16.10.2016

Meçhul Adamın Bir Günü

Çoğunluk gibi çalışıyordu. Mesaisini bitirdi. Evine gitmek için otobüs beklerken, internetten de bir şeyler okurdu. Beklediği otobüs geldi, yine doluydu, ayakta gidecekti. Otobüse bindi, biletini bastı, arka tarafa doğru yürüdü. Bir eliyle demire tutundu düşmemek için, bir eliyle de telefondan haberleri okumaya devam etti.

Hiçbir şey yolunda değil, her gün birbirinin aynı gibiydi. Okuduğu haberlerin ortak noktası ölümdü, tüm canlıların ortak noktası olduğu gibi. Ya bir patlama olurdu okuduğu haber ya da kadın cinayeti, kimin yarattığını bildiği, bildiği ama herkesin bilmezden geldiği terör saldırısı olurdu. Bazen değişirdi haberi, polis terörünü de okurdu yanında haberle ilgisi olmayan yeni sekmelere atan internet sitelerinde nasıl zile basıp, evi aramak için içeri girip yasal bir şekilde bir kızın öldürülüşünü bile okudu. İşe gidip gelirken kullandığı otobüste... Haberleri okurdu, elinden hiçbir şey gelmezdi, olanları engelleyebilmek için.

İneceği durağa yaklaştığında telefonun ekranının kapatır, otobüsün durması için butona basar, otobüs durduğunda evinin yakınındaki bakkala giderdi. Bakkal dükkanını arkadaşı işletirdi. Saat gece on'u geçse de bakkal alkol(alkol sağlığa zararlıdır) satışı yapardı, mahalledeki herkesi tanıyordu, alkol kullananlar belliydi, saat on'u geçince tanımadığına satmazdı. Bakkal sahibi arkadaşı da eşantiyon gelenleri satmaz, içerdi.

Yalnız yaşardı, haftada üç dört gece eve giderken arkadaşının bakkalına uğrar, doğruca dolaba yönelir, kapağa asılı olan siyah poşetten alıp, dolaptan beş bira alır, biraz sohbet eder, aldıklarının parasını öder, evinin yolunu tutardı. O gecede aynısını yaptı, Bakkalın kapısından çıkarken, "Çok boktan bir dünya burası bizler de rezil bir hayat yaşıyoruz. Yaşamak için çalışıyoruz, çalışırken yaşamayı unutuyoruz sonra bir bakmışsın ölmüşüz." dedi

Etrafa boş boş bakarak yürüdü, iki sokak ötede evinin bulunduğu apartmana girdi, merdivenlerden üçüncü  kattaki evine elinde tuttuğu anahtarları sallayarak çıktı. Kapının önüne geldiğinde kapıya arkadaşıymış gibi baktı, omuzlarını silkti, kapıyı açtı, doğrudan mutfağa girdi. Siyah poşeti masaya bıraktı. Ceketini çıkarıp sandalyeye astı. Masaya bıraktığı poşeti aldı. Buzdolabını açtı, siyah poşetten çıkardığı biraları dolapta duran bir bira şişesinin yanına dizdi. Önceden kalan soğuk birayı aldı, dolabı kapattı. Dolap kapağındaki açacak yardımı ile birayı açtı. Balkona çıktı, balkondan sokağı seyrederken birasından bir yudum aldı. Sokakta hiç kimse yoktu. İçeri girdi. Mutfakta masanın üstünde duran eski radyoyu açtı. Ceketini astığı sandalyeye oturdu. Uzun süre mutfakta oturdu, sadece birası bittiğinde yerinden kalktı, yenisini almak için. Dördüncü birayı dolaptan aldı, kalktığı yere oturdu. Radyoda Edip Akbayram çalıyordu "Güzel günler göreceğiz güneşli günler" diyordu şarkıda birden kendi kendine "Nazım'ı severim ama umudum her geçen gün yok oluyor. Sol mememin altındaki cevahir fazla acıdan karardı, kömür gibi bir şey oldu." diye söylendi. Dolaptan yeni bir bira aldı. radyo istasyonlarını  gezdi yavaş yavaş birasını içerek. Bir çok istasyonda onaylamadığı siyasetçilerin konuşmalarını duydu. A, b, c partisi fark etmezdi onun için. Farklı şeyler söyleyip aynı şeyi isteyen insanlar olarak görürdü vekiller ve bakanları. Meclisteki partileri ise bir lokomotifin vagonları olarak görürdü. "Her bir parti ayrı bir vagon ama lokomotif nereye giderse oraya gidiyorlar, kendi ilkeleri doğrultusunda değil lokomotifin onları çekmesiyle gidiyorlar" derdi. hepsinin istedikleri şey güçtü, güce tek başına sahip olmak, gücü isteyenlerin yönetimi ele geçirdikten sonra kendi doğrularını dayatmasına da tanık olmuştu. Hemen dinlediği istasyona geri göndü.

Müzik dinlerken düşüncelere daldı. Neden yaşıyoruz? Neden ölüyoruz? Neden yaşadığını bilmiyordu. Ölümden korkmuyordu, dinlerin açıklayamadığı, bilimin bilmediği, bilinmezlikten korkuyordu. Hesap verecek bir tanrısı olmadığı halde kimseye kötülük yapmazdı, hakkını yemezdi.  Doğru düzgün yaşamaya çalışsa da insanların nerede, neyin peşinde olduğuyla ilgilenmez, bilmezdi. İnsanlar ölürken sessiz kalanların insanlığını yitirmiş olduğunu düşünürdü. Nedenini anlamaya çalışırdı bütün olayların... Birasını bitirdi, oturduğu sandalyeden kalktı. Yatak odasına giderken "İnsan seçimini yaşar. İyi bir yaşamı da katillerini de kendisi seçer. Demokrasi her zaman iyi olmayabiliyor, yanlış ellerde en tehlikeli silaha dönüşür." diye söylenerek odaya girdi. Şifonyerin çekmecesinden psikoloğun yazdığı  uyku hapından bir tane aldı. Şifonyerin üzerinde duran sürahiden bardağa biraz su döktü, ve hapı içti. Üstünü değişti ve aynı bir güne uyanmak üzere yattı.

Bu adamın yaşadığı dünya öyle bir yerdi ki mutlu insanlar gülerek uyurken, mutsuz insanlar gülerek ölüyordu hem de mutlu insanların gülerek uyuması için. Varoluşundan beri olmasa da belki tanrının icadından beri hikayesiydi azınlığın mutlu olması için çoğunluğun acı çekmesi...
Paylaş:

2 yorum:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.