31.08.2016

Kitap - Yenileceksiniz Bay Faşist - Emre Genç


Bu kitap başkaldırı, orantısız zeka, bazı istatistikler, çapulcu ve biraz da mizah içerir. Okurken "kısa süre önce bunların hepsi olmuştu, bir çoğunu nasıl oldu da unutmuşum" dedim.

İçinde AVM sevdasından kronolojiye, çarşı'dan kırmızı fularlı kız'a, medya ve sosyal medyadan sanatın gaza gelmesine bir çok başlık altında yazılar yer alıyor. Kısaca dünya ticaret örgütü protestoları, 21.yy isyanları olan ekoloji ve kent ayaklanmaları ile ilgili yazılarda var.

Bu kitap bize meydanlardan soru sorup, cevabı dinlemeden şiddet emri veren yöneticilere, insanlar ölürken şiddeti mazur  görenlere yazılı bir cevap niteliğinde.

Kitaptan kısa birkaç alıntı:

Başbakan: "Bunlar 28 Şubat'ta neredeydiler?
Çapulcu : Hani "isyan" günahtı? 28 Şubat'ta neden sokağa çıkmadınız diye hesap mı soruyorsunuz şimdi? Kimse size böyle hesap vermek zorunda değil. Yine de söyleyelim: Çoğumuz oyun oynuyorduk. Gezinin mimarlarının çoğu 28 Şubat'ta çocuktu. Biz size bir şeyler sorsak? 78 Maraş kıyımında, 93 Madımak yangınında, 2000 "Hayata Dönüş" katliamında neredeydiniz? 77 1 Mayıs'ında işçiler taranırken, Lice yakılırken, Gazi'de emekçi halk kurşunlanırken, bir halk asit kuyularında eritilirken neredeydiniz? Siz nerede olursanız olun, biliyoruz ki "fikriniz iktidardaydı". Ve biz ne 12 Eylül özentisi 28 Şubatçıların fikrini, ne de sizin iktidarınızı sevebildik. Kaldı ki, sizi birbirinizden ayrı da görmüyoruz. Bizim nazarımızda babanın mirasını paylaşamayan fikir kardeşlerisiniz.
*** 
Başbakan: "Ben milletin hizmetkârıyım, ama siz diktatör diyorsanız, ne diyeyim?
Çapulcu : 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün kurumlarına dokunmadan, yasama, yürütme ve yargıyı kontrol altına alarak, tek adam kafasıyla ülke yönetene ne denir? Hizmetkâr denmeyeceği kesin. Diktatörü de kabul etmeyeceğimiz kesin. Siz emekçi halka hiçbir zaman hizmet etmediniz. Hizmetiniz yerli-yabancı sermaye, inşaat, rant, faiz lobisine yönelikti. Kaldı ki milletin vicdanı hizmetkâr olmanızdan yana da değil. Halkın verdiği yetkiyi kullanırken demokrasiyi, insan haklarını ve adaleti gözeten bir lider olmanız, yeterli.
Sizin ne diyeceğinize gelirsek... "Diktatörlük hevesim yüzünden size çok acılar çektirdim, özür dilerim halkım" diyerek başlayabilirsiniz. 

Kitapta kronolojik olarak 27 Mayıs olayların başladığı günden, 11 Mart'a yani Berkin Elvan'ın öldüğü güne kardar gün gün nelerin yaşandığı yazıyor. Ve yazar sadece başbakanın meydanlardaki söylemlerine cevap vermemekle kalmıyor, polis gaz bombaları ve tazyikli sulara kattığı asitlerle halkı zehirlerken, akıl almaz açıklamalar yapan avanesine de oscar dağıtıyor. Oscar Ödüllerine bir bakalım. Hangi dalda kim ne almış.

Drama(Bülent Arınç) : "İstanbul'un en saygın iki ailesinin nikâhı var. En seçkin davetlileri katılmış. Dışarıda protesto yapılıyor! Onları rahatsız etmeye kimin hakkı var?
Trajedi(Şamil Tayyar) : "Şunu bilin, Erdoğan diktatör olsaydı Taksim "Dersim" olur, mezar taşına hasret giderdiniz"
Komedi(Melih Gökçek) : "Vallahi sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki biz demokrasiye inanıyoruz. Bizde kaba kuvvet ve eşkiyalık yok."
Korku(Fatih Altaylı) : "Evet programda -başbakanın önünde- eğildim, bir canı kurtarmak için secde bile ederim.
Bilim-Kurgu(Hüseyin Çelik) : "Erdoğan gibi, konuşulanları dikkate alan çok az lider vardır. Türkiye diktatörlük olmadığı için bu eylemler yapılıyor. Gençler eve gitmeli, kötü niyetlileri güvenlik güçleriyle baş başa bırakmalıdır."

Yitirdiklerimiz kısmında ise Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan ve atılan gazlar yüzünden kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybeden Serdar Kadakal, Zeynep Eryaşar, ve geziye katılmamasına rağmen kullanılan biber gazı nedeniyle kalp krizi geçirerek haytını kaybeden Selim Önder hakkında yazılar, yakınlarıyla yapılan röportajlar var.

Araştırma, siyasi tarih kitaplarını seven herkese okumasını tavsiye ederim.

"...Saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde
leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yine yağacak kıvamda.
Ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda,
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler,
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler,
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek,
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
Adnan Yücel
Share:

Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz

Dün 30 Ağustos'tu ve ben kutlama yazısı yazmadım. O yüzden sadece 30 Ağustosları, 29 Ekimleri coşkuyla kutladığımız güzel günleri görmeyi diliyorum.

Bugün İzmir'de güzel bir etkinlik var. Konak Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" isimli bir etkinlik düzenliyor. Gündoğdu meydanında Bu akşam 20:30'da başlayacak etkinlikte Midilli'den Grup Karşıdaki Işıklar ve Suavi birlikte sahne alacak. "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" sloganıyla duyurulan etkinliği sunumunu ise Barış Atay yapacak. İzmir'de yaşıyorsanız ya da bir sebebten ötürü İzmir'e geldiyseniz bu etkinliğe bir uğrayın.

İzmir'in diğer belediyelerinden'de böyle etkinlikler bekliyoruz.
Share:

29.08.2016

Biraz Film - ¡Ay Carmela!

İspanya iç savaşı yıllarında, cumhuriyetçilerin ve uluslararası tugayların dilinden düşmeyen şarkıdan ismini alan filmin yönetmeni Carlos Suara. Film yönetmenin İspanya iç savaşı sırasında geçirdiği çocukluk dönemi anılarından izler taşıyor. İspanya'nın oscar'ı sayılan goya ödüllerinin çoğunu alan film, katıldığı festival ve yarışmalardan 22 ödül kazanmıştır.

İspanya iç savaşı devam ederken, cephedeki cumhuriyetçileri eğlendiren üç kişilik gezici bir kumpanyanın, yine cumhuriyetçileri eğlendirdiği bir gece sonrasında kamyonet ile yolculuk yaparken kendilerini milliyetçilerin bölgesinde bulmalarıyla film başlıyor. Film Carmela ve Paulino isimli karı koca oyuncuların ve sonradan yanlarına aldıkları, yakınında patlayan bir bomba yüzünden konuşma yetisini kaybeden, derdini boynuna astığı kara tahtaya tebeşirle yazarak anlatan Gustavete'in hikayesini anlatıyor.

Share:

11.08.2016

Marx Geri Döndü

Zaman akıp geçse de emek sömürüsü katlanarak devam etmekte. Meslekler gelişmiş ve değişmiş  olsa da ölmeyen meslek yalakalık. Peki dayanışma? Dayanışma daha yok denecek kadar az. İnsanlar korkuyorlar ve çocuklarına korkularını miras bırakacaklar. Arada bir kaç deli çıkarsa o kadar.

Serbest piyasa sonucu tekelleşme, insanların arasına sınırlar çiziyor. Krizlerle boğuşan kapitalizm, savaşlarla ve sömürü düzeni ile beslenirken, 133 yıl önce ölmüş Marx'ın hayaleti dik bir şekilde karşılarına çıkıyor.

 Arjantin'de yayınlanan bir mini dizide Marx geri döndü. Komünist Manifesto'yu temel alan dizinin son bölümünde ise aynı zamanda yaşamış olmasalar da  Marx'ın geri döndüğü yetmezmiş gibi Troçki ile karşılaşıyor..

You tube'da bir playlist hazırladım. buradan izleyebilirsiniz.


15 Temmuz akşamı olanlar hakkında düşündüklerimi yazmıştım. Burada yazacaklarım 15 temmuzdan sonra olanlar hakkında...

Koca koca insanlar kandırıldık dediler de bir de çıkıp, beyniniz yok mu? Düşünemiyor musunuz? diyemedi ya da ben tam gündemi takip edemedim. Muhakeme yeteneğin yoksa, düşünemiyor isen orada ne işin var? diye de sormadı.

Dünya adaletsiz olduğunu bilirdim de bu kadar mı adaletsiz olur. Saraylarda sağlanan adalet yeni bir kaçak saray yapılmışken ne kadar etkili olur. Zaten sözde darbe girişimini, Tek adamlığın ve kaçak sarayın meşrulaşması ve giderek polis devleti haline gelmek  olarak görüyorum. Yoksa beraber yürüdükleri yollarda çıkarları neydi? Neden onlarla yürüdüler? Halk olmadığı kesin. Halk umurlarında olsaydı, dört aydır maaşlarını alamayan demir işçileri yürüyüş yaparken, asgari ücretin iki katı maaş alan ve maaşları bu ülkede yaşayan insanların verdiği vergiden düzenli olarak ödenen  polislerin, işçilerin üzerilerine toma ile su sıkması kadar adaletsiz bir ülke olmazdık...

...

Ergenekon ayağına hesaplaşılan insanlara pardon dediler de geç gelen adalet, adalet midir? Balyoz davasında intihar eden Ali Tatar ne olacak?  Kalemşörleri, intiharı hakkında bile alçakça yazılar yazarken... Şimdi kandırıldılar, oh ne güzel hayat, kandırılınca bak hayat daha da rahat. Balyoz mağdurlarına da yaparsın bir iade-i itibar her şey hallolur. Dava sürecinde hayatını kaybedenleri de şehit sayacaklar. Oh mis demek mi lazım olanlara? Geçmişi unutmamak gerekir, unutunca aynıları tekrar yaşanır, öküz gibi aynı vagonları izlemeye gerek yok. Öküz olma, birey ol! Unutma!

Politik olmamak da politik bir karasa, politik olurum. Bazen rengini belli etmek iyidir.
  
Share:

6.08.2016

Benliğini Aramak.

Cevaplarını veremediğim sorularım var. Görmezden gelmeye çalışsam da başaramadığım. Kendimi sorguya çekiyorum, fiziksel işkenceyle de değil, psikolojik işkenceyle. Şaşırtmalı sorular beynimde tura çıkmış, kamp atacak yer arıyor sanki. Sıyırmaya az kaldı, sıyırdıktan sonra hepimiz özgürüz. Bu dünyada bir deliler özgür bir de ölüler.

Bazen durup dururken içime bir ürperme geliyor. Ben korkutan şey ne? Ara sıra uzun vadede ne yapacağımı düşünüyorum? Bilemiyorum neden kaygılandığımı?  Sorularım var, beynimde bildiğin nöbet tutuyor 1-3, 3-5 fark etmiyor.

Kaygılarım var, nedenini biliyorum da nasıl üstesinden gelebileceğimi bilmiyorum. Takıntılarımın üstesinden geldim. Önceleri başarısızlıklarımı takıntı haline getirmek gibi bir huyum vardı. Hâla başarısızlıklarım var ve muhtemelen daha da olacaklar.

Her insanın korktuğu bir şeyler vardır. Yükseklikten korkar, kapalı ortamlardan korkar, bağlanmaktan korkar, yalnız kalmaktan korkar, karanlıktan korkar, nereden geldiğini bilmediği seslerden korkar. Türkiye gibi yada orta doğu ülkelerinden birinde yaşıyorsa korkuları daha fazladır. Durakta beklemekten korkar, hava alanı gibi kalabalık yerlerde bulunmaktan korkar, ... yeri gelir polisten dahi korkar,  hiçbir şeyden korkmuyorsa; neden korkmuyorum diye bile korkar,

Benliğimi arıyorum, bir gün bulacağım. Yazmakta bu arayışın sonucu... Bir kimliğim var, bitirdiğim bir kaç okul. Bir çok iş denedim de daha ben bunu yapmalıyım dediğim bir iş karşıma çıkmadı. Amaç, sadece para kazanmak değil, çalışırken mutlu olmak.

İnsanlar için bir anlam ifade ediyor muyum? Bir Tesla değilim ya da kansere çare bulmuş bir bilim insanı, anlamsız karakterim. Muhtemelen aile, akraba, arkadaş ilişkileri dışında kimseye bir anlam ifade etmiyorum. Bir sitede 'Benliği olmayan insanlar, yarım insandır.' diye okumuştum.

Benlik, bencil olmayı beraberinde getirir mi? Benlik insanın  kendini bilmesiyle, karakteriyle, özgüveni ile ilgilidir. Bencil olmayı beraberinde getirmez. Bencillik, kendine yarar sağlayacak bir şeyi, başkalarının zararına olduğunu bile bile kendi yararına istemektir. Bencilliğin sistemli hali rekabettir. Rekabet, bize yolun başında öğretilir. Çünkü bencilliğin ekonomiye taşınmış şeklidir. İnsanın içine ahlaksızlığı eker ve büyütür. Örnekleri çoktur, okul sıralarından, fabrikalara her yerden örnek bulunabilir.







Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com