23.10.2016

Hayal Ürünü KHK'lar


Temsilcilik tarafından çıkarılan khklar sonucunda olanlar.

Alın teri ile yaşayanlar köle ilan edilmiştir. Artık memurlar işini bilip yolunu bulacaktır. Yolunu bulamayanlar atılıp, yerine iş bilen, yol bulan memur alımı yapılacaktır.
İhaleye fesat karıştırmak suç olmayıp, her şirket bünyesinde üç fesat karıştırıcı çalıştırabilecek. İsteği doğrultusunda bir yabancı hakkıyla toplamda dört fesat karıştırıcıyla ihaleleri alabilecektir.
Kara para ak para fark etmeksizin helal sayılacak, Para helalleştirme merkezlerinde %7 komisyonla paranız helal olacaktır.
Dini devlet işlerine alet etmemek suç olup, memurlara her gün cuma kılmaları için izin verilecektir.Hac döneminde meclisin kapanmasına  karar verilmiştir.
Alın terinin ne olduğunu bilmeyen, kağıt arası, tapu üstü, ruhsat arası para alan noterlerin aldığı her para helal olacak, değerli kağıtların değeri artacak.
Taşı sıkıp suyunu çıkarmak gibi atasözlerini söyleyenler atalıktan men edilip, bonservis bedeliyle birlikte ABD'den ata ithal edilecek.
Çok paranız varsa ve ne yapacağımızı bilmiyorsanız  alo babacım hattı size 7/ 24 hizmet verecek görüşmeler kayıt altına alınmayıp geri zekalı konumuna düşme gibi bir sıkıntınız olmayacak.
Ayakkabı kutusu yapımı meslek haline gelip, ayakkabı kutularının içinde para sayma makinesi ile birlikte satılacak.
Duvarlara yazı yazmak yasak olup, Fabrikalar tarlalar her şey halkın olacak değil, her şey egemenlerin olacak.
Vergisini ödemeyip kaçıran big bosslara vergi affı yapılacak, ödeyenler ödedikleriyle kalacak.
Tefecilik yasal olup, bankaların tefecilerle iş birliği yapmasının önü açılacak, bankaya borcu olanlara banka onay verdiği taktirde tefeci topuklara sıkacak.
Her türlü yolsuzluk dolandırıcılık yasal olacak vergilendirilmesi 18% olup olaydan itibaren 3 iş günü içinde ödenmemesi durumunda faize tabi tutulacak. yolsuzluğun içinde temsilci ya da çocuklarının ismi geçiyorsa vergi ve faiz işlemi yapmadan parayı alacak.
Helal sigorta ile öte tarafta cennetten yerinizi garantiye alacaksınız.
Kumar yasal olup öncelik temsilci çocuklarına verilecek. Kumarhaneler bankalarla anlaşmalı olup Yurt genelinde atmlerden kumar oynanabilecek.
Milletin a.... koymak yasal olup, müteahhit lisans programları açılıp  nasıl daha iyi koyma işlemi yapılır bilimsel ortamda araştırılacak ve bu yönde eğitim verilecektir.
Halkını kandırmayı reddeden temsilciler  ifşa edilip, yargılanacak, temsilciler halkı kandırmak oyalamak ve dikkatlerini başka yere çekip vergileri paylaşmaktan sorumlu olacak.
Sendika, stk binaları kapatılıp yerine AVM yapılacak sendika ve ayaklarda faaliyetlerde bulunanlar cezalandırılacak.
Adalardan sonra baklava ve kahve de Yunanistan'a bırakılacak, yıllardır AB'ye giremeyen ülkeye bizzat AB girecek.
Rakı ve kitap gibi halkı ayıltacak her türlü araçlardan ek vergi alınacak. Vergilerle dogmalar beslenecek. Meyhaneler ve kitapçılarla mücadele dernekleri kurulup, içen, okuyan nesil kontrollü şekilde yok edilecek.Bu kapsamda İzmir proje ohal bölgesi ilan edilecek, kordon çimlerinde oturup içmek, yasaklanacak.

Son maddeden sonra İzmir'de yaşananlar
Alkol satış yasaklanınca Kepenkleri indiren tekel bayiler ve alkol satışı yapan yerlerin sahipleri Gündoğdu meydanında açlık grevine başladılar, yaptıkları basın açıklamasında mücadelelerinin zafere kadar süreceğini söyleyen esnaflar terörle mücadele ekipleri tarafından tutuklandılar. Tv'de alkolden sorumlu temsilci yaptığı açıklamada "Alkol terörüne izin vermeyeceğiz, İzmir ciğerlerini temizliyor, türüne bakılmaksızın tüm alkol içeren şeyler kolonyasına kadar toplatılacak" dedi. Alkol bulamayan İzmirliler köylere akın etti. Komün yaşamını seçen bir grup yasaklardan bir süre sonra mavi kuş üzererinden "arpamızı ekiyoz biramızı alıyoz, Yanda bağımız var iyi şarap veriyor, rakı üzerinde çalışıyoz, her akşam köy kahvesinde kadınlı erkekli içiyoz, Beraber çalışıyoz, beraber içiyoz." açıklaması yaptı. Temsilcilerin ve kuvvetlerinin ne yapacağı bilinmiyor.

Not: Bu yazıda geçen olay, kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup, gerçekle bir ilgisi yoktur.


Paylaş:

16.10.2016

Meçhul Adamın Bir Günü

Çoğunluk gibi çalışıyordu. Mesaisini bitirdi. Evine gitmek için otobüs beklerken, internetten de bir şeyler okurdu. Beklediği otobüs geldi, yine doluydu, ayakta gidecekti. Otobüse bindi, biletini bastı, arka tarafa doğru yürüdü. Bir eliyle demire tutundu düşmemek için, bir eliyle de telefondan haberleri okumaya devam etti.

Hiçbir şey yolunda değil, her gün birbirinin aynı gibiydi. Okuduğu haberlerin ortak noktası ölümdü, tüm canlıların ortak noktası olduğu gibi. Ya bir patlama olurdu okuduğu haber ya da kadın cinayeti, kimin yarattığını bildiği, bildiği ama herkesin bilmezden geldiği terör saldırısı olurdu. Bazen değişirdi haberi, polis terörünü de okurdu yanında haberle ilgisi olmayan yeni sekmelere atan internet sitelerinde nasıl zile basıp, evi aramak için içeri girip yasal bir şekilde bir kızın öldürülüşünü bile okudu. İşe gidip gelirken kullandığı otobüste... Haberleri okurdu, elinden hiçbir şey gelmezdi, olanları engelleyebilmek için.

İneceği durağa yaklaştığında telefonun ekranının kapatır, otobüsün durması için butona basar, otobüs durduğunda evinin yakınındaki bakkala giderdi. Bakkal dükkanını arkadaşı işletirdi. Saat gece on'u geçse de bakkal alkol(alkol sağlığa zararlıdır) satışı yapardı, mahalledeki herkesi tanıyordu, alkol kullananlar belliydi, saat on'u geçince tanımadığına satmazdı. Bakkal sahibi arkadaşı da eşantiyon gelenleri satmaz, içerdi.

Yalnız yaşardı, haftada üç dört gece eve giderken arkadaşının bakkalına uğrar, doğruca dolaba yönelir, kapağa asılı olan siyah poşetten alıp, dolaptan beş bira alır, biraz sohbet eder, aldıklarının parasını öder, evinin yolunu tutardı. O gecede aynısını yaptı, Bakkalın kapısından çıkarken, "Çok boktan bir dünya burası bizler de rezil bir hayat yaşıyoruz. Yaşamak için çalışıyoruz, çalışırken yaşamayı unutuyoruz sonra bir bakmışsın ölmüşüz." dedi

Etrafa boş boş bakarak yürüdü, iki sokak ötede evinin bulunduğu apartmana girdi, merdivenlerden üçüncü  kattaki evine elinde tuttuğu anahtarları sallayarak çıktı. Kapının önüne geldiğinde kapıya arkadaşıymış gibi baktı, omuzlarını silkti, kapıyı açtı, doğrudan mutfağa girdi. Siyah poşeti masaya bıraktı. Ceketini çıkarıp sandalyeye astı. Masaya bıraktığı poşeti aldı. Buzdolabını açtı, siyah poşetten çıkardığı biraları dolapta duran bir bira şişesinin yanına dizdi. Önceden kalan soğuk birayı aldı, dolabı kapattı. Dolap kapağındaki açacak yardımı ile birayı açtı. Balkona çıktı, balkondan sokağı seyrederken birasından bir yudum aldı. Sokakta hiç kimse yoktu. İçeri girdi. Mutfakta masanın üstünde duran eski radyoyu açtı. Ceketini astığı sandalyeye oturdu. Uzun süre mutfakta oturdu, sadece birası bittiğinde yerinden kalktı, yenisini almak için. Dördüncü birayı dolaptan aldı, kalktığı yere oturdu. Radyoda Edip Akbayram çalıyordu "Güzel günler göreceğiz güneşli günler" diyordu şarkıda birden kendi kendine "Nazım'ı severim ama umudum her geçen gün yok oluyor. Sol mememin altındaki cevahir fazla acıdan karardı, kömür gibi bir şey oldu." diye söylendi. Dolaptan yeni bir bira aldı. radyo istasyonlarını  gezdi yavaş yavaş birasını içerek. Bir çok istasyonda onaylamadığı siyasetçilerin konuşmalarını duydu. A, b, c partisi fark etmezdi onun için. Farklı şeyler söyleyip aynı şeyi isteyen insanlar olarak görürdü vekiller ve bakanları. Meclisteki partileri ise bir lokomotifin vagonları olarak görürdü. "Her bir parti ayrı bir vagon ama lokomotif nereye giderse oraya gidiyorlar, kendi ilkeleri doğrultusunda değil lokomotifin onları çekmesiyle gidiyorlar" derdi. hepsinin istedikleri şey güçtü, güce tek başına sahip olmak, gücü isteyenlerin yönetimi ele geçirdikten sonra kendi doğrularını dayatmasına da tanık olmuştu. Hemen dinlediği istasyona geri göndü.

Müzik dinlerken düşüncelere daldı. Neden yaşıyoruz? Neden ölüyoruz? Neden yaşadığını bilmiyordu. Ölümden korkmuyordu, dinlerin açıklayamadığı, bilimin bilmediği, bilinmezlikten korkuyordu. Hesap verecek bir tanrısı olmadığı halde kimseye kötülük yapmazdı, hakkını yemezdi.  Doğru düzgün yaşamaya çalışsa da insanların nerede, neyin peşinde olduğuyla ilgilenmez, bilmezdi. İnsanlar ölürken sessiz kalanların insanlığını yitirmiş olduğunu düşünürdü. Nedenini anlamaya çalışırdı bütün olayların... Birasını bitirdi, oturduğu sandalyeden kalktı. Yatak odasına giderken "İnsan seçimini yaşar. İyi bir yaşamı da katillerini de kendisi seçer. Demokrasi her zaman iyi olmayabiliyor, yanlış ellerde en tehlikeli silaha dönüşür." diye söylenerek odaya girdi. Şifonyerin çekmecesinden psikoloğun yazdığı  uyku hapından bir tane aldı. Şifonyerin üzerinde duran sürahiden bardağa biraz su döktü, ve hapı içti. Üstünü değişti ve aynı bir güne uyanmak üzere yattı.

Bu adamın yaşadığı dünya öyle bir yerdi ki mutlu insanlar gülerek uyurken, mutsuz insanlar gülerek ölüyordu hem de mutlu insanların gülerek uyuması için. Varoluşundan beri olmasa da belki tanrının icadından beri hikayesiydi azınlığın mutlu olması için çoğunluğun acı çekmesi...
Paylaş:

Tıkırtı - Kısa Film

Tıkırtı - Ed Chen
Bize doğumdan ölüme kadar olan uzun yolculuğu, iki dakika kadar kısa bir animasyon film ile aktarmayı başarıyor. Ed Chen'in hazırladığı "Rattle" yani Tıkırtı, kıskançlığın ve kıskançlığın insan üzerindeki etkilerinin anlatıldığı destansı bir hikayedir. İki karakterin yaşamını üzerinden kıskançlık konularını işleyen film, İncilden alıntıyla başlıyor.

Yaratılış 4:9
RAB Kayin'e, “Kardeşin Habil nerede?” diye sordu.
Kayin, “Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?” diye karşılık verdi.

Paylaş:

26.09.2016

Nerdesin Spartaküs? - Stadyumların Arena Olması

Futbolla çok ilgilenmem, hatta tv'de maç izlemişliğim de nadirdir. Spor güzel şey, yapması ayrı, izlemesi ayrı zevkli. Ben Fransa Bisiklet Turunu (Tour de France) üç yıldır hiç kaçırmam.. Bisikletle gezmeyi çok severim. Konumuz bisiklet değil. 

Türkiye'de yaşayan ve 90'lı yıllarda doğan biri olarak futbol benim için Galatasaray'dı. Çünkü UEFA Kupasını almıştı. O zamanlar anlamazdım futboldan, şimdi sorsanız "ofsayt nedir?" diye cevaplayamam. Ama o zamanlar neden Galatasaraylı olduğumu biliyorum. Bütün aile Fenerbahçeli idi. O zamandan belliymiş çoğunluğun değil azınlığın yanında olduğum.

Galatasaraydan uzaklaşmam ise lise okuduğum yıllara denk gelir. "Niye Galatasaray'ı tutuyorum?" dedim kendi kendime."Benim İzmir'de yaşarken İstanbul'a  gidip maç izleme olanağım yok. Galatasaray'ın İzmir'de oynama ihtimali İzmir'e kar yağması gibi, gelse bile bilet fiyatları bir lise öğrencisi için epey pahalı, Şuan da aynı asgari ücretli bir çalışan için üç büyüklerin maç bilet fiyatı, (kale arkasından maç izlemeyi de hiç sevmem.)Şuan bir de passolig var. Yaşasın Passosuz ligler!

Geçen yıl bir kaç kez, bu yılda 17 Eylül'de maça gittim. Altay'ın maçlarına gittim. Kocaman kulübün stadı yok, maçları Buca'da oynuyor. Buca'da iki stad var, biri İlçe Stadı diğeri Buca Arena... 17 Eylül'de Tekirdağ ile oynanan karşılaşma Buca Arena'da oldu, berabere bitti. penaltıyı kaçırmak iki puanı kaybetmemize yol açtı. Hakem hataları vardı. 

Yeni yapılan stadların ve yenilenen stadlar neden arena oluyor? Boğa mı güreştireceğiz? Gladyatör dövüştürüp kazananı özgür mü bırakacağız? Anlamadım. Türkiye Arenalar ile dolmuş. Her yerde Arena, Ali Sami Yen, İnönü. Atatürk, 19 Mayıs, 4 Eylül gitti stadyum isimlerinden, stadyum ile birlikte. Arena geldi, TT Arena, Vodafone Arena Samsun Arena, Buca Arena, Antalya Arena, Timsah Arena, Sivas Arena, Torku Arena.. İzmir Atatürk Stadı kullanılamıyor. Alsancak Stadı'nın durumu ise ortada, yeniden yapılacak, Arena yapmasalar bari.

Spartaküs HeykeliArena İspanyolca'da  kumla kaplı alan demektir. Boğa güreşleri arena'da yapılır. Ve gladyatörlerin dövüştüğü alanlara verilen isim arenadır. Kölelerden oluşan, sıkı eğitimlerden geçip toplumu eğlendirmek için kurban edilen insanlardır gladyatörler. Futbolcular ve gladyatörler birbirine benzer. Futbolcular için modern zamanın gladyatörleri derler. Gladyatör müsabakaları eski zamanlarda kralların, günümüzdeki futbol ise siyasilerin, yerel ve küresel güçlerin elini rahatlatma, halkın dikkatini çekerek, yaşanan olayları manipüle ederek aktarmak için kullandığı bir araçtır. 

Gladyatörlerin isyanı; Spartaküs Trakyalı bir köledir. Gladyatör okulundan 78 arkadaşıyla birlikte kaçıp Vezüv yanardağına giderler. Burada 300 kişilik bir ordu tarafından kuşatılırlar, Romalı askerleri şaşırtıp mağlup etmişlerdir. Spartaküs, köle ve yoksullardan oluşan ordusu ile yıllarca İtalya yarımadasında bağımsız bir şekilde var olmuş ve zamanın yöneticilerine sorun olmuştur. Kendilerine karşı gönderilen sayısız orduyu yenmiş ve Roma'nın yönetim sistemini sarsmıştır.

Stadyumlar arena olmuşken, Sistemi sarsacak "aklınızı başınıza alın, endüstrileşmeye karşı çıkın" diyecek futbolun Spartaküsleri nerede? 

Kaynak:Vikipedia




  
Paylaş:

13.09.2016

Eylül

Eylül, yazın bitip sonbaharın başladığı anlamına gelen aydır. Yüreklerimizde, sonbahara geçmeden kışa geçtiğini de gördük.

Eylül ayı politik tarihimizde de önemli yer kazandı.

Dünya 1 Eylül'ü Barış Günü olarak kutluyor. Neden olan olay ise 1 Eylül 1939'da Nazi Almanya'sının İkinci Dünya Savaşını başlatması. 50 milyon ölüye, milyonlarca yaralıya neden olan bu savaşın başlangıç günü olan 1 Eylül, 1950 yılında "Dünya Barış Günü" olarak kutlanmaya başladı.


Eylül Kurtuluştur.
Eylül ayının ilk günleri İzmir'de kurtuluş günleridir.
9 Eylül 1922'de, İzmir düşman işgalinden kurtulmuştu. 9  Eylül aynı zamanda 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarılan Yılmaz Güney'in 1984 yılında hayatını kaybettiği gündür.

Amerika boş durmayı sevmez. 
11 Eylül 1973'te ABD'nin desteği ve onayı ile uluslararası tekeller ve emparyalist işbirlikçiler, marksist başkan Salvador Allende devrip, Genarel Pinochet'in iktidara getirmiştir. Dünyanın seçimle gelmiş ilk sosyalist hükümeti devrilmiş, yerine 17 yıl sürecek bir diktatörlük gelmiştir.
 11 Eylül 1973 radyodan halkına yaptığı konuşmada şunları söyledi. 
"Bu koşullarda, sözlerim sadece işçilere: Teslim olmayacağım! Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim...(Konuşma metninin tamamını buradan okuyabilirsiniz)...Yaşasın Şili! Çok yaşa halkım! Yaşasın işçiler!Bunlar benim son sözlerim, fedakarlığımın boşuna olmadığından eminim. Sonunda, en azından, suçu, alçaklığı ve ihaneti cezalandıracak bir ahlak dersi olacak."
Allende teslim ol çağrısını reddedip, intihar etti. (Not:İstanbul Ataşehir'de Atatürk ile Allende'nin yan yana heykeli vardır.)

Eylül, darağacına gidenlerin ayaklarına vurulan pranganın bir ülkeye vurulmasıdır.
Kurtuluş olduğu kadar faşizm'in ülkeye el koyduğu gündür.
12 Eylül, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, açılan 210 bin davada 230 bin kişinin yargılandığı, 7 bin kişi için idam cezası istenip, 517 kişiye idam cezası verildiği, 50 kişinin idamına neden olan zamanlardır. Yaşı büyültülüp asılan Erdal Eren'dir.12 Eylül netekimdir. Bir de Anayasa yapıldı halk'a saygılı ama içinde halk olmayan. 12 Eylül'ü. Aziz Nesin "bu ülkenin %92'si aptaldır" sözü darbe anayasasına evet diyenler içindir.
Murathan Mungan şiirlerinin birinde "Her ömrün bir eylülü vardır" diyordu. Aynen öyledir aslında. 12 Eylül sürecini ele alırsak; muhbir vatandaş rahat rahat yaşarken, ihbar edilen işkencelerden geçiyordu. İnsan birini işkenceye gönderdiğinde gece nasıl rahat uyuyabilir ki? Yarattığı karanlıktan nasıl korkmaz?
12 Eylül'ü lanetliyoruz. Zamanında lanetlemek lazımdı. Biz iyi biliriz, biz biliriz her haftada iki kere ülkece terörü lanetlemeyi en iyi biz biliriz. Lanetlemek hiçbir zaman işe yaramamış, terörü lanetliyoruz, lanetledik terör bitti mi? Biter mi?
36 yıl önce Kenan Evren vardı. Bugün 12 eylül ruhu iktidarda tutunmaya çalışıyor, biz yine tutunamayanlar'danız. 36 yıl önce yaş büyültüp asıyorlardı, bugün 14 yaşında çocuğu vurup haklı çıkabiliyorlar. Değişen bir şey yok ama başka bir dünya mümkün...


Oysa eylül biraz Mehmet Rauf'tur.
O doğa tasvirlerini, hüzünlü sonbahar günlerini kullanarak karakterlerin iç dünyalarını, psikolojilerini okuyuculara anlattığı kitaptır, Eylül.

Biraz Cemal Süreya'dır Eylül.
eylüldü.
dalından kopan yaprakların,
sararan yanlarına yazdım adını.
sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
ve hiç bilmedin ellerimin soğunu.
Biraz Turgut Uyar'dır Eylül
eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar
Eylül'de diğer onbir ay gibidir. Gözyaşları da vardır, kahkahalar da. Unutmayın, hayat itaat değil, isyandır!

Paylaş:

11.09.2016

⋆RED! & RedHack

RedHack ve Anonymous hakkındaki soru işaretlerini ortadan kaldıran belgeselin temelini, siber-aktivizm  ve hacktivizm konuları oluşturuyor. Bu temeli ise Anonymous'un ve RedHack'in eylemleri oluşturuyor. Belgesel'de akademisyen, hukukçu, bilişimci ve siyasetçiler hacktivizm'in etik, hukuk ve siyasetle ilişkisini inceliyor. Filmi aşağıdan izleyebilirsiniz.


Tüzüklerine göre RedHack
 Red Hack Association çesitli milliyetlerden Türkiye ve Dünya proleteryasının ve ezilen halkların teknolojik alandaki saldırı, savunma, araştırma-inceleme ve geliştirme gücüdür. R.H.A. bilişim ve iletişim sektöründe calışan işçiler veya bu dalda uzman kişilerden oluşur. R.H.A’ya rehberlik eden, ezilen sınıf ve halkların ortak ideolojisinin bu alana yansımasıyla şekillenen REDHACK felsefesidir. Bu felsefe Marksist diyalektiğin, bu alanı yorumlamasından başka bir şey değildir.


  R.H.A. 1997 Mayısında kurulmuştur. Kuruluşundaki mantık ; « Marksizm dogma değil, bir eylem kılavuzudur » kuramına dayanmaktadır. Somut koşulların somut tahlili ilkesinden yola çıkan teknoloji sektörünün bilişim ve iletişim kollarında alın teri döken yoldaşlar tarafından Türkiye’de kurulmuştur. Eylemlerine yön verecek esas merkez Türkiye olmak üzere esas görevi Türkiye Devrimci Hareketine devrimin bu alanında, yardımcı olabilmek, Türkiye ve dünya proleteryasına ve de ezilen halklara bir nebze de olsa dayanışma gösterebilmektir. Bu düşünceyle yola çıkan R.H.A, dünyaya bakış anahtarı Diyalektik Materyalizmle, başta açık ve özgür kod olmak üzere birçok teknolojik yeniliği analiz ederek, bu alandaki savaşın yönteminin adını REDHACK olarak koymuş, REDHACK sentezine varmıştır. REDHACK felsefesi ; ezenle ezilenler arasındaki savaşın, gelişen teknolojik kulvarlarda ezilenler lehine kullanmasının, geliştirilmesinin adı ve mantığıdır.

RedHack eylemleri:
2012 yılında  Ankara Emniyet Müdürlüğünün sitesini çökerterek, ihbarları da içeren çok sayıda bilgi ve belge ele geçirdi. Daha sonra  emniyet'e ait polis yurdunun sitesini hackledi. İstanbul dışında çok sayıda şehrin bulunduğu, emniyete ait 350 siteyi işe yaramaz hale getirdi.
Radikal'e yaptıkları açıklamada ise şunlar yazıyordu.
“KESK’e yönelik polis şiddetini protesto etmek ve KESK’li emekçilere destek vermek istedik. Aynı zamanda RedHack tutuklanmalarında alınanların masum olduğunu göstermek, serbest bırakılmalarını istemek amacıyla bu büyük eylemi yaptık. Eylemimizi 30 Mart 1972'de özgür bir dünya kurmak amacıyla mücadele eden ve hunharca katledilen Mahir Çayan'a ithaf ediyoruz."
Aynı yıl İç İşleri Bakanlığı'nın "http://dosya.icisleri.gov.tr/dosyalar/" adresini hackleyerek kendi mesajını yayınlayan kızıl hackerların hedefinde İdris Naim Şahin vardı. "İmamın yeşil ordusuna karşı kızıl direniş" başlıklı mesajda şunları ifade etti.
Oynama sırası sende İdris! Eğer yatlara, katlara bizim ödediğimiz vergilerle biniyorsan, bizi sevdiğini ispatlamalısın... Hadi oyna, iki takla at inanalım. Böylesi bir cuma gününde bizi kırmazsın umarız. İçişleri Bakanlığı dosya sistemindeki tüm belge ve dosyaları yedekledik. Sen suçsuz insanları RedHack diye almaya devam edersen yayınlarız. Bakalım Sen mi oynayacaksın halk mı?Göreceğiz.
Polisinden de, özel savcısından da, interpol'ün'den, MİT'ine CIA'sına kadar sinmiyoruz, korkmuyoruz!
Diğer eylemleri ise şöyle:
2012'de
⋆ İnternet servis sağlayıcılarından TTNet'in yaklaşık 2 saat süreyle internet hizmetinin aksatılması. Bunun üzerine açıklama yapan TİB saldırıyı doğruladı fakat internet kesintisi olduğuna dair haberleri yalanladı.
⋆ Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın sistemine girerek bazı TSK personelinin bilgilerinin ifşa edilmesi.TSK bu haberi daha sonra "RedHack'in ele geçirdiğini iddia ettiği belgeler, güncelliğini yitirmiş bilgileri içeren, eski tarihli ve kişisel kullanıcılar tarafından oluşturulmuş belgelerdir." şeklinde yalanlamıştır.
⋆ Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Okul sütü-Akıl küpü" adıyla başlattığı süt dağıtım projesinin ilk gününde yüzlerce ilköğretim öğrencisinin zehirlenerek hastanelere kaldırılmasını protesto amacıyla 3 sut firmasının aynı gün hacklenme eylemi.
⋆ Anneler Günü nedeniyle "kadına yönelik şiddete" dikkat çekme amacıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın internet sitesinin hacklenerek, ana sayfasına bildiri konulma eylemi.
⋆ Türk Hava Yolları'nın internet sitesine greve destek amacıyla bir siber saldırı gerçekleştirildi. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım eylemi doğruladı fakat herhangi bir zararın meydana gelmediğini söyledi.
⋆ Dışişleri Bakanlığı’nın dosya paylaşım sitesinin hedef alınması. Saldırı sonucunda Türkiye'de çalışan pek çok yabancı diplomatın kimlik bilgilerinin Dropbox adlı site üzerinden yayınlanması.
⋆ Akıncı adlı grubun, RedHack'in eylemlerini destekleyen akademisyen ve gazetecilerin tehdit edilmesi üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün web sitesinden daha önce ele geçirdikleri 77 megabyte boyutundaki ihbarların bulunduğu txt dosyasının tamamının yayınlanması.
⋆ Cumhuriyet bayramında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ana sayfasını hackleyerek hükümete ve Fethullah Gülen cemaatine yönelik bir dizi eleştirinin yayınlanması
⋆ Kamu İhale Kurumu (KİK)'e saldırarak AKP'yi 1 kuruşa ihaleye çıkarma eylemi
⋆ Maliye Bakanlığı sitesini hackleyerek memura "temsili olarak" zam yapılması eylemi.
tarihinde pedofili (çocuk tacizcileri) yakalatma ve hesaplarını kapatma eylemi
2013'de
⋆ Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) sitesini 2. kez hacklemek ve ele geçirdiği yolsuzluk belgelerini yayınlamak.
⋆ Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkındaki belgelerin yayınlanması
⋆ Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin sitesinin hacklenmesi
⋆ İsrail gizli servisi MOSSAD'ın sitesinin Anonymous grubu işbirliğinde çökertilmesi eylemi
⋆ Aralarında üst düzey bürokratların, hâkimlerin olduğu 32 bin İsrail çalışanının isimlerinin, ev ve e-mail adreslerinin ve diğer kimlik bilgilerinin açıklanması eylemi
⋆ İstanbul Valiliği'nin Taksim'de 1 Mayıs gösterilerine izin vermemesi ve göstericilere sert müdahalesi sebebiyle İstanbul Valiliği'nin resmi sitesinin hacklenmesi ve ana sayfasına Vali Mutlu'ya protesto notu bırakılması eylemi
⋆ Hatay Reyhanlı'da yaşanan patlama sonrasında ulusal yas ilan edilmesini isteyerek Hatay Valiliğinin sitesinin çökertilmesi
⋆ Reyhanlı Patlamasıyla ilgili Askeri İstihbarat Belgelerinin yayınlanması
⋆ Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın bazı mail yazışmalarının yayınlanması
⋆ Taksim Gezi Parkı yıkımını protesto amaçlı Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü web sitesinin hacklenmesi
⋆ Taksim Gezi Parkı yıkımını protesto amaçlı "Hak yersen hack yersin" sloganıyla Gaziantep Büyükşehir Belediyesi web sitesinin hacklenmesi
⋆ Gezi Parkı eylemlerinde milletvekillerinin duyarsızlığını gerekçe göstererek milletvekili ve eşlerinin cep ve ev telefon numaralarının yayınlaması eylemi
⋆ Gezi Parkı protestolarında polisin sert tutum göstermesi gerekçe gösterilerek İstanbul ili emniyet müdürlerinin cep telefonlarının yayınlanması eylemi
⋆ Tarım Bakanı ve iş adamları arasında yapılan toplantı kaydının yayınlanması eylemi
⋆ İstanbul İl Özel İdaresi'nin web sayfasının hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değişiklikler yapılması eylemi
⋆ Sivas İl Özel İdaresi'nin Sivas Katliamını anmak maksadıyla web sayfasının hacklenmesi ve erişimin tamamen kapatılması.
⋆ Diyanet İşleri Başkanlığının web sayfasının hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değisiklik yapılması eylemi
⋆ ASKİ Adana Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin hacklenmesi ve kullanıcı bilgilerinin twitter'da yayınlanarak sistemde takipçileriyle birlikte değişiklikler yapılması eylemi.
⋆ Türkiye Kamu İşletmeleri Birliği web sitesinin hacklenmesi ve bayram mesajı bırakılması eylemi.
2014'de
⋆ Türkiye Büyük Millet Meclisinin web sitesinin hacklenmesi eylemi.
2016'da
⋆ Çanakkale Belediyesi'nin SMS sistemi hacklendi.

RedHack hakkında merak edilenler
SORU: Devlet tarafindan Yakalanmaktan korkmuyormusunuz?

CEVAP: Yaptigimiz i$in bilincindeyiz. Devletten korkmadigimiz gibi yakalanmaktanda korkmayiz. Bu devlet ne Turk halkinin ne Kurt halkinin nede ba$ka bir halkin devletidir. Zenginlerin cikarlarini gozeten adaletsizliklerin uzerine oturmu$ bir devletir ve bu devletin bizim devletimiz olmadigi aciktir. Ve biz onlara kar$i, bu adaletsizlikleri bitirmek icin her platformda mucadele etmekteyizsava$maktayiz.. Onlarda, hukumlerinin surmesi icin her platformda bizlere, ezilen halklara acimasizca saldirmaktadirlar.

Kaynak: Vikipedia, Radikal

Paylaş:

9.09.2016

9 Eylül - İzmir'in Kurtuluşu

Ders kitaplarında "Yunan İzmir'de denize döküldü" diye kısaca anlatılan günün 94. yıl dönümü.

7 Mayıs 1919'da İngiltere, Fransa ve ABD Yunan donanmasının İzmir'e gönderilmesine karar verdiler. 15 Mayıs 1919'da Gücünü Fransa ve İngiltere'den alan Yunan ordusu İzmir'i İşgal etti.
Aynı gün işgal ile birlikte direniş başlamış oldu.

Aziz Nesin "Borçlu Olduklarımız" isimli kitabında Albay Süleyman Fethi Bey'in hikayesine de yer verir. Hikaye şöyledir:

...
1919 yılının 15 Mayıs'ı; işte o kara gün Yunan ordusu İzmir'i işgal etmişti. Albay Fethi Bey, hergünkü gibi o sabah da, İzmir'in Karantina denilen semtindeki evinden çıkıp işine gitmek için hazırlanmