26.09.2016

Nerdesin Spartaküs? - Stadyumların Arena Olması

Futbolla çok ilgilenmem, hatta tv'de maç izlemişliğim de nadirdir. Spor güzel şey, yapması ayrı, izlemesi ayrı zevkli. Ben Fransa Bisiklet Turunu (Tour de France) üç yıldır hiç kaçırmam.. Bisikletle gezmeyi çok severim. Konumuz bisiklet değil. 

Türkiye'de yaşayan ve 90'lı yıllarda doğan biri olarak futbol benim için Galatasaray'dı. Çünkü UEFA Kupasını almıştı. O zamanlar anlamazdım futboldan, şimdi sorsanız "ofsayt nedir?" diye cevaplayamam. Ama o zamanlar neden Galatasaraylı olduğumu biliyorum. Bütün aile Fenerbahçeli idi. O zamandan belliymiş çoğunluğun değil azınlığın yanında olduğum.

Galatasaraydan uzaklaşmam ise lise okuduğum yıllara denk gelir. "Niye Galatasaray'ı tutuyorum?" dedim kendi kendime."Benim İzmir'de yaşarken İstanbul'a  gidip maç izleme olanağım yok. Galatasaray'ın İzmir'de oynama ihtimali İzmir'e kar yağması gibi, gelse bile bilet fiyatları bir lise öğrencisi için epey pahalı, Şuan da aynı asgari ücretli bir çalışan için üç büyüklerin maç bilet fiyatı, (kale arkasından maç izlemeyi de hiç sevmem.)Şuan bir de passolig var. Yaşasın Passosuz ligler!

Geçen yıl bir kaç kez, bu yılda 17 Eylül'de maça gittim. Altay'ın maçlarına gittim. Kocaman kulübün stadı yok, maçları Buca'da oynuyor. Buca'da iki stad var, biri İlçe Stadı diğeri Buca Arena... 17 Eylül'de Tekirdağ ile oynanan karşılaşma Buca Arena'da oldu, berabere bitti. penaltıyı kaçırmak iki puanı kaybetmemize yol açtı. Hakem hataları vardı. 

Yeni yapılan stadların ve yenilenen stadlar neden arena oluyor? Boğa mı güreştireceğiz? Gladyatör dövüştürüp kazananı özgür mü bırakacağız? Anlamadım. Türkiye Arenalar ile dolmuş. Her yerde Arena, Ali Sami Yen, İnönü. Atatürk, 19 Mayıs, 4 Eylül gitti stadyum isimlerinden, stadyum ile birlikte. Arena geldi, TT Arena, Vodafone Arena Samsun Arena, Buca Arena, Antalya Arena, Timsah Arena, Sivas Arena, Torku Arena.. İzmir Atatürk Stadı kullanılamıyor. Alsancak Stadı'nın durumu ise ortada, yeniden yapılacak, Arena yapmasalar bari.

Spartaküs HeykeliArena İspanyolca'da  kumla kaplı alan demektir. Boğa güreşleri arena'da yapılır. Ve gladyatörlerin dövüştüğü alanlara verilen isim arenadır. Kölelerden oluşan, sıkı eğitimlerden geçip toplumu eğlendirmek için kurban edilen insanlardır gladyatörler. Futbolcular ve gladyatörler birbirine benzer. Futbolcular için modern zamanın gladyatörleri derler. Gladyatör müsabakaları eski zamanlarda kralların, günümüzdeki futbol ise siyasilerin, yerel ve küresel güçlerin elini rahatlatma, halkın dikkatini çekerek, yaşanan olayları manipüle ederek aktarmak için kullandığı bir araçtır. 

Gladyatörlerin isyanı; Spartaküs Trakyalı bir köledir. Gladyatör okulundan 78 arkadaşıyla birlikte kaçıp Vezüv yanardağına giderler. Burada 300 kişilik bir ordu tarafından kuşatılırlar, Romalı askerleri şaşırtıp mağlup etmişlerdir. Spartaküs, köle ve yoksullardan oluşan ordusu ile yıllarca İtalya yarımadasında bağımsız bir şekilde var olmuş ve zamanın yöneticilerine sorun olmuştur. Kendilerine karşı gönderilen sayısız orduyu yenmiş ve Roma'nın yönetim sistemini sarsmıştır.

Stadyumlar arena olmuşken, Sistemi sarsacak "aklınızı başınıza alın, endüstrileşmeye karşı çıkın" diyecek futbolun Spartaküsleri nerede? 

Kaynak:Vikipedia




  
Paylaş:

13.09.2016

Eylül

Eylül, yazın bitip sonbaharın başladığı anlamına gelen aydır. Yüreklerimizde, sonbahara geçmeden kışa geçtiğini de gördük.

