canlıdan üstün olduğunu kabul etmektir. Hoşgörü istemediğin, sevmediğin halde katlanmaktır Bağımlılık, ihtiyaçların, gereksinimlerin karşılanmasıdır. Bu kavramların sevgiyle alakası da yoktur.

Sevgi hakkında binlerce, belki de yüz binlerce söz söylenmiştir bu güne dek. Mevlana "Şah bile sevgiye köledir.", Spinoza "Kalpler silahla değil, sevgi ile yenilirler." ve "En büyük devrim, sevgidir." demiş, dünyanın büyük devrimcilerinden Che Guevara. Yalan da değildir bu sözler, hangi şah sevgiye hükmedebilir, hangi silah yenebilir sevgiyi? Devrimler kanlı olsa da eşit, adaletli, insanca yaşama düşüncesini sevmeden yapılabilir mi? Bir yerde "Bir devrimin ilk onbeş yılına kimse kefil olamaz. Orada kan ve gözyaşı vardır..." diye okumuştum. Öyledir bence de.

Sevgi kolay kazanılmaz. Zorla birini sevemezsiniz. Saygı gibi de değildir. Çünkü saygıyı yasalarla sağlayabilirsiniz. Yasalar sevgi karşısında acizdir. Kolay kazanılmayan sevgiyi, çok kolay kovabiliriz hayatımızdan, yerine çok çabuk koyarız  parayı, üstün olma arzusunu, sevgi kadar da kolay kovamayız hayatımıza yerleşen üstün olma arzusu ve parayı. Her şey para içindir artık. daha çok kazanmak için yaşarız, çalışırız, birbirimizi ezer, aldatır, savaşır, öldürürüz. Sevginin olmazsa nefret yükselişe geçer. Hayatımıza yerleşen para, ve üstün olma arzusu nefretin kalplerimizi sarmasını sağlamıştır.

Hiç bir şeyiniz yoktur hayatınızda, sevgi yoksa....
Kalplerinizden sevgi eksik olmasın. Hep sevgiyle kalın.
Share:

1.07.2015

Kapitalizm kendini anlatıyor.


Benim silahlarımdan biri dindir. Dinleri ve din adamlarını çıkarlarım doğrultusunda ayarladım. Tanrıyı modifiye edip, kurtarıcıların üstünde de rötuşarda bulundum. Kölelerime bunun doğru olduğunu buna iman etmelerini söyledim, televizyonlarda beyinlerini yıkayarak. Öldüklerinde cennet vaat ettim huriler ile birlikte. onlara burada  cehennemi yaşattım. Onlar çalıştı, ben zenginleştim güçlendim. onları ise çalışarak fakirleşmelerini sağladım. Din ile onları kontrolümde tuttum, sorgulamalarını engelledim.

Ben dünyadaki kaynaklarının yüzde seksenini dünya nüfusunun yüzde yirmisine verirken, kaynakların yüzde yirmisini de dünya nüfusunun yüzde seksenine bıraktım. Sizinle de tanıştığıma memnun oldum, en yeni kölelelerimden birisin, çalışarak özgürleşebilirsin. Afrika'nın zenginliğine el koydum. Dünya üzerindeki altın rezervlerinin yüzde doksanı Afrika'da iken sadece dört tane Afrikalı milyarder yarattım ve Afrikayı açlığa terk ettim.

Öyle kötüyüm ki zayıf ülkelere hastalık satar, utanmam bir de tedavisini iki, üç beş katına satarım. Dünyada altı yüz milyondan fazla obez ve sayısı bir buçuk milyarı geçen aç insan olmasını sağladım. çok yaşayayım.


Bir aralar Marx diye bir vardı, Karl Marx bu adam taktı bana Engels ile birlikte. Bunlar utanmazlar, benim hakkımda dedikodu yaparlardı. Marx benim için "gölgesini satamadığı ağacı keser" demiş. Öyle tabi artık 2000'li yıllardayız gölgesini satamadığım ağacı avm yaparım. Bu marx'ın bir de damadı vardı Paul, Paul Lafargue o da tembellik hakkı diye kitap yazdı, ben özgürleşmek için çalışın derken o "Çalışma her türlü entelektüel yozlaşmanın, organik deformasyonun nedenidir...Çağımızın çalışma yüzyılı olduğu söyleniyor; aslında acının, sefaletin ve çürümenin yüzyılı." diyerek kölelerimin aklını çelmeye çalıştı ama ben en güçlüyüm. Başka düzene izin vermem ekim devrimiyle kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini ben yıktım. Yüz yıl yaşamasına bile izin vermedim.


Hepinizi bağımlı yaptım. Sizleri zavallı, acınası tüketim bağımlıları haline getirdim. Öyle ki yeni çıkacak bir iphone alabilmek için böbreğinizi bile satarsınız. Babanız ölüm döşeğindeyken babanız için üzüleceğinize, miras yüzünden birbiriniz ile kavga etmenizi sağladım ve bunu keyifle izledim.

Ben sizi özgür bırakmam, düşüncelerinize sansür uygularım, sansürü delerseniz, en sonunda kendi ellerinizle kurduğunuz devletin güvenlik güçleri tarafından öldürürüm. Sizi devlete ödediğiniz vergilerle alınan silah ve cephane ile öldürürüm.

Benden kötüsünün olmadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben parayı severim. O dünyaya sahip olmak için kan döker, savaşır, sömürür yapamayacağı şey yoktur onun. O emperyalizm.
Share:

23.06.2015

Özgür Ruh

Ülke olarak belki özgür olmayabiliriz. Bunun çok kötü bir durum olduğunun farkında olan, ruhu özgür insanların var olduğunu da biliyorum. Bağımsız olduğumuzu savunabilecek çok az kişi vardır. Bunları neden yazıyorum onu da bilmiyorum.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Mustafa Kemal'in kurduğu Cumuhuriyet'ten eser kalmadı. Bir kere Laik değiliz. Bu on üç yıllık bir süreçte değildi üstelik. Seksen darbesinden bu yana. Bir elde kuran, bir elde bayrak belki de laikliği bitiren darbedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın olduğu bir ülke'ye de laik demek aptallık olur. Düşünmek lazım bunları...

Laiklik bitti de bağımsızlık kalır mı? En ucuz şeyin insan hayatı olduğu yıllardır değişmedi güzel ülkem Türkiye'de. Kore'ye, savaşa asker yollamış bir neslin torunlarıyız. Bundan utanmamız gerek. Yakın tarihimizle yüzleşmek gerek. Yüzleşmediğimiz zaman aynı hataları tekrar tekrar yaparız. Nato'ya girmenin bedelini de Kore'de fazlasıyla ödedik. Tarih de dönemi, o dönemin şartlarına göre değerlendirmek esastır. Nato'ya girmek o dönem için gereklilik diyenler olabilir. 1952 yılında 12 ülkenin imzasıyla Nato'ya girdik. Nato bize girdi desek daha doğru olur. 1954 yılından itibaren Amerika'nın Nato çatısı altında Türkiye sınırları içinde üs kurmasına, asker bulundurmasına izin verilmiştir. 1960 yıllarda bu üslerin sayısı 100'ü geçmiştir. 1922 yılında Kurtuluş Savaşı ile kovduğumuz emperyalizm, Türkiye'yi yeniden sarmıştır. Kanımızla kazandığımız özgürlüğümüzü, imzalarla kaybettiğimizin kanıtıdır.

Neyin özgürlüğünden bahsediyorum ki ben. Vatan toprakları, Amerika ve Nato işgali altındayken neyin özgürlüğü.  Tek parti döneminde aynı insanlar tarafından yönetildik ama çok partili siyasi hayatın en boktan tarafı da hep aynı insanlar tarafından yönetilmemiz olmalı. Fikret Kızılok'un "Süleyman hep başbakan" diye şarkı yapması boşuna değil. Çok partili siyasi dönemde hep aynı zihniyet tarafından yönetildik. İnsandan çok paraya değer verenler tarafından.

Bu kadar yazdım. Özgür olduğumuz şeylerde var. Kartopu oynarken ölme özgürlüğü başka ülkelerde yok. Devlete rağmen parklarını, yeşilini korurken ölme hürriyeti belki de hiç bir ülkede yoktur. HES'leri protesto ederken mapus damlarına düşme de bir hürriyet değil mi?. Laik, Bilimsel, Parasız eğitim isterken darp edilip tutuklanmak da bir çeşit hürriyet. Öldürülmekte eşitiz, özgürüz.

Bence düzeni değiştirmek lazım. Saltanata son vermek esas olmalı. akp,chp,mhp,hdp al birini vur ötekine. Hepsi aynı yolun yolcusu. Chp'de zaten 81-92 arası kapalı kaldı. Açıldıktan sonra da başarılı olamadı. Chp'ye sol dersen meclis dışındaki sol partilere hakaret etmiş olurum. Chp şuan da bana göre çıkarcı bir parti oy arttırmak için kırmızı çizgilerini beyaza boyayabilir. Tek sloganı da "oylar bölünmesin" oldu. Oylar bölünmesin diyerek koltuklarından kalkmadılar...

Ne diyebilirim ki daha. 
Yaşasın düzen dışı sol.

Tutsak bir ülke olsak da ruhu özgür olan çokça insan olduğunu bilmek umut verici doğrusu. 
Bu şarkıda tüm özgür ruhlu dostlara gelsin...

Ölünce parçalanmaz ki 
Bendeki özgür ruh 


Share:

22.06.2015

Futbol

Futbolu çok severim. Çocukluğum sokakta top peşinde koşarak geçti. Dizlerim hep yara içindeydi. Belki de doksanlı yıllarda doğanlar olarak bizler, sokakta oyun oynayarak büyüyen son nesiliz.

Lise yıllarından beri bir takım tutmuyorum. ailemin çoğunluğu Fenerbahçeli.

Babam Fenerbahçeli olsa da rakip takımdaki iyi oynayan Futbolcuları destekler, iyi oynayan sporcuları. Lefter gibi mesela, Metin Oktay, Baba Hakkı, Metin Kurt.. dedemden, babamdan öğrendiğim sporculardır.

Benim desteklediğim bir isim de Bilic idi. "Futbol sosyalist bir oyundur" dediğinde benden artıları topladı.

Futbol ayrımcılığa, ırkçılığa karşı biraz Lefter Küçükandonyanis'tir. Milli takımımızda onlarca gol atmıştır Lefter. Metin Oktay'dır biraz, Göztepe'nin Galatasaray'ı 1-0 yendiği bir maç sonrasında kendisini markaja alan ve maç boyunca nefes aldırmayan 18 yaşındaki defans oyuncusunun Metin Oktay ile fotoğraf çektirmek istemesi üzerine, Metin Oktay "Sen benimle değil, ben seninle resim  çektirmek istiyorum demiştir". Fenerbahçe ile şeref stadının çamurlu ortamında oynanan Fenerbahçe Beşiktaş maçında iki farkla Beşiktaş galiptir. Maçın ortasında Beşiktaş atakları art arda devam ederken orta sahada Fenerbahçe kaptanının yanına gelerek " Arkadaşlara söyle biraz maça asılsınlar, bu maçın zevki böyle çıkmaz" diyen Baba Hakkı'dır futbol. Futbol alanında ilk kez sendikal faaliyet başlattığı için spordan afaroz edilen Metin Kurt'tur birazda.

Onların oynadığı dönemler belkide futbolun içine bu kadar piyasacılık girmemişti. Belki de aynı bugünkü gibidir, bilmiyorum. İki takım taraftarlarının yan yana karşılaşmaları izlediği dönemlerde yaşamadım. Tekrar öyle olmasını isterim.

Futbol da dayanışmadır zaten. 1932 Büyük İstanbul yangını sırasında Fenerbahçe'nin ana kulüp binası, antereman sahası yani Fenerbahçe'nin bütün varlığı tek günde kül olur. Fenerbahçe'nin de iki gün sonra Selanik ile maçı vardır. İki gün sonra maça çıkmaları lazım. Futbolcular borç alarak Fenerbahçe forması yaptırırlar. Taksim Spor, Beşiktaş gibi İstanbul'un ünlü kulüpleri Fenerbahçeye yardım toplarlar. Bu haberi duyan futbolcuların yüzü biraz gülümser. Fakat bir çok futbolcu kendi evi barkı da yandığı için maça gelemez. Selanik karşısında maça çıkmak için soyunma odasında Fenerbahçe bekler. Soyunma odasının kapısı birden açılır, kapıyı açan kişiye Fenerbahçe kaptanı Fikret Arıca dikkatli şekilde bakar. Gözlerini kapıdaki gençten alamaz ve "Sizin burada ne işiniz var" der. Kapıda görülen Galatasaray'ın bugün bile Aslan lakabıyla anılmasının sebebi Galatasaray kaptanı Nihat, Aslan Nihat Bey ve yanında beş Galatasaraylı dostu kapıda dururlar, Aslan Nihat Bey " Fikret siz bu haldeyken biz evimizde oturamazdık. Eğer arkadaşlarında kabul ederse arkadaşlarım ve ben bugün Fenerbahçe forması giymek istiyoruz." der. Fikret ayağı kalkar, Aslan Nihat Bey'e sarılır "Kardeşim" der. Fenerbahçe o gün Galatasaraylı futbolcuların takviyesiyle maçı 4-0 kazanır. 910Tl ödül alır kazanan takım olan Fenerbahçe. Bütün varlıkları yandığı halde Fenerbahçeli futbolcular bu parada Galatasaylı meslektaşlarımızın da emekleri var, onlara haksızlık etmemek için 910 lirayı kulübün kasasına koymak yerine Kızılay'a bağışlarlar. Benim izlemek istediğim futbol bu.


Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com