Bir İzmirlinin Kaleminden
Özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.07.2015

Kapitalizm kendini anlatıyor.


Benim silahlarımdan biri dindir. Dinleri ve din adamlarını çıkarlarım doğrultusunda ayarladım. Tanrıyı modifiye edip, kurtarıcıların üstünde de rötuşarda bulundum. Kölelerime bunun doğru olduğunu buna iman etmelerini söyledim, televizyonlarda beyinlerini yıkayarak. Öldüklerinde cennet vaat ettim huriler ile birlikte. onlara burada  cehennemi yaşattım. Onlar çalıştı, ben zenginleştim güçlendim. onları ise çalışarak fakirleşmelerini sağladım. Din ile onları kontrolümde tuttum, sorgulamalarını engelledim.

Ben dünyadaki kaynaklarının yüzde seksenini dünya nüfusunun yüzde yirmisine verirken, kaynakların yüzde yirmisini de dünya nüfusunun yüzde seksenine bıraktım. Sizinle de tanıştığıma memnun oldum, en yeni kölelelerimden birisin, çalışarak özgürleşebilirsin. Afrika'nın zenginliğine el koydum. Dünya üzerindeki altın rezervlerinin yüzde doksanı Afrika'da iken sadece dört tane Afrikalı milyarder yarattım ve Afrikayı açlığa terk ettim.

Öyle kötüyüm ki zayıf ülkelere hastalık satar, utanmam bir de tedavisini iki, üç beş katına satarım. Dünyada altı yüz milyondan fazla obez ve sayısı bir buçuk milyarı geçen aç insan olmasını sağladım. çok yaşayayım.


Bir aralar Marx diye bir vardı, Karl Marx bu adam taktı bana Engels ile birlikte. Bunlar utanmazlar, benim hakkımda dedikodu yaparlardı. Marx benim için "gölgesini satamadığı ağacı keser" demiş. Öyle tabi artık 2000'li yıllardayız gölgesini satamadığım ağacı avm yaparım. Bu marx'ın bir de damadı vardı Paul, Paul Lafargue o da tembellik hakkı diye kitap yazdı, ben özgürleşmek için çalışın derken o "Çalışma her türlü entelektüel yozlaşmanın, organik deformasyonun nedenidir...Çağımızın çalışma yüzyılı olduğu söyleniyor; aslında acının, sefaletin ve çürümenin yüzyılı." diyerek kölelerimin aklını çelmeye çalıştı ama ben en güçlüyüm. Başka düzene izin vermem ekim devrimiyle kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini ben yıktım. Yüz yıl yaşamasına bile izin vermedim.


Hepinizi bağımlı yaptım. Sizleri zavallı, acınası tüketim bağımlıları haline getirdim. Öyle ki yeni çıkacak bir iphone alabilmek için böbreğinizi bile satarsınız. Babanız ölüm döşeğindeyken babanız için üzüleceğinize, miras yüzünden birbiriniz ile kavga etmenizi sağladım ve bunu keyifle izledim.

Ben sizi özgür bırakmam, düşüncelerinize sansür uygularım, sansürü delerseniz, en sonunda kendi ellerinizle kurduğunuz devletin güvenlik güçleri tarafından öldürürüm. Sizi devlete ödediğiniz vergilerle alınan silah ve cephane ile öldürürüm.

Benden kötüsünün olmadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben parayı severim. O dünyaya sahip olmak için kan döker, savaşır, sömürür yapamayacağı şey yoktur onun. O emperyalizm.
Paylaş:

23.06.2015

Özgür Ruh

Ülke olarak belki özgür olmayabiliriz. Bunun çok kötü bir durum olduğunun farkında olan, ruhu özgür insanların var olduğunu da biliyorum. Bağımsız olduğumuzu savunabilecek çok az kişi vardır. Bunları neden yazıyorum onu da bilmiyorum.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Mustafa Kemal'in kurduğu Cumuhuriyet'ten eser kalmadı. Bir kere Laik değiliz. Bu on üç yıllık bir süreçte değildi üstelik. Seksen darbesinden bu yana. Bir elde kuran, bir elde bayrak belki de laikliği bitiren darbedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın olduğu bir ülke'ye de laik demek aptallık olur. Düşünmek lazım bunları...

Laiklik bitti de bağımsızlık kalır mı? En ucuz şeyin insan hayatı olduğu yıllardır değişmedi güzel ülkem Türkiye'de. Kore'ye, savaşa asker yollamış bir neslin torunlarıyız. Bundan utanmamız gerek. Yakın tarihimizle yüzleşmek gerek. Yüzleşmediğimiz zaman aynı hataları tekrar tekrar yaparız. Nato'ya girmenin bedelini de Kore'de fazlasıyla ödedik. Tarih de dönemi, o dönemin şartlarına göre değerlendirmek esastır. Nato'ya girmek o dönem için gereklilik diyenler olabilir. 1952 yılında 12 ülkenin imzasıyla Nato'ya girdik. Nato bize girdi desek daha doğru olur. 1954 yılından itibaren Amerika'nın Nato çatısı altında Türkiye sınırları içinde üs kurmasına, asker bulundurmasına izin verilmiştir. 1960 yıllarda bu üslerin sayısı 100'ü geçmiştir. 1922 yılında Kurtuluş Savaşı ile kovduğumuz emperyalizm, Türkiye'yi yeniden sarmıştır. Kanımızla kazandığımız özgürlüğümüzü, imzalarla kaybettiğimizin kanıtıdır.

Neyin özgürlüğünden bahsediyorum ki ben. Vatan toprakları, Amerika ve Nato işgali altındayken neyin özgürlüğü.  Tek parti döneminde aynı insanlar tarafından yönetildik ama çok partili siyasi hayatın en boktan tarafı da hep aynı insanlar tarafından yönetilmemiz olmalı. Fikret Kızılok'un "Süleyman hep başbakan" diye şarkı yapması boşuna değil. Çok partili siyasi dönemde hep aynı zihniyet tarafından yönetildik. İnsandan çok paraya değer verenler tarafından.

Bu kadar yazdım. Özgür olduğumuz şeylerde var. Kartopu oynarken ölme özgürlüğü başka ülkelerde yok. Devlete rağmen parklarını, yeşilini korurken ölme hürriyeti belki de hiç bir ülkede yoktur. HES'leri protesto ederken mapus damlarına düşme de bir hürriyet değil mi?. Laik, Bilimsel, Parasız eğitim isterken darp edilip tutuklanmak da bir çeşit hürriyet. Öldürülmekte eşitiz, özgürüz.

Bence düzeni değiştirmek lazım. Saltanata son vermek esas olmalı. akp,chp,mhp,hdp al birini vur ötekine. Hepsi aynı yolun yolcusu. Chp'de zaten 81-92 arası kapalı kaldı. Açıldıktan sonra da başarılı olamadı. Chp'ye sol dersen meclis dışındaki sol partilere hakaret etmiş olurum. Chp şuan da bana göre çıkarcı bir parti oy arttırmak için kırmızı çizgilerini beyaza boyayabilir. Tek sloganı da "oylar bölünmesin" oldu. Oylar bölünmesin diyerek koltuklarından kalkmadılar...

Ne diyebilirim ki daha. 
Yaşasın düzen dışı sol.

Tutsak bir ülke olsak da ruhu özgür olan çokça insan olduğunu bilmek umut verici doğrusu. 
Bu şarkıda tüm özgür ruhlu dostlara gelsin...

Ölünce parçalanmaz ki 
Bendeki özgür ruh 


Paylaş:

25.05.2015

Güneşi İçenlerin Türküsü

Bu bir türkü:- 
toprak çanaklarda 
güneşi içenlerin türküsü! 
Bu bir örgü:- 
alev bir saç örgüsü! 
                         kıvranıyor; 
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor 
                                      esmer alınlarında 
                          bakır ayakları çıplak kahramanların! 
Ben de gördüm o kahramanları, 
ben de sardım o örgüyü, 
ben de onlarla 
                     güneşe giden 
                                        köprüden 
                                               geçtim! 
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. 
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını; 
altın yeleli aslanların ağzını 
                                        yırtarak 
                                              gerindik! 
Sıçradık; 
            şimşekli rüzgâra bindik!. 
Kayalardan 
            kayalarla kopan kartallar 
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. 
Alev bilekli süvariler kamçılıyor 
                             şaha kalkan atlarını! 


                    Akın var 
                                güneşe akın! 
                        Güneşi zaptedeceğiz 
                                güneşin zaptı yakın! 


Düşmesin bizimle yola: 
evinde ağlayanların 
                            göz yaşlarını 
                                        boynunda ağır bir 
                                                                zincir 
                                                                    gibi taşıyanlar! 
Bıraksın peşimizi 
            kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte: 
        şu güneşten 
                        düşen 
                               ateşte 
                                    milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar 
göğsünün kafesinden yüreğini; 
şu güneşten 
                düşen 
                        ateşe fırlat; 
yüreğini yüreklerimizin yanına at! 


                          Akın var 
                                  güneşe akın! 
                          Güneşi zaaptedeceğiz 
                                  güneşin zaptı yakın! 


Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! 
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız, 
toprak kokuyor bakır sakallarımız! 
Neş'emiz sıcak! 
                kan kadar sıcak, 
delikanlıların rüyalarında yanan 
                                                o «an» 
                                                    kadar sıcak! 
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, 
ölülerimizin başlarına basarak 
                                            yükseliyoruz 
                                                        güneşe doğru!

Ölenler 
        döğüşerek öldüler; 
                              güneşe gömüldüler. 
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! 


                          Akın var 
                                      güneşe akın! 
                          Güneşi zaaaptedeceğiz 
                                      güneşin zaptı yakın! 


Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor! 
Kalın tuğla bacalar 
                    kıvranarak 
                                ötüyor! 
Haykırdı en önde giden, 
                            emreden! 
Bu ses! 
        Bu sesin kuvveti, 
                             bu kuvvet 
yaralı aç kurtların gözlerine perde 
                                                     vuran, 
onları oldukları yerde 
                                durduran 
                                      kuvvet! 
Emret ki ölelim 
                   emret! 
Güneşi içiyoruz sesinde! 
Coşuyoruz, 
           coşuyor!.. 
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde 
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor! 


                           Akın var 
                                       güneşe akın! 
                           Güneşi zaaaaptedeceğiz 
                                       güneşin zaptı yakın! 
  


Toprak bakır 
            gök bakır. 
Haykır güneşi içenlerin türküsünü, 
Hay-kır 
        Haykıralım! 


    Nazım Hikmet Ran
Paylaş:

9.05.2015

Biraz benden!

Bazen düşünüyorum da benim gibi birine bir kalem, kağıt ve güvende olduğunu bilmek yeterli. Az da olsa benim gibi insanların olduğunu bilmek ...

Güvende olduğunu bilmekten kastım, Mesela hastane, ilaç, tedavi tamamen ücretsiz olmalı "paran yoksa öl" anlayışında olmamalı. Aynı şekilde eğitim sistemimiz çökmüş bir vaziyette fırsat eşitliği yok. Sigorta denen şey için insanların çoğu istemediği işlerde çalıştığı hatta sigortasız çalışanların(çalıştıranların) olduğu adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. İnsanların eşit olduğu tek şey "ölüm" ya iki metrekare toprağa girer biz insanoğlu yada küllerimiz savrulur etrafa. Ölümden öte köy yok ne de olsa.

Bazen sadece yazarak ve yiyeceğimi üreterek yaşama fikrini isteyerek düşünüyorum. Yüzüme mutluluk misafir geliyor.(Çok durmuyor hasta ziyareti gibi daha çok.) Üretim kısmını biraz da olsa gerçekleştirdim. Kendi yiyeceğimi üretme konusunda ilk deneyimim ama son olmayacağını biliyorum. Toprakla uğraşma gerçekten huzur veriyor. (Fakat elimizden geldiğince etrafı beton yapmak için çok çalışıyoruz, Etrafı surlarla çevrili sitelerde duvarların içine kendi isteğimizle kendimizi hapsediyoruz. Hayatın doğa da toprak da olduğunu bildiğimiz halde. )Yiyeceğini üretmek yetmez para da lazım tabi. Belki de dünyaya en çok zararı olan kişi parayı bulan adam başka icat edecek bir şey bulamamış parayı bulayım da herkesin fiyatı olsun demiş herhalde. Takasın gözünü seveyim bir kilo domates'i beş adet yumurta ile takas et mesela tabii bu da bu sistemle ve bundan sonra da olacak bir şey değil. Hayal diyeceğim de hayallerin gerçekleşme ihtimali var. Bu bir ütopya.

Ülkem de siyaset; siyasilerin ceplerini doldurmak için toplumun değerleriyle, toplumu kandırma  sanatıdır. Atatürk' e puta  tapar gibi tapan insanların olduğu gibi Atatürk'ün devrimlerini ve ilkelerinin benimsemiş insanlar da var. Az biraz tarihle ilgilenen biri bilir ki "tarihte dönemi dönemin şartlarına göre değerlendirilir." M. Kemal'in devrimleri ve ilkelerinden kopmuş, simgesinde altı ok olup, altı ok'u benimsememiş bir partiye sadece Atatürk kurdu diye oy veren insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Tabii ki de M. Kemal partisi olduğu için oy verebilirler. Herkesin kedi kararıdır.Ben bu kişilerin Atatürk'ü gerçek anlamda anladığını düşünmüyorum. Yazdıklarım kişisel düşüncemdir. Atattürk'ün partisi olduğu için ya da "oylar bölünmesin" (seçim sloganı yapılabilir) mantığıyla hareket eden insanlar lütfen gerçekten desteklemek istediğiniz partiye oy verin. Bunu dediğim için vatan haini ya da bölücü değilim. Sadece benim oyun bölünsün arkadaş. Bıktım ya her seçimlerden önce herkesin dilinde "oylar bölünmesin" tekrar yazıyorum benim oyum bölünsün.

Biraz Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili çeşitli kaynakları da okudum. Mesela Çok partili dönemden, seksen darbesine kadar oyları %25 altına düşmemiş. 1977 genel seçimlerinde Chp %41 ile en yüksek oyu almıştır, başında ise Ecevit vardır.

M. Kemal Atatürk hayatım da özel bir yere sahiptir. Emperyalizme karşı ilk zaferi kazanmıştır. Gericileştirilmeye çalışılan Cumhuriyet'e gözlerini açmış biriyim. Ve ne şanssızım ki On-bir yaşından beri aynı zihniyet tarafından yönetiliyorum. Benden büyük olanların durumu da farklı değildir.

Siyasette solun iktidar olması zordur. Dünya genelinde de bu durum böyledir. Bilgi, birikim susar, para konuşur sistem budur.

Tekrar yazıyorum vatan haini ya da Chp karşıtı değilim. Kaldı ki küçükken babaannem'in evine gittiğimde direk yukarıdaki kata çıkardım. Mutfağın üst katı babamın odasıymış. Yüzlerce kitap ve kapıdan girip sola baktığımda duvar da çerçeveli şekilde asılı Bülent Ecevit'in resmi vardı. Yani anlayacağınız CHP iyi de (iç)çevresi kötü.

Bu yazıyı sadece kendimi rahatlamak için yazıyorum. Bir nevi terapi. Bu paragrafa "geleceğe not" diyebiliriz. Cumhuriyeti kaybederseniz, çocuklarınıza nasıl hesap vereceksiniz. Size "ne güzel bir yerde ve ne güzel yaşamışsınız" dediklerinde, nasıl sahip çıkamadık diyeceksiniz? Benim için bu deli adam kendi çapında direnmiş, söylemiş, yazmış(yazmış kısmı bu paragrafta bun cümleden sonraki cümlelerim için) deseler yeterli. Yazmış olmak için değil, inandığım için yazıyorum. Gelecekte benim için "herkesin AKPak dediğine bu adam hepsi aynı bok(yok yok! Bok değil, bok altından daha değerli olmasa ne domates olur ne de başka bir şey bok değerlidir.) kara,kötü demiş. Güçlünün yanında değil sadece inandığının yanında durmuş. Çoğunluk hülog'ken bu adam hırsıza hırsız, katile katil demiş. Yalnız kalmaktan korkmamış. Suriye'de Esad'a katil derken, bizdeki de katil demekten çekinmemiş. Hayatı boyun dik durmuş, boyun eğmemiş" desinler yeter. Ben bunları yazarken, binlerce hatta yüz-binlerce okuyucusu olan satılık kalemler, her gece başını yastığa koyduklarında haykıran vicdanlarının sesini de duymamazlıktan gelebilecekler mi ? Bu gün yaşadıklarımızdan ülkemizde yaşayan herkes sorumludur. "Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, hiçbir şey yapmadan durup izleyenler yüzünden tehlikeli bir yerdir" demiş Einstein. Haklı da.

Herkesin kendi görüşü ne de olsa. Birilerine yaranmak için yazmıyorum ki öyle olsa blog yazmam. Sadece düşündüğüm ve istediğim şeyleri yazıyorum. İnsan evrende düşündüğü kadar yer tutar.

Siz yazdıklarımı okuyun ciddiye almasanız da olur. Ya da ciddiye alın, beni neden ilgilendirir ki.

 




Paylaş:

3.04.2015

Daha ne olmasını bekliyorsun?

Sokağa çıktığınızda, dost muhabbetlerinde ya da yeni tanıştığınız biriyle konuşurken laf lafı açar konu ülke sorunlarına gelir..

Çoğu insanın birbirine sorduğu, belkide görüşlerini merak ettiği için birazda uzayan bir soru bu ve ben bu soruya cevap vermekten çok sıkıldım. Sormaktan da bir o kadar sıkıldım. Soru şu "Ne olacak memleketin hali ?" bu soruya bir çok cevap verilebilir. Kimi "bana ne, ne olursa olsun" der, kimi memnundur memleketin halinden, kimi ise memnun değildir. Ben de bu sorudan bıktığım için "Daha ne olsun ?","Ne olmasını bekliyorsun ?" gibi sorularla karşılık veriyorum, hiç uzatmadan. Yazımda fazla uzatmayacağım.

Daha ne olsun? Emeklinin hali ortada, aldığı maaş elektrik, su telefon bir de ev kirasına yeterse aç bir şekilde bir ay geçirebilir

Daha ne olsun değil mi? Öğrenciyseniz potansiyel suçlusunuz. Parasız eğitim istediğiniz, laik ve bilimsel eğitim istediğiniz, zorunlu din derslerine karşı olduğunuz için şiddet görebilir ve tutuklana bilirsiniz
.
Asgari ücretli bir çalışan iseniz sigortanız da düzenli olarak yatıyorsa şanslısınız. Çünkü işsizlik yüzdesi tek haneli rakamlardan çift haneli çıktı ve hala yükseliyor. Bir de iş aramaktan vazgeçmiş insanlar da var onlarla birlikte bu çift haneli işsizlik yüzdesi kabarıyor. Daha ne olsun?

Adalet kurumlarına işimiz düşmesin suçsuz, haklı durumdayken bir anda kendinizi tutuklu bulabilirsiniz. Mustafa Suphi'lerden, Sabahattin Ali'ye ve günümüze kadar uzanan katili belli faili meçhullerin var. Daha olmasını bekliyorsun? Sivas'ta yanan insanların var, .. , Gazi katliamın var, Gezi'de yeşilini koruyan insanların yaralayan, öldüren zihniyet tarafından yönetiliyorsun, sesin çıkmıyor. Susma! Soma ve Ermenek'te madenci katliamların var. Daha ne olmasını bekliyorsun?

"Esnaf gerektiğinde bu ülkenin hakimidir, polisidir." diyen zihniyetin Gezi'de elinde palasıyla dolaşan yaratığa(adam diyemedim), polis " Abi hadi evine git" diye rica ediyorken "Berkin'in üzerinden ise bomba çıktı" dedi. Gazeteci Nuh Köklü, attığı kar topu bir dükkanın vitrinine isabet edince, dükkan sahibi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Anlamadım daha ne olmasını bekliyorsun? Susarak bir şeyleri değiştiremezsin.

Daha ne olsun? "Türbansız kadın perdesiz eve benzer" zihniyetin geldiği son evre "çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapar." Her gün işlenen kadın cinayetleri ve katillere verilen caydırıcılığı olmayan cezalar...

Askeri vesayet denen şey kalkmış olabilir yerine sivil vesayet geldi. İç güvelik paketi vatandaşa "h-iç güvenliğin yok" diyor, öldürürüm, Kim vurduya gidersin. Kork benden! diye haykırıyor.

Havyardan %8 alınan vergi kitaptan %18 alınıyor, devlet diyor ki "Kitap okumayın, Havyar tüketin" Ben de pek gezi zekalıyım anlamıyorum, ülkemiz de de iki laf var eskiden söylenen hala geçerliliği olan "oku adam ol" ve "yazan insanı sevmezler"... Adam oldum mu ? Bilmiyorum ama yazdığım için sevmeyecek iseniz, sevmeyin beni.

Daha bekleyecek misin?
Öylece susarak, hiçbir şey olmamış gibi.
Daha ne olmasını bekliyorsun?
Anlamadım.

Yazımı Sabahattin Ali'nin en sevdiğim şiiri olan Dağlar şiirinin ilk dörtlüğüyle sonlandırıyorum.

Başım dağ, saçlarım kardır,
Deli rüzgarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır. 
Paylaş:

25.03.2015

Korkuyorlar

Korkuyorlar; yazan, resmeden, fotoğraflayan insandan, üretenden... 
elinde pala olanlarda, arkasında yüzlerce kişi olanlar da korkuyor 
elinde kalem olandan.

Korkuyorlar; susandan, konuşandan, 
durandan, yürüyenden, koşandan, birleşenden, ayrılandan 
hem de çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; Komünist'ten, sosyalist'ten, kemalist'ten,
Türk'ten, Kürt'ten, Laz'dan, Pomak'tan, Arnavut'tan, Muhacir'dan, Yörük'ten... 
halktan korkuyorlar

Korkuyorlar; Türkçeden, Kürtçeden, 
Teknolojiden, Sosyal medyadan, 
Kitaptan, Dergiden 
çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; öğrenciden, öğretmenden, 
işçiden, işsizden, emekliden, 
inançsızdan, inanandan... 
sokakta yürümekten, 
hesap vermekten 
korkuyorlar.

Biliyorlar; kazanamayacaklarını.

                                                      Yaşasın Devrim!
                                                       Viva la revolución!
Paylaş:

15.03.2015

Tüketimi Azaltmak


Ülkemizde en pahalı ürünlerden biri yakıt. Aracınız varsa, bir süre ayağınız yerden kesilmesin zira yere basmak iyidir. Bir süre toplu taşımaya yönelebilirsiniz. Çalıştığınız yer yürüme mesafesinde ise yürüyün yürümek sağlığınıza da iyi gelir. Biraz daha uzaksa bisiklet tercih edebilirsiniz. Bir çoğumuz farkında değiliz ama bisiklet aynı zamanda bir ulaşım aracıdır. Yaz için benim de planlarım var imkan ve şartlarımı sağlarsam kısada olsa bisikletle seyahat etmeyi planlıyorum. Her ne kadar planlara uyan birisi olmasam da.

Türkiye'de yaşam birazdan yazacaklarımla benzerlik gösterebilir . "Haliyle vergilerle birlikte(Vergiler bir çok yerde vardır, Türkiye'deki kadar değildir.)  yaşıyoruz. Ülkemde Allah vergisiyle doğar, devlet vergisiyle yaşamını tamamlar insanoğlu. Yani insanlar hayatını idame ettirmek için değil, vergi vermek için yaşarlar. Elektrik, Su, Telefon faturalarından alınan vergiler, Ev kendinin ise ev vergisi, çevre vergisi, bir de ayağını yerden kesecek arabası varsa yakıttan alınan vergi, mtv'si, vergilerin,  faturaların kdv'si, gecikme zammı, derken sürekli çalışırsın, vergi de verirsin. Vergiler nereye gidiyor? diye sorduğunda,  "yol yaptık yol!" ya da "demir ağlarla anayurdu, biz ördük biz!" derler. Sonra araba ile giderken yol çöker ölürsün ya da bindiğin hızlı tren raydan çıkar ölürsün..."

Seyahat etmeyi gezmeyi seven bir iseniz. Turlarla seyahat etmeyin. Yurt dışına seyahat edecekseniz uçak biletinizi alın ve gidin kalacak yer elbet bulursunuz. Ya da önceden Couchsurfing'te gideceğiniz yerde kalacak yer bulmanıza yardım edebilecek insanlarla iletişime geçip, daha ucuz bir tatilin yolunu bulmuş olursunuz. Cesaretiniz ve zamanınız varsa alternatif seyahat yollarını deneyebilirsiniz. Gürkan Genç gibi bisikletle dünyayı gezmek yada Drummerlizard gibi yürüyerek seyahat etmeyi düşünebilirsiniz. Ya da bunun delilik olduğunu söylersiniz. Bu arada VosVos'la Güney Amerika bloğunu tavsiye ederim.

Teknoloji takıntınız yoksa 1-0 öndesiniz. Sürekli üst model çıktığında kullanığınız araçları, eşyaları yeniliyor sanız tüketim canavarı olmuşsunuz demektir. Eşyalarınızı  bozulana kadar kullanın, tamir olmazsa yenisini alırsınız. Tüketim canavarı olmayın!

Müteahhitler sayesinde her ne kadar sayıları azalsa da bahçeli bir evde yaşıyorsanız, bahçenizi boş tutmayın. Toprakla uğraşın, hem size iyi gelir hem de  mevsimine göre ektiğiniz yiyeceklerle kendi yiyecek ihtiyacınızı karşılamış olursunuz. Üretmek güzeldir. Kendi ektiğiniz domatesi, biberi yemek daha da güzel.

Modayı takip etmeyi bırakın. Bir saate, çantaya ya da ayakkabıya binlerce lira vermeyin.
Hayvanların derisinden yapılan eşyaları da kullanmayın!

Bloglar'da yazı okuduğunuza göre okumayı seven biri olduğunuzu biliyorum. Arada sahaflara, eski kitapçılara gidin belki aradığınız bir şeyi bulursunuz. Her ne kadar sık kullanmasam da kütüphaneleri kullanmak iyidir. Kitap satın almak yerine kütüphaneleri kullanabilirsiniz.

...


...
Paylaş:

13.03.2015

Vali-i Vilayet Hademe-i Devlet Atçalı Kel Memet

Çocukluğumuzda, hepimiz Keloğlan masalı dinlemişizdir ya da filmlerini izlemişizdir. Yoksul ve dürüst, güçlü değil fakat yürekli Keloğlan. Neden hep padişaha baş kaldırır? Neden her zaman zalimle uğraşır? Neden gittiği her yeri güzelleştirir?



Peki Keloğlan'ın gerçekten yaşamış olduğunu biliyor musunuz? Hem de Anadolu'da. Tarihimizde yaşamış yüzlerce hatta binlerce keloğlandan biridir Atçalı Kel Mehmet Efe.

Atça'da, bundan 200 yıl önce yaşamış...

Osmanlı'nın en büyük 2. vilayetinde, Aydın'da 1828'de bir devlet kurulduğunu, Kırklar Meclisi tarafından yönetildiğini, merkezinin Atça olduğunu, Atça'nın Paris mimarisiyle yapıldığını biliyor muydunuz?

Memet, dünyaya gözlerini yanaşma olarak açar. Ailesi ile Arpaz Beyi'nin yanaşmalarıdırlar. Küçük yaşta önce babasını kaybeder, sonra da saçlarını. Parasızlık, imkansızlık, cehalet, doktorsuzluk... saçkıranı ne bilsinler? Bildiler diyelim , ilacı neyle alsınlar? Takdir-i ilahi, kader der Memet. Der de çiftliğinde eğlencesi olur. "Kel buraya gel!", "Kel ağa çağırdı koş!", Kel aşağı kel yukarı. Artık Kel Memet olmuştur adı.Çok gelir Arpaz Beyine bir garip anasıyla bir kel çocuk, kovar onları çiftlikten. Çaresizlik, Sığınırlar Atça Beyi Şerif Hüseyin'in yanına. Bu yoksulluk kader midir? bela gibi yapışır Memet'in üstüne. Neyse, karınlarını doyuracak başka bir çiftlik bulurlar yanaşmalık yapacak. Ama konağın hanımı istemez Memet göz önünde bulunsun, " Bu kel çocuk ortalık yerde durmasın, hastalıklı mıdır, nedir? Şanımıza yakışmaz. Gözden uzak bir işe verin" der. Ormana verirler Memet'i. Bir tas bulgur, bir kuru ekmek... Aynasıdır ezilenin, yoksulun Kel Memet.

Bu gariban çocuk, hastalıklı diye insan içine katmadıkları Kel Memet, akıllı, bilgili, çalışkan, dürüst bir çocuktur aslında. Daha 13 yaşında Arpaz Beyi yanaşmasıyken, cami imamı Gavur Hoca'dan alır ilmin ışığını. Daha o yaşta İmam-ı Azam, Ebu Hanefi Külliyatını, Şeyh Bedrettin'in Varidat'ını, İmam-ı Cafer Sadık'ı okur öğrenir.

Ormanda sekiz yıl boyunca çalışır, büyür, serpilir Memet. Atış talimi yapar. Attığını vuran, yiğit bir delikanlı olur. Orman bir tek onun evi değildir. Zenginler rüşvetle askerlikten yırtarken zorla on yıl asker olmaya götürülen firarinin sığınağı, Bektaşi dervişlerinin, Tahtacı köylülerinin, göçer yörüklerinin konağı, Yahudi, Ermeni, Rum tüccarların güzergahıdır orman. Memet ormanda onlarla tanışır. Yardıma ihtiyacı olana yardım eder, yol bilmeyene yol, iz sorana iz gösterir. Ama para almaz, kitap ister, başka diyarları sorar, bilgi ister, öğrenir. Ormanda can yoldaşı mefruşatçı Yahudi Yasef ile tanışır. Avrupa'yı, burjuva demokratik devrimleri, sanayiyi öğrenir anlatıldığı kadar.

Sonra aşık olur Memet bir gün. Ama mutluluk değil hüzün verir sevdası ona. 'Duvarı nem, yiğidi gam yıkarmış' Memet'in yüreğine de öyle bir gam çöker ki Fatma'yı görünce. Mesele aşk acısı değil elbet, Fatma koskoca Atça Beyi Şerif Hüseyin'in kızı, Memet ise yanaşma, hem de kimin? Sevdiği kızın babasının, Şerif Hüseyin'in yanaşması. Mümkünü yok bu işin, yok ama gönül bu, ferman dinlemez. Gönderir anasını Memet, Allahın izniyle istesin diye Fatma'sını. İşte olanlar o zaman olur. Görmediği hakaret duymadığı küfür kalmaz Atça meydanında. Sekbanlar önce eşek sudan gelene kadar döver Memet'i, sonra Çalıkakıcı Hüseyin'i ayartıp anasının üstüne sararlar. Hacıhüseyinoğulları onurlarına yedirememiş , ondan bu zulüm, koskoca bey kızına bir kel yanaşma nasıl talip olur diye.Bu zulüm de kel yanaşmayı, Atçalı Kel Memet Efe yapar. Zaten düşünüp durur Memet 'bu ecnebi ihtilali ne ala, kimse ayana, voyvodaya kul, reaya olmeycek, vergiler indirilecek, sekban zulmü olmeycek...' tüm yaşadıklarının üstüne bir de Çalıkakıcı Hüseyin, anasının ırzına yönelince, babasından kalma altı patları kaptığı gibi Atçalı, allah yarattı demedyip önce Hüseyin'in alnı çatına, sonra yanındaki zeybeğe birer el ateşle çam gibi devirir ikisini de. Basar narayı 'Ülen çakallar siz mi efe siniz? Dul kadının ırzına namusuna göz dikmek var mı ülen efelik töresinde? Bundan böyle bene de Efem dersiniz gari' Hüseyin Efe'nin atına atladığı gibi basar Şerif Hüseyin'in konağını. Önce iki sekbanını indirir yere, sonra bakar konağa doğru ' Bekle Fatme'm seni almeye gelcem' der ve kaybolur gecenin karanlığında...

Dağlar, köyler ve hatta vilayetler bir tek isimle çalkalanır artık: 'Atçalı Kel Mehmet Efe". Ağayla, sekbanla başı derde giren, sistemin çarkı altında ezilen kim varsa Atçalı'ya gelir. Osmanlı orduyu, şeyhülislamlığı ve loncayı Bektaşilerden ve Yahudilerden temizleyip de Nakşibendilere ve Ermenilere devredince, katliamdan kurtulan Türk ve Yahudi tüccarlar, Tekkeleri kapatılan Bektaşi babaları ve kıyımdan kaçan yeniçeriler akın akın Atçalı'nın yanına gelirler. Köylerde fakirleri evlendirip, sebiller, tekkeler yaptırmakla, açı doyurup, yetime babalık etmekle kalmaz  Atçalı, Osmanlı zulmünden kaçan kim varsa hepsinin önderi olur. Ahiler de rahatsızdır gidişattan. Derler ki 'Atçalı Memet Efe Teşkilat kursun, çalıkakıcıyı, eşkiyayı temizlesin, sekbana karşı caydırıcı olsun, bizim silahlı gücümüz olsun.' İstese kabul etmez, malına mal, zenginliğine zenginlik katar, ona mı kaldı devlet işleriyle uğraşmak... Uğruna dağa çıktığı Fatma'sına da kavuşmuştur artık. Osmanlı af çıkarmış düze indirmek ister, para, mal, zenginlik vaat eder. Ama Atçalı'nın gözü malda mülkte değildir. Halkı zulüm altında aç yaşarken içi elvermez susmaya Memet Efe'nin. Ahileri, Bektaşileri, Türk ve Yahudi tüccarları, kölemenleri... ne kadar sistemin ötekileştidiği, dışladığı, ezdiği, sömürdüğü ve hatta katlettiği kesim varsa toplar etrafına. İhtilale yürür Atçalı Memet Efe, canından çok sevdiği Fatma kız 'sana mı kaldı bu işler, uslan artık Memet'im' demesine rağmen. O sadece sosyal bir önder değil, aynı zamanda da siyasi bir lider olur, umut olur ezilene, yoksula, dışlanmışa.

Yasef'le yaptığı politik sohbetler ufkunu gösterir Atçalı Kel Mehmet Efe'nin. 'Şu dört sorunu çözmek gerek' der, Atçalı. 'Yobazlık, yozluk birinci, kavimcilikle bölüme ikinci ki Avrupalılar buradan vuruyor, yoksulluk üçüncü, yolsuzluk dördüncü' O yüzdendir ki Atçalı Yasef'e kitap çevirisi yapma ve çevrilmiş kitapları bulmakla görevlendirir. Ve o yüzdendir ki bir yandan yaşam boyu mücadelesini hep beye, ayana, sekbana, ağaya, valiye, paşaya karşı verirken, bir yandan da ele geçirdiği Aydın ilinde kurduğu kırklar meclisi ile farklı inanç, milliyet ve meslekleri eşit temsil hakkıyla bütünleştirir.Hem politik bir düşün adamı, hem de fikirlerini pratiğe geçiren önemli bir siyasi liderdir.

Savaşta aşırıya kaçmaz düşmanına bile üç kez şans tanır. İntikam hırsıyla değil aklıyla, mantığıyla savaşır. İyi nişancıdır, ama öyle gösteriş olsun diye avlanmaz, ihtiyaçtan fazla av vurulmasını istemez, kurda, kartala, tilkiye kurşun atmaz. İnsanı sevdiği kadar doğayı da sever, korur. Gavur İmam'dan aldığı ışığın ta Horasan'dan gelen bir ilmi kültürel bir miras olduğunu biliyordur artık ve bu mirasa uygun yaşamını sürdürür.

Ve Validir Atçalı. Efeliği Robin Hood'la örtüştürenler, nereye koyacak Atçalıyı. Atçalı 'zenginden alıp  fakire verme romantizminin' bitmez tükenmez  serüvenciliğiyle efsaneleşmez. Atçalı, Padişahın, sarayın ataması ile değil, halkın sevgi ve desteğiyle Aydın'a vali olur ve Valiliğin gereklerini yapar. Zenginden alır ama fakire ekmek değil, ekmeğini kazanacak iş sahibi yapar. Yol, köprü, çeşme, kanalizasyon gibi alt yapı yatırımlarından Avrupa'daki sanayileşmeyi yakalamak üzere günün koşullarında imkanları doğrultusunda kurdurduğu pek çok atölyeye kadar Aydın'ı imar eder. Bir kelimeyle tanımlamamız gerekirse Atçalı'yı o kelime 'devrimci'dir.

1829'da Kuyucak'ta başlayan Kel Memet'in önderliğindeki Aydın ayaklanması bir halk ihtilali özelliklerini taşıdığı görünmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun girdiği savaşların vergi yükünden bunalan halka bu vergiyi kaldırdığını ilan etmiş, mültezimlerin, voyvodaların ve zabitlerin halktan keyfi olarak topladıkları vergileri kaldırmıştır. Bunlarla da yetinmeyerek, ' Vali-i Vilayet, Hademe-i Devlet, Atçalı Kel Memet ' şeklinde imzaladığı fermanlarda hükümetten serbest ticaret ve tarımın korunmasını, kanunların değiştirilmesini, daha eşit kanunlar yapılmasını ve askerliğin yeni esaslara bağlanmasını istemiştir. Aydınlıların yanı sıra, Kütahya, Manisa, Burdur ve Denizli 'nin bazı kazaları, onun ileri sürdüğü fikirleri sevinçle karşılamış, ona kapılarını açmış ve kendilerine efendi yapmışlardır. İlk ayaklanmasında Aydın mütesellimi ve yanındaki adamlarıyla girdiği çatışmalar hariç, diğer kasabalarının hiç birisinde ona karşı silah atılmamıştır. Aksine, adamlarıyla birlikte bu kasabalara birer kurtarıcı gibi girmiştir. İdaresi altında bulunan yerlerde halkının malına, canına ve ırzına saygı gösterdi. Seyahat hürriyetine engel olmamıştır. Zulmü ve adaletsizliği ortadan kaldırmak, yeni bir düzen kurmak için çalışmıştır.

Efelik, Horasan'dan Anadolu'ya uzanan, Kalenderi'likten Bektaşiliğe, Babailer'den Bedrettin'e bir akımın Ege'deki uzantısıdır. Anti-feodal bir isyan olduğu kadar, feodal zulmün altında ezilen Anadolu halkına, demokrasi, adalet sağlayacak bir düzen kurma mücadelesinin örgütlülüğüdür.
Savunduğu fikirlerin II. Mahmut 'un reformları ve sonrasındaki Tanzimat ilanı ile paralellikler gösterdiği ileri sürülebilir.Atçalı Efe'nin yaptıkları devlete karşı gelmek olarak algılanıp padişahça onaylanmamış ve üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetlerine 1830'da yenilen Atçalı Efe çatışmada ölmüştür. Ancak cesareti ve halkın canını ırzını namusunu korumak için yaptıkları Yörük Ali Efe gibi Ege efelerine ilham vermiştir.

Osmanlı hayranlığı ya da seviciliği, son yüzyılında ne kadar zalimleştiğini hep gizledi. Öyle ki bir gecede Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını (binlerce insanın katledilmesini) güzel, hayırlı bir olay olarak anlattı. Ama Atçalı Kel Mehmet Efe'nin "herkes ektiği toprağın sahibidir" dediğini kimse anlatmadı.

Kaynak;
Efe Yüreği Dergisi
Atçalı Kel Mehmet Efe - Devrim Tiyatro Oyunu
Vikipedi
Paylaş:

12.03.2015

Unutmadık... Katili Biliyoruz!

Berkin Elvan'ı kaybedeli bir yıl oldu...

Dün İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde 19:00'da Berkin Elvan'ın anması vardı. Tabi ben de gitmeye karar verdim. Evden çıkmadan önce anneme haber verdim.

Annemle aramızda geçen kısa diyalog.

Annem mutfaktan çıktı, "Oğlum polis vardır, gitme" dedi
Bir anlığına düşündüm, "halkın güvenliğini sağlamakla görevli olan polis ne zaman güvenilmez oldu" diye tekrar sorguladım. Türkiye genelinde yaşananları düşündüğümde anneme hak verdim.
-Anne gideyim bir şey olmaz.
-Annem "İyi git ama arkalarda dur" dedi.
-Merak etme arkalarda olacağım dedim.
Ayakkabılarımı giydim, İzban ile Alsancak'a gittim ve Kıbrıs Şehitleri'ne yürüdüm.  Birleşik Haziran Hareketi A3 boyutlarında Berkin Elvan resmi olan altında "Unutmadık... Katilini Biliyoruz!" yazılı görsel verdiler.




Biraz yürüdük, basın açıklaması yapıldı ve dağıldık. Polis görmedim olsaydı bu kadar rahat yürüyebilir miydik? Bilmiyorum. Sorunsuz bir şekilde 19:40 gibi herkes dağıldı.


Berkin'i öldürenler yargı önüne çıkarılmadı. Açılmış bir dava da yok zaten. Sadece bitirilmeyen, bitmesine izin verilmeyen bir soruşturma var.

 Tek gerçek var sadece: Büyümüyor ölü çocuklar, Berkin hep 15 yaşında kalacak.
Unutmadık... Katili Biliyoruz!
Paylaş:

9.03.2015

Mana Neyestani - Iranlı Bir Karikatüristin Çalışmaları

Mana Neyestani, İranlı karikatürist, sürgünde. İran halkının ve dünya halklarının siyasiler, para babaları, askerler, silahlar kısacası sistem karşısında duruşunu kalemiyle resmeden karikatürist. Özellikle insan hakları, düşünce özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği üzerine karikatürler çizmektedir. Bununla birlikte, bir çok ödül de toplamıştır. Sürgünde olduğu için ülkesine giremeyen sanatçı Fransa'dan kendi halkına ve tüm dünya halklarına vurucu çizgilere sahip karikatürleriyle sesleniyor. Daha fazla görsel için tık. İlüstrator sanatçısı Luis Quiles'in çalışmalarını incelemek için tık.







Paylaş:

19.01.2015

Hrant Dink Sırtından Vurulan Özgürlük

Katillerin milleyeti, dini, ırkı olmaz katildir onlar. Fransa'da Charlie Hebdo ve  diğerlerini öldürenlerde katildir. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy'u öldüren, öldürmeye azmettirenler de katildir. Bosna'da Filistin'de katliamları yapanlar katildir.Katliama sessiz kalan devletler de suçludur biraz.

19 Ocak'ta ne olmuştu ? 19 Ocak'ta Ermeni asıllı Türk gazeteci Hrant Dink bir cinayete kurban gitmişti. Hrant Dink kimdi? Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeniydi. Katledilmesinin üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen sorumluları korunmaktadır.  Birileri kendini aklayıp cinayeti eski ortağının üstüne yıkmaya çalışmaktadır. İkiside olayın sorumlularıdır demek bana yakışmaz ama ikisede adalet önünde hesap vermelidir.Nefret kusan zihniyetlerin karşısında, farklılıkların zenginlik olduğunu bilen insanlar da var coğrafyamızda, var olmayada devam edecekler.

Ermeni diye soykırım konularına gitmeyeceğim ama Ermenilere soykırım yapmadığımız konusunda kanıtlar var gibi gibi.. Asıl soykırıma uğrayanlar balkanlarda yaşayan türklerdi Araştırdığınız zaman bunu görebilirsiniz. Herkesle aynı düşünmeyebiliriz, zaten doğrusuda budur. Kimse yazdıkları, çizdikleri, ürettikleri şeyler yüzünden hedef göstermeli, öldürülmemelidir.

Fazla uzatmayacağım yazımı, Hrant Dink'in öldürülmesinden sonraki iki yılda yaşanan adalet skandalının öyküsünü, Ümit Kıvanç'ın yazıdğı, belgesel-film niteliğindeki yapımı buradan izleyebilirsiniz. Anlatıcılar arasında Zuhal Olcay, Meral Okay, Banu Güven, Mehmet Ali Alabora, Şevval Sam, Mahir Günşıray, Hale Soygazi, Halil Ergün, Derya Alabora, Taner Birsel, Bennu Yıldırımlar, Erkan Can, Serra Yılmaz, Settar Tanrıöğen bulunuyor

Redd'in Hrant Dink için yaptığı "Özgürlük Sırtından Vurulmuş" Şarkısı Hrant Dink, Uğur Mumcu, Ahmet Taner ve tüm mesleklerini yaparken hayatını kaybeden gazeteciler için...





Paylaş:

5.01.2015

5 Ocak 2015

TBMM soruşturma komisyonu 4 eski bakan hakkında 'Yüce Divan'a hayır' kararı aldı. 
Şaşırtıcı bir haber değil. Maalesef, yurdumun insanıda şaşırmamaya alıştı.
Dink cinayeti şüphelisi emniyet müdürü oldu.
Başbakan davos'a gidecekmiş, ikinci "one minutes" seçim üstü yolda olabilir.



Bugün Berkin Elvan'ın doğum günümüş, kutlu olsun. 
16 kiloya düşürdükleri, Berkin bugün 16. yaşına toprak altında girdi.16 aydır katilleri bulunamadı.
Bugünler de kendimi "Son Ada" romanındaki Yazar karakteri gibi hissediyorum. 



Paylaş:

20.12.2014

Birleşik Haziran Hareketi

Bugüne kadar olan birleşik haziran hareketi forumlarına, ilçemde yapıldığından haberim olmadığı için katılamadım. Nedir bu Birleşik Haziran Hareketi? Araştırmalar yaptım, politik programları izledim, web sitesinden, you tube'da yayınlanan videoları izledim, Bana güven veren bir oluşum.


Peki Birleşik Haziran Hareketi nedir?
Bu tamamen internet sitesinden aldığım bilgidir.

"Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, kamucu, dayanışmacı, laik, bağımsız, toplumcu bir cumhuriyet ve ülke için; gericiliğe, faşizme, emperyalizme, piyasacı yağma düzenine ve bunları temsil eden AKP rejimine karşı birlikte yola çıkıyoruz.

Ülkemiz emperyalizmin bölge politikalarıyla uyum içinde, mehzepçi faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor. AKP iktidarı baskı ve hileyle, sokak çeteleri kurup, devlet şiddetini sonuna kadar kullanarak bu yolda ilerliyor.

Bu gidişata dur demek, yarınımızı AKP'nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.

Ülkemizin bugününe ve geleceğine sahip çıkmanın direnmekten ve halkın birleşik örgütlü mücadelesinden geçtiini biliyoruz. 2013 Haziran'ındaki büyük direnişin izinde şimdi de birleşik bir mücadeleyi birlikte yaratıp, Haziran barikatlarını ileriye taşıyacağız.


Bu toprakların ortaya çıkarttığı ilerici ve devrimci birikimi sahipleniyoruz. Özgür bir geleceği bu birikimle Gezi-Haziran direnişini buluşturarak kurabileceğimize inanıyoruz. Birleşik Haziran Hareketi, anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faşist, ve gericiliğe karşı aşağıdaki ilke ve amaçlar doğrultusunda harekete geçecek bir halk örgütlenmesinin çağrıcısıdır.

Evimizi, ocağımızı, ekmeğimizi, doğamızı, aşımızı birlikte savunalım. Sokaklarımızı, okullarımızı, derelerimizi, özgürlüğümüzü geri alalım. Bu köhneleşmiş düzeni zalimlerin başına yıkalım. Eşitlikçi, özgürlükçü, bağımsızlıkçı, laik, kamucu, dayanışmacı yeni bir toplumsal düzenin kurucu iradesini birleşik direnişimizle inşa edelim.

Sokaklarda, Meclislerde, Forumlarda buluşalım."

Can Dündar'ın Birleşik Haziran Hareketi ile ilgili yazdığı yazı.

Haziran Bereketi

Erdoğan’ın diline düşmüştü Türkiye solu:
“Onlar geç uyanır. Çünkü gece sabaha kadar içmiştir” eleştirisini hatırlatıp gülmüştü bir konuşmasında…
Cevap Gezi’den gelmişti:
“Alkolü yasakladın, millet ayıldı.”

***

Biraz geç oldu, ama ayıldık gerçekten…
Doğan Tılıç’ın örneğiyle özetleyeyim durumu:
“12 Eylül döneminde Mamak Cezaevi’nde komünler vardı.
Tutsaklar, örgütlerine göre komünlere dağılmıştı. Dayak azken, herkes komününde yaşardı. Dayak arttı mı, bütün komünler bir araya toplaşırdı. Bugün bir aradaysak, biraz da dayak arttığı için… Elbette daha fazlası da var.”

***

Türkiye, “geriye dönüşü günbegün güçleşen”, çok karanlık bir döneme girdi.
“Dinci mezhepçi zorbalık”, “devlet şiddeti”, “piyasacı talan ekonomisi”, “dinin siyasal, toplumsal yaşamı belirlemesi”, içerde ve dışarda savaş tehlikesi”, “doğanın rant uğruna katledilmesi”, “iş felaketleri”, “kadın cinayetleri”…
Bugün dayanışmayı hayati hale getiren dayak çeşitleri…
ODTÜ’nün yamacındaki “Vişnelik”ten, tüm bunlara karşı bir çağrı yükseldi önceki gün:
“Yarınımızı AKP’nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.”

***

Eskiden bu tarz bildirilerin altında örgütlerin isimleri olurdu.
Bu kez, şahıs isimleri var.
“Gezi”nin derslerinden biri bu belki de…
Eskiden ortak bildiriye imza atan örgütler, toplu fotoğrafta öne çıkmak için yanındakine dirsek atardı. Şimdi herkes bir adım geride durma derdinde… Bu da “Gezi”nin öğrettiklerinden biri elbette…
Devamı

Birleşik Haziran Hareketi,  bana göre siyasal umutsuzluğun umudu, yani meclisteki siyasi partilerden umudunu kesmiş, iktidarın seçimle değişmesinin zor olduğunu düşünen, seçim barajını yanlış bulan insanların adresi, Siyasi muhalefet değil, toplumsal muhalefet gerçekleştirecek oluşum, Bireysel muhalefet yaptığımı düşünen biri olarak, toplumsal muhalefetin daha önemli olduğunu bildiğim için 23 Aralık'ta Birleşik Haziran Hareketi Forumunda olacağım.


Yazımı Zülfü Livaneli'nin bestelediği, Ülkü Tamer'in "Gökkuşağı Gönder Bana" şiiri ile sonlandırıyorum.


"Uçakları nedeyim,
Gokkusagi gonder bana
Senin olsun sungulerin
Gul dikeni yeter bana."


Paylaş:

27.11.2014

Biraz Müzik - bANDİSTA

"bANDiSTA 2006 yılında İstanbul'da bir araya gelmiş bir müzik kolektifidir. Bandista müziğinin kökleri Anadolu'nun kültürel çeşitliliğine de dayanmakla birlikte, grubun çıkarttığı sesler Django'dan Reggae'ye, Bratsch'tan Ska, Dub ve Afro-Beat'e uzunan bir enternasyonal yaklaşımı açıklıkla ortaya koyar. Bandista sınırlardan ve sömürüden kurtarılmış özgür bir dünyaya ulaşmak adına ses, metin ya da görsel olarak mümkün tüm medyaları söküp yeniden takmaya dayanan bir müzikal eylemi benimser. Her Bandista performansı öfke ve coşkuyla harmanlanmış durumcu bir deneydir. Bandista bugüne dek çok çeşitli festival, gösteri yahut kulüpte sahne almıştır."
 tayfabandista.org'tan  Alıntıdır



En çok sevdiğim gruplardan biridir, bANDİSTA! İki yıl önce Almanya da yaşan kuzenimin tavsiyesi üzerine dinlediğim ve o günden beridir sürekli dinlediğim müzik grubu. "Hiçbir Şeyin Şarkısı","Hiçbir Yerin Şarkısı","Yan Babillon","Beton Millet Sakarya","Benim Annem Cumartesi","Gavur İmam İsyanı" şarkılarını özellikle dinlemenizi tavsiye ederim. İyisi mi siz hepsini dinleyin.. 

İsterseniz buradan dinleyebilir ya da buradan albumlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
 copyleft, bandista, 2009-2012
armağandır. çoğaltınız! dağıtınız!


Paylaş:

25.10.2014

500. Haftasında Cumartesi Anneleri

Cumartesi anneleri 27 mayıs 1995'ten bugüne cumartesi günleri Galatasaray meydanında oturma eylemi düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını, faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.




Plaza Del Mayo Meydanında toplanan annelerin eylemidir, Arjantin'de cunta yönetiminin yok ettiği çocuklarını bulmak için eylemler düzenlemişlerdir.Orada perşembe günleri düzenlenen eylemleri ülkemde cumartesi günleri yapıldı ve daha sonra cumartesi anneleri olarak anılmaya başlandı.

Sol gazetesinden alıntıdır.

"'Benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun'
Anne Emine Ocak bulunduğu mahkemelerden birinde "benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun" dediği için mahkeme düzenini bozmaktan hüküm giydi, 30 gün boyunca Ulucanlar Cezaevi’nde kaldı.
170. ile 200. hafta arasında polis eylemlere sürekli ağır müdahalede bulundu. Toplam 1093 kişi gözaltına alındı, anneler saçlarından sürüklendi, eylemlerde ağır biber gazı kullanıldı.
Ardından Cumartesi oturmalarına 13 Mart 1999 tarihinde ara verildi. 10 yıllık aradan sonra eylemler 31 Ocak 2009'da yeniden başladı."

Ülkemde bazı siyasiler için "ne iş yaptıklarını bilmezler parmakları milletvekilidir, kendileri ve düşünceleri değil." diye düşünüyorum. Bu siyasiler Cumartesi Anneleri hakkında  "tam olarak ne iş yaptıklarını bilmiyorum, cumartesi anneleri birileri tarafından kullanılıyor." diyebiliyor.Bende "bazı siyasiler ve siyasi partilerin ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Bazı siyasiler ve siyasi partiler birileri tarafından kullanıldığını" biliyorum.

ve 

Cumartesi anneleri bugün 500. kez oturacaklar Galatasaray meydanında ve Galatasaray meydanında 500. kez haykıracaklar evlatlarının kardeşlerinin adını. 500.kez isyan edecekler düzene,iktidara,dünyaya acıları hafiflemiş midir? Bilmiyorum ama yine de gözlerinde yaş olacak annelerimizin .


Bandista Cumartesi annelerini müziğiyle başarılı bir şekilde anlatmış.




Sözleri şöyle;

benim annem pazarları uyandırmaz yavrusunu
benim annem pazartesi demlikte bir çay tanesi
benim annem salı günü ya hüzün ya düğün tülü
benim annem bir çarşamba görmesen de sen aldanma
benim annem perşembeyi iyi bilir işkenceyi
benim annem cumaları gezer bütün kuytuları
benim annem cumartesi her bir dilde çıkar sesi
benim annem cumartesi elinde solmuş bir resim
benim annem cumartesi hesap soracak öfkesi
benim annem cumartesi benim annem cumartesi
kör kuyularda bul beni
bul beni bir sahilde çıplak
bir işkence gemisinde elektrikle ayık
bir kışlada kayıp
anne, bir sokak başında
isimsiz yüzsüz bir kimsesiz mezarında
kaybedenler kaybetti yazan mezar taşının altında bul beni
anne bul beni arjantinli annelerin arasında
plaza del mayor'da
anne bul beni galatasaray meydanı'nda
bul beni ramallahlı annelerin
gazzeli annelerin
anne bul beni varşova gettosunda
anne bul beni nico'nun bart'ın italyan annelerinin gözlerinde
anne bul beni
bul beni
anne bul beni bir sokakta
akranlarım bağırırken hala
anne bul beni, bul beni bir sabah
bir sabah diyen adamın gözlerinde bul beni
o sabahı kuran kadınların sözlerinde
anne bul beni ahmet kaya'nın gözlerinde
anne bul beni

Paylaş:

24.10.2014

Tek Yol Tımarhane!

Tek yol TımarhaneNe olacak bu siyasilerle sonumuz
uzlaştıkları tek şey cepleri
söz konusu cepleri ise vatan teferruattır anlayışındalar

*********************************

10 işçi öldü kan parası girdi hakimden önce
davaya takipsizlik geldi, adalete inançsızlık oluştu.

katil patronların yargılanması dileğiyle

*********************************

Bizim burada teröriste terörist denir.
Sayın denmez, Ama terörist başı Öcalan'a
sekreterya falan ev hapsine kadar gidecek.

Gerçekten cezalandırılması dileğiyle.

**********************************

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.

Bir 10.köy bulmamız lazım.

***********************************
Türkiye de doğruları söylemek için
deli raporu(Psikolojik Değerlendirme Raporu)
gerekli ki ceza almayalım.

Malum Askeri vesayet yok.
Fakat Polis Vesayeti oluşturuldu.

***********************************

Yani ülkemde
doğruları söylemenin
tek yolu Tımarhane,

Çare Sarıgül, Tek Yol Hepar değil
Çare Deli Gömleği,Tek Yol Tımarhane!

Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.