Eylül ayı politik tarihimizde de önemli yer kazandı.

Dünya 1 Eylül'ü Barış Günü olarak kutluyor. Neden olan olay ise 1 Eylül 1939'da Nazi Almanya'sının İkinci Dünya Savaşını başlatması. 50 milyon ölüye, milyonlarca yaralıya neden olan bu savaşın başlangıç günü olan 1 Eylül, 1950 yılında "Dünya Barış Günü" olarak kutlanmaya başladı.


Eylül Kurtuluştur.
Eylül ayının ilk günleri İzmir'de kurtuluş günleridir.
9 Eylül 1922'de, İzmir düşman işgalinden kurtulmuştu. 9  Eylül aynı zamanda 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarılan Yılmaz Güney'in 1984 yılında hayatını kaybettiği gündür.

Amerika boş durmayı sevmez. 
11 Eylül 1973'te ABD'nin desteği ve onayı ile uluslararası tekeller ve emparyalist işbirlikçiler, marksist başkan Salvador Allende devrip, Genarel Pinochet'in iktidara getirmiştir. Dünyanın seçimle gelmiş ilk sosyalist hükümeti devrilmiş, yerine 17 yıl sürecek bir diktatörlük gelmiştir.
 11 Eylül 1973 radyodan halkına yaptığı konuşmada şunları söyledi. 
"Bu koşullarda, sözlerim sadece işçilere: Teslim olmayacağım! Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim...(Konuşma metninin tamamını buradan okuyabilirsiniz)...Yaşasın Şili! Çok yaşa halkım! Yaşasın işçiler!Bunlar benim son sözlerim, fedakarlığımın boşuna olmadığından eminim. Sonunda, en azından, suçu, alçaklığı ve ihaneti cezalandıracak bir ahlak dersi olacak."
Allende teslim ol çağrısını reddedip, intihar etti. (Not:İstanbul Ataşehir'de Atatürk ile Allende'nin yan yana heykeli vardır.)

Eylül, darağacına gidenlerin ayaklarına vurulan pranganın bir ülkeye vurulmasıdır.
Kurtuluş olduğu kadar faşizm'in ülkeye el koyduğu gündür.
12 Eylül, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, açılan 210 bin davada 230 bin kişinin yargılandığı, 7 bin kişi için idam cezası istenip, 517 kişiye idam cezası verildiği, 50 kişinin idamına neden olan zamanlardır. Yaşı büyültülüp asılan Erdal Eren'dir.12 Eylül netekimdir. Bir de Anayasa yapıldı halk'a saygılı ama içinde halk olmayan. 12 Eylül'ü. Aziz Nesin "bu ülkenin %92'si aptaldır" sözü darbe anayasasına evet diyenler içindir.
Murathan Mungan şiirlerinin birinde "Her ömrün bir eylülü vardır" diyordu. Aynen öyledir aslında. 12 Eylül sürecini ele alırsak; muhbir vatandaş rahat rahat yaşarken, ihbar edilen işkencelerden geçiyordu. İnsan birini işkenceye gönderdiğinde gece nasıl rahat uyuyabilir ki? Yarattığı karanlıktan nasıl korkmaz?
12 Eylül'ü lanetliyoruz. Zamanında lanetlemek lazımdı. Biz iyi biliriz, biz biliriz her haftada iki kere ülkece terörü lanetlemeyi en iyi biz biliriz. Lanetlemek hiçbir zaman işe yaramamış, terörü lanetliyoruz, lanetledik terör bitti mi? Biter mi?
36 yıl önce Kenan Evren vardı. Bugün 12 eylül ruhu iktidarda tutunmaya çalışıyor, biz yine tutunamayanlar'danız. 36 yıl önce yaş büyültüp asıyorlardı, bugün 14 yaşında çocuğu vurup haklı çıkabiliyorlar. Değişen bir şey yok ama başka bir dünya mümkün...


Oysa eylül biraz Mehmet Rauf'tur.
O doğa tasvirlerini, hüzünlü sonbahar günlerini kullanarak karakterlerin iç dünyalarını, psikolojilerini okuyuculara anlattığı kitaptır, Eylül.

Biraz Cemal Süreya'dır Eylül.
eylüldü.
dalından kopan yaprakların,
sararan yanlarına yazdım adını.
sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
ve hiç bilmedin ellerimin soğunu.
Biraz Turgut Uyar'dır Eylül
eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar
Eylül'de diğer onbir ay gibidir. Gözyaşları da vardır, kahkahalar da. Unutmayın, hayat itaat değil, isyandır!

Paylaş:

11.09.2016

⋆RED! & RedHack

RedHack ve Anonymous hakkındaki soru işaretlerini ortadan kaldıran belgeselin temelini, siber-aktivizm  ve hacktivizm konuları oluşturuyor. Bu temeli ise Anonymous'un ve RedHack'in eylemleri oluşturuyor. Belgesel'de akademisyen, hukukçu, bilişimci ve siyasetçiler hacktivizm'in etik, hukuk ve siyasetle ilişkisini inceliyor. Filmi aşağıdan izleyebilirsiniz.


Tüzüklerine göre RedHack
 Red Hack Association çesitli milliyetlerden Türkiye ve Dünya proleteryasının ve ezilen halkların teknolojik alandaki saldırı, savunma, araştırma-inceleme ve geliştirme gücüdür. R.H.A. bilişim ve iletişim sektöründe calışan işçiler veya bu dalda uzman kişilerden oluşur. R.H.A’ya rehberlik eden, ezilen sınıf ve halkların ortak ideolojisinin bu alana yansımasıyla şekillenen REDHACK felsefesidir. Bu felsefe Marksist diyalektiğin, bu alanı yorumlamasından başka bir şey değildir.


  R.H.A. 1997 Mayısında kurulmuştur. Kuruluşundaki mantık ; « Marksizm dogma değil, bir eylem kılavuzudur » kuramına dayanmaktadır. Somut koşulların somut tahlili ilkesinden yola çıkan teknoloji sektörünün bilişim ve iletişim kollarında alın teri döken yoldaşlar tarafından Türkiye’de kurulmuştur. Eylemlerine yön verecek esas merkez Türkiye olmak üzere esas görevi Türkiye Devrimci Hareketine devrimin bu alanında, yardımcı olabilmek, Türkiye ve dünya proleteryasına ve de ezilen halklara bir nebze de olsa dayanışma gösterebilmektir. Bu düşünceyle yola çıkan R.H.A, dünyaya bakış anahtarı Diyalektik Materyalizmle, başta açık ve özgür kod olmak üzere birçok teknolojik yeniliği analiz ederek, bu alandaki savaşın yönteminin adını REDHACK olarak koymuş, REDHACK sentezine varmıştır. REDHACK felsefesi ; ezenle ezilenler arasındaki savaşın, gelişen teknolojik kulvarlarda ezilenler lehine kullanmasının, geliştirilmesinin adı ve mantığıdır.

RedHack eylemleri:
2012 yılında  Ankara Emniyet Müdürlüğünün sitesini çökerterek, ihbarları da içeren çok sayıda bilgi ve belge ele geçirdi. Daha sonra  emniyet'e ait polis yurdunun sitesini hackledi. İstanbul dışında çok sayıda şehrin bulunduğu, emniyete ait 350 siteyi işe yaramaz hale getirdi.
Radikal'e yaptıkları açıklamada ise şunlar yazıyordu.
“KESK’e yönelik polis şiddetini protesto etmek ve KESK’li emekçilere destek vermek istedik. Aynı zamanda RedHack tutuklanmalarında alınanların masum olduğunu göstermek, serbest bırakılmalarını istemek amacıyla bu büyük eylemi yaptık. Eylemimizi 30 Mart 1972'de özgür bir dünya kurmak amacıyla mücadele eden ve hunharca katledilen Mahir Çayan'a ithaf ediyoruz."
Aynı yıl İç İşleri Bakanlığı'nın "http://dosya.icisleri.gov.tr/dosyalar/" adresini hackleyerek kendi mesajını yayınlayan kızıl hackerların hedefinde İdris Naim Şahin vardı. "İmamın yeşil ordusuna karşı kızıl direniş" başlıklı mesajda şunları ifade etti.
Oynama sırası sende İdris! Eğer yatlara, katlara bizim ödediğimiz vergilerle biniyorsan, bizi sevdiğini ispatlamalısın... Hadi oyna, iki takla at inanalım. Böylesi bir cuma gününde bizi kırmazsın umarız. İçişleri Bakanlığı dosya sistemindeki tüm belge ve dosyaları yedekledik. Sen suçsuz insanları RedHack diye almaya devam edersen yayınlarız. Bakalım Sen mi oynayacaksın halk mı?Göreceğiz.
Polisinden de, özel savcısından da, interpol'ün'den, MİT'ine CIA'sına kadar sinmiyoruz, korkmuyoruz!
Diğer eylemleri ise şöyle:
2012'de
⋆ İnternet servis sağlayıcılarından TTNet'in yaklaşık 2 saat süreyle internet hizmetinin aksatılması. Bunun üzerine açıklama yapan TİB saldırıyı doğruladı fakat internet kesintisi olduğuna dair haberleri yalanladı.
⋆ Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın sistemine girerek bazı TSK personelinin bilgilerinin ifşa edilmesi.TSK bu haberi daha sonra "RedHack'in ele geçirdiğini iddia ettiği belgeler, güncelliğini yitirmiş bilgileri içeren, eski tarihli ve kişisel kullanıcılar tarafından oluşturulmuş belgelerdir." şeklinde yalanlamıştır.
⋆ Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Okul sütü-Akıl küpü" adıyla başlattığı süt dağıtım projesinin ilk gününde yüzlerce ilköğretim öğrencisinin zehirlenerek hastanelere kaldırılmasını protesto amacıyla 3 sut firmasının aynı gün hacklenme eylemi.
⋆ Anneler Günü nedeniyle "kadına yönelik şiddete" dikkat çekme amacıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın internet sitesinin hacklenerek, ana sayfasına bildiri konulma eylemi.
⋆ Türk Hava Yolları'nın internet sitesine greve destek amacıyla bir siber saldırı gerçekleştirildi. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım eylemi doğruladı fakat herhangi bir zararın meydana gelmediğini söyledi.
⋆ Dışişleri Bakanlığı’nın dosya paylaşım sitesinin hedef alınması. Saldırı sonucunda Türkiye'de çalışan pek çok yabancı diplomatın kimlik bilgilerinin Dropbox adlı site üzerinden yayınlanması.
⋆ Akıncı adlı grubun, RedHack'in eylemlerini destekleyen akademisyen ve gazetecilerin tehdit edilmesi üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün web sitesinden daha önce ele geçirdikleri 77 megabyte boyutundaki ihbarların bulunduğu txt dosyasının tamamının yayınlanması.
⋆ Cumhuriyet bayramında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ana sayfasını hackleyerek hükümete ve Fethullah Gülen cemaatine yönelik bir dizi eleştirinin yayınlanması
⋆ Kamu İhale Kurumu (KİK)'e saldırarak AKP'yi 1 kuruşa ihaleye çıkarma eylemi
⋆ Maliye Bakanlığı sitesini hackleyerek memura "temsili olarak" zam yapılması eylemi.
tarihinde pedofili (çocuk tacizcileri) yakalatma ve hesaplarını kapatma eylemi
2013'de
⋆ Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) sitesini 2. kez hacklemek ve ele geçirdiği yolsuzluk belgelerini yayınlamak.
⋆ Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkındaki belgelerin yayınlanması
⋆ Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin sitesinin hacklenmesi
⋆ İsrail gizli servisi MOSSAD'ın sitesinin Anonymous grubu işbirliğinde çökertilmesi eylemi
⋆ Aralarında üst düzey bürokratların, hâkimlerin olduğu 32 bin İsrail çalışanının isimlerinin, ev ve e-mail adreslerinin ve diğer kimlik bilgilerinin açıklanması eylemi
⋆ İstanbul Valiliği'nin Taksim'de 1 Mayıs gösterilerine izin vermemesi ve göstericilere sert müdahalesi sebebiyle İstanbul Valiliği'nin resmi sitesinin hacklenmesi ve ana sayfasına Vali Mutlu'ya protesto notu bırakılması eylemi
⋆ Hatay Reyhanlı'da yaşanan patlama sonrasında ulusal yas ilan edilmesini isteyerek Hatay Valiliğinin sitesinin çökertilmesi
⋆ Reyhanlı Patlamasıyla ilgili Askeri İstihbarat Belgelerinin yayınlanması
⋆ Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın bazı mail yazışmalarının yayınlanması
⋆ Taksim Gezi Parkı yıkımını protesto amaçlı Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü web sitesinin hacklenmesi
⋆ Taksim Gezi Parkı yıkımını protesto amaçlı "Hak yersen hack yersin" sloganıyla Gaziantep Büyükşehir Belediyesi web sitesinin hacklenmesi
⋆ Gezi Parkı eylemlerinde milletvekillerinin duyarsızlığını gerekçe göstererek milletvekili ve eşlerinin cep ve ev telefon numaralarının yayınlaması eylemi
⋆ Gezi Parkı protestolarında polisin sert tutum göstermesi gerekçe gösterilerek İstanbul ili emniyet müdürlerinin cep telefonlarının yayınlanması eylemi
⋆ Tarım Bakanı ve iş adamları arasında yapılan toplantı kaydının yayınlanması eylemi
⋆ İstanbul İl Özel İdaresi'nin web sayfasının hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değişiklikler yapılması eylemi
⋆ Sivas İl Özel İdaresi'nin Sivas Katliamını anmak maksadıyla web sayfasının hacklenmesi ve erişimin tamamen kapatılması.
⋆ Diyanet İşleri Başkanlığının web sayfasının hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değisiklik yapılması eylemi
⋆ ASKİ Adana Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değişiklikler yapılması eylemi.
⋆ Türkiye Kamu İşletmeleri Birliği web sitesinin hacklenmesi ve bayram mesajı bırakılması eylemi.
2014'de
⋆ Türkiye Büyük Millet Meclisinin web sitesinin hacklenmesi eylemi.
2016'da
⋆ Çanakkale Belediyesi'nin SMS sistemi hacklendi.

RedHack hakkında merak edilenler
SORU: Devlet tarafindan Yakalanmaktan korkmuyormusunuz?

CEVAP: Yaptigimiz i$in bilincindeyiz. Devletten korkmadigimiz gibi yakalanmaktanda korkmayiz. Bu devlet ne Turk halkinin ne Kurt halkinin nede ba$ka bir halkin devletidir. Zenginlerin cikarlarini gozeten adaletsizliklerin uzerine oturmu$ bir devletir ve bu devletin bizim devletimiz olmadigi aciktir. Ve biz onlara kar$i, bu adaletsizlikleri bitirmek icin her platformda mucadele etmekteyizsava$maktayiz.. Onlarda, hukumlerinin surmesi icin her platformda bizlere, ezilen halklara acimasizca saldirmaktadirlar.

Kaynak: Vikipedia, Radikal

Paylaş:

9.09.2016

9 Eylül - İzmir'in Kurtuluşu

Ders kitaplarında "Yunan İzmir'de denize döküldü" diye kısaca anlatılan günün 94. yıl dönümü.

7 Mayıs 1919'da İngiltere, Fransa ve ABD Yunan donanmasının İzmir'e gönderilmesine karar verdiler. 15 Mayıs 1919'da Gücünü Fransa ve İngiltere'den alan Yunan ordusu İzmir'i İşgal etti.
Aynı gün işgal ile birlikte direniş başlamış oldu.

Aziz Nesin "Borçlu Olduklarımız" isimli kitabında Albay Süleyman Fethi Bey'in hikayesine de yer verir. Hikaye şöyledir:

...
1919 yılının 15 Mayıs'ı; işte o kara gün Yunan ordusu İzmir'i işgal etmişti. Albay Fethi Bey, hergünkü gibi o sabah da, İzmir'in Karantina denilen semtindeki evinden çıkıp işine gitmek için hazırlanmaktaydı. Eşi Edibe Hanım, düşmanın İzmir'i işgal ettiği böyle bir günde askerlik şubesine gitmemesi, bir süre evinde kalıp durumu gözlemlemesi için rica etmekteydi. Fethi Bey'in, eşi Edibe Hanım'a cevabı kısa olmuştu:
— Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka ne zaman gideceğim!
Fethi Bey evinden çıktı. Görevi başına gitti. Masasına daha yeni oturmuştu ki, başlarında iki Yunan subayı bulunan erler içeri girdi. Yunanlı subaylardan biri Fethi Bey'e, esir olduğunu söyledi. Fethi Bey, İzmir işgal edildiğine, savaş da olmadığına göre, esir olamayacağını söyledi. Ama Yunanlı subaylara söz anlatmanın olanağı yoktu Fethi Bey'i zorla odasından çıkardılar. Silahlı Yunan erleri arasından yürüterek Kordon denilen rıhtım yolundan geçirdiler; Pasaport denilen yere getirdiler. Pasaport'un rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarını da tek sıra olarak yanyana dizmişlerdi. Fethi Bey'i bu sıranın başına koydular. Efzun denilen özel kılıkta giyimli Yunanlı erler de rıhtım boyuna dizilmişlerdi. Yunan savaş gemileri limandaydı. Kıyıya asker çıkaran Yunan gemileri rıhtıma yanaşmıştı.
İşgalden sevinç duyan yerli Rumlar alanı doldurmuş, bayram havası yaşıyorlardı. Kimi Rumlar da yapıların damlarına, çatılarına çıkmışlardı. Balkonları, terasları doldurmuşlardı. Sevinç çığlıkları atıyorlardı.
Bir Yunan subayı, yanında bir Efzun eriyle, tek sıra dizilmiş olan Türk subaylarından biri önünde duruyor, onlara kollarını yana kaldırtıp indirterek "Zito Venizelos!" yani "Yaşasın Venizelos!" diye bağırmalarını söylüyordu.
Venizelos, o zamanki Yunanistan'ın başbakanıydı. "Zito Venizelos!" diye bağırttıktan sonra Türk subaylarına bir de kollarını yana kaldırtıp indirtmesinin hiçbir anlamı yoktu elbet. Ama aşağılamak, küçültmek için Türk subaylarına böyle yaptırıyorlardı. "Zito Venizelos!" diye bağırtan Yunan subayının yanındaki Efzun erinin elinde süngü takılmış tüfek vardı. Söylenileni yapmayan, karşı gelen Türk subayı olursa Efzun eri onu süngüleyecekti.
Yunan subayının karşısına geldiği her Türk subayı, kollarını yana kaldırıp indirerek "Zito Venizelos!" dedikçe, yapıların damlarındaki, çatılarındaki, evlerin balkonlarındaki Rumlar, alanı dolduranlar alay ederek kahkahalar savuruyorlardı.
"Zito Venizelos!" diye bağırtılan bu Türk subayları, sonradan bir yolunu bulup Anadolu içlerine geçecek, işgalci Yunan ordusuyla çarpışacak ve bu üzünçlü anının acısını onlardan çıkaracaktı. Ama şimdi "Zito Venizelos!" diye bağırmak zorundaydılar. Çünkü karşılarında, süngüsünün ucunu göğüslerine dayamış Efzun eri duruyordu. Her "Zito Venizelos!" diye bağıran Türk subayının düşmana olan hıncı daha da bileniyordu.
Yunan subayı sırayla gele gele Albay Fethi Bey'in karşısına gelmişti. Fethi Bey, Yunan subayının dediğini yapmıyordu. Ne kollarını yana kaldırıp indiriyor, ne de "Zito Venizelos!" diye bağırıyordu. Bakışlarını karşısındaki Yunan subayına dikmiş, ateş saçan gözlerini kırpmadan dimdik bakıyordu. Yunan subayı buyruğunu birkaç kez yineledi. Fethi Bey'e "Zito Venizelos!" dedirtmek için birkaç kez boşuna bağırdı. Fethi Bey sanki onu duymuyordu, kayadan bir yontu gibi dimdikti.
Yunan subayı ummadığı bu direniş karşısında öyle kızmıştı ki, o kızgınlıkla birden elini uzatıp, Fethi Bey'in omuzlarındaki albaylık apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle iterek,
— Onları sen takmadın ki sen sökesin! diye bağırdı.
Yunan subayı, Zito Venizelos, demesi için son bikez daha Fethi Bey'e bağırdı. Fethi Bey oralı değildi. Yunan subayı, yanındaki Yunan erine komut verdi. Efzun eri, Fethi Bey'in göğsüne dayalı süngüsünü hızla itti. Süngü albayın göğsüne saplanmıştı. Süngünün açtığı yaradan kan fışkırıyordu. Ama albay Fethi Bey'in yüz kaslarında en küçük bir kıpırtı, bir acı belirtisi yoktu. Yine öylece dimdik duruyordu. Efzun eri, Türk albayını süngülerken, alanı doldurmuş ve damlarda, çatılarda, balkonlarda, pencerelerde toplanmış Rumlar'ın çığlıkları göklere yükseliyordu.
Efzun eri, kanlı süngüsünü Albay'ın göğsünden çekti. Yunan subayıyla birlikte, sırada bir sonraki Türk subayının karşısına geçti. Sıradaki her Türk subayına, Yunan subayı isteğini yaptırttı. Sıradaki Türk subayları bitince, Yunan subayıyla Efzun eri yeniden sıranın üst başına geçtiler. Sırayla gele gele yine albay Fethi Bey'in karşısına geldiler. Yunan subayının sözlerini İzmirli bir Rum, Türkçe'ye çevirdi:
— Kollarını yana açıp indirirken Zito Venizelos, diye bağıracaksın!
Fethi Bey'de yine ne ses, ne bir kıpırtı vardı. Yunan subayı bikez daha yanındaki Efzun erine komut verdi. Efzun eri, ikinci kez Fethi Bey'i süngüledi. Fışkıran kanlardan Fethi Bey'in giysisi kan içinde kalmıştı. Yerli Rumlar'ın bağrışmalarından, haykırışmalarından yer-gök inliyordu.
Yunan subayı ve elinde kanlı süngüsüyle Efzun eri. Fethi Bey'den sonraki Türk subayının karşısına gittiler. Bikez daha bütün sırayı dolaşıp Türk subaylarına istediklerini yaptırdılar. Gele gele üçüncü kez Albay Fethi Bey'in karşısına gelmişlerdi. Ama bu kez, alanı dolduranların bağrışmaları, sövgü haykırışmaları, kahkahaları, homurtuları, uğultuları birdenbire kesilmişti. Onca kalabalık sanki birden donup kalmıştı. Kimseden ses soluk çıkmıyordu. Ordaki binlerce Rum merak içindeydi: Türk albayı üçüncü kez de direnecek mi, yoksa ölüm korkusuyla "Zito Venizelos!" diye bağıracak mıydı? Sonunda süngü zoruyla Türk albayı amana gelecek miydi? Kimseden çıt çıkmıyordu. Görünmez bir taş kesilmiş o sessizlik içinde Yunan subayının sözleri ve bir yerli Rum'un çevirisi alanın her yanından duyuluyordu:
— Kollarını kaldırıp indirirken Zito Venizelos diye bağıracaksın!
İki kama ucu gibi parlayan gözlerini Yunan subayına dikmiş olan Fethi Bey'in dudakları bile kıpırdamıyordu. Üçüncü kez süngülenmeyi göze almış, yine direnmişti. Yunan subayının buyruğuyla Efzun eri, Fethi Bey'i üçüncü kez süngüledi; bu kez süngüsünü daha hınçlı, daha hızlı dürtmüştü. Fethi Bey'den yine ses çıkmadı, ama alanı dolduran insanlardan birden bir uğultu yükseldi; şaşkınlık mırıltılarının oluşturduğu bir uğultuydu.
Tam yirmiiki kez... Evet, yirmiiki kez Yunan subayı, albay Fethi Bey'in karşısına dikilip, O'nu "Zito Venizelos!"diye bağırtmaya zorladı. Hayır! Fethi Bey sesini bile çıkarmadı. Yirmiiki kez süngülendi. Süngülenirken gözünü bile kırpmıyordu. Yalnız her süngülenişinde daha çok kan yitirdiği için yüzü daha çok soluyor, ak donuk bir renk alıyordu. Yaralarından akan kanlar, ayaklarının dibinde gölleniyordu. Süngüleye süngüleye bile Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey'e "Zito Venizelos!" dedirtemediler. Ama yaralarından çok kan yitiren Türk albayının gücü gittikçe azalmaktaydı. Ayakta zor durabildiği belliydi. Yirmiiki yarasından kan akarken, yine de düşmanının karşısında dimdik durabilmek için insanüstü bir çabayla son gücünü harcıyordu. Kanı çekilen yüzü, dudakları aka kesmişti. Yunan subayı yirmiikinci kez haykırdı. Yerli Rum, O'nun sözlerini yine çevirdi:
— Zito Venizelos, diye bağıracaksın!
Hayır, Fethi Bey yine bağırmadı. Efzun eri, subayının buyruğuyla Fethi Bey'i yirmiikinci kez süngüledi. Artık ayakta durmaya direnci kalmamıştı, Fethi Bey ayaklarının dibinde göllenmiş kanının üstüne düştü, oraya yığıldı.
Eşi Edibe Hanım, yakınları, İzmir'i işgal eden Yunan birliği komutanından, Albay Fethi Bey'i kendilerine vermelerini istediler. Ama Yunan komutanı, yaralı Türk albayını vermedi. Fethi Bey'in yakın dostu Ali Şefik Bey, İzmir'deki Fransız Başkonsolosluğuma başvurdu. Ancak Fransız Başkonsolosu'nun yardım ve aracılığıyla Fethi Bey Yunanlılar'ın elinden alınabildi.
Ölmek üzere olan Fethi Bey hastaneye yatırıldı. Bütün gece başucunda bir Türk hemşiresi bekledi.
1919 yılının 15 Mayısı'nı 16 Mayıs'a bağlayan gece, sabaha karşı, Fethi Bey,
— Makamımı görüyorum! diye inledi.
Bu, O'nün son sözü oldu.
Şehit Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey'in na'şı, dostu Ali Şefik Bey'in Küçük Fettan Sokağı'ndaki evine getirildi. Evde büyük bir masanın üstüne konuldu. Kadınlı erkekli ev insanları, sabaha dek, Şehit Albay'ın başında saygı nöbeti tuttular. Ertesi gün Şehit Albay Fethi Bey için çok büyük bir cenaze töreni düzenlendi; öyle ki bütün Türk İzmir halkı ayağa kalkmıştı, yer yerinden oynadı. İşgalciler bile bu coşkulu saygı gösterisini önleyememişti.
Fethi Bey, İzmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarlığına gömüldü. Süngü yaralarıyla delikdeşik olmuş kanlı albaylık giysisi de sonradan askeri müzeye verildi.
Fethi Bey'e çok yalın bir mezar yapıldı. Mezar taşına kabartma bir kılıç ve bir kalpak resmi yontuldu; kılıç altın yaldızla yaldızlandı.
Üsküdarlı Kurmay Albay Süleyman Fethi Bey'in ancak destan kahramanlarına yaraşır bir yiğitlikle direnmesi yüzünden şehit edilişi, dost düşman herkeste büyük bir saygı uyandırmıştır. O'nun ölümü göze alarak yiğitçe direnişi karşısında düşmanları bile saygı duymuşlardır. İzmir'e, resmi yada özel bir nedenle gelen yabancı askerler, eski komutanlar bugün bile Albay Fethi Bey'in mezarını ziyaret eder, O'nun büyük yurtseverliği karşısında saygıyla eğilirler.
Aziz Nesin
İzmir işgal edildiğinde "Yaşasın Venizelos!" diyenler de vardı süngülenenler de. İzmir'in Kurtuluşunu, Anadolu'nun kurtuluşunu, Cumhuriyetin kuruluşunu 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkanlara, Boyun eğmeyenlere, halk savaşına katılanlara borçluyuz. İzmir'in Kurtuluşu kutlu olsun.
Paylaş:

1.09.2016

Dünya Barış Günü

Bugün Dünya Barış Günü, bize, tüm insanlığa en çok lazım olan şey barış, sadece ülkem için değil üstelik bütün insanlık için gerekli bir gün. Dünyanın belli coğrafyaları barıştan çok uzaksa ve güvenlik nedeniyle barış günü kutlamaları yasaklanıyorsa ve insanlar yurtlarından edilip, denizde ölüyorlarsa, yani ege denizi kan denizine dönüyorsa ve insanlar savaştan kaçıp denizde yakınımızda ölüyorlarsa barış gereklidir.

Barış bekleyerek gelmez, bir şeyler yapmak, mücadele etmek gerekir. Barış, bir devlet bir başka devlete getiremez. Bunu Amerika'nın Irak'a getirdiği demokrasi ve barıştan biliyoruz. Savaşları çıkaranlar, terörü yaratanların her kim olurlarsa olsunlar(devletler, dinler, politikalar, politikacılar, sermaye, çıkarlar,...,vs.)kanlı politikalarını reddediyorum. Barışı yaratacak olanlar barış için mücadele edenlerdir. İnsanlar korkularını bir kenara bırakıp, barış için mücadele etmeye başladıklarında, barışın yalnızca tüm dünya insanlarının birleşerek seslerini yükselttiklerinde kazanabileceğine inanıp mücadele ettiklerinde dünya daha yaşanabilir bir yer olacaktır.


31 Ağustos gecesi, daha önceki yazımda belirttiğim "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" isimli Konak Belediyesi'nin düzenlediği etkinlikteydim. Etkinlik kapsamında önce Midilli'den gelen Karşı Kıyının Işıkları isimli grup sahne aldı. Karşı Kıyının Işıkları grubu Nazım Hikmet şiirlerinden oluşan bir albüm hazırlığı içindeymiş.Bize yabancı olmayan ezgileri dinledik. Farklı olan tek şey konuştuğumuz dildi. Birbirimizi anlamak için aynı dili konuşmamız gerekmez. Bildiğimiz şarkıları da çaldılar "Yiğidim Aslanım" gibi, tabi şarkının rumca sözleri bir annenin ölen oğlu için yazmış olduğu ağıtı ifade ediyormuş. Bizde ise bu şarkı bildiğiniz gibi Nazım Hikmet için yazılmıştır. Ezgilerimiz bile acılarımızı anlatıyorken ve acılarımız bu kadar göz önündeyken, Türkiye Cumhuriyetin'de yaşayanlar olarak hala birbirimize acı çektiriyorsak hatanın büyüğü bizde.
Konak belediye başkanı çok kısa bir konuşma yaptı. Bir siyasiden dinlediğim en kısa konuşmaydı, aynı zamanda en anlamlı konuşma. Ardından sahneye Barış Atay çıktı ve şiir okudu. Şiiri bitince barış'ın nasıl geleceği ve nasıl gelmesi gerektiği hakkında düşüncelerini paylaştı, biz çimlerde oturan izleyicileriyle. Ve sahneyi Suavi'ye bıraktı. Önce Midilli'den gelen gruple bri parçayı beraber seslendirdiler. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Vedat Türkali anısına, şiirinden bestelenmiş olan Bekle Bizi İstanbul'u seslendirdi. Benzersiz Sesiyle o güzel şarkıların seslendirirken aramızda kimler yoktu ki? Mustafa Kemal'den Che'ye, Pir Sultan'dan Nazım'a, Tuncel Kurtiz''den Sabahattin Ali'ye bütün yitirdiklerimiz eserleriyle aramızdaydı.

Barışa yakışan bir geceydi, ama barış yoktu.

Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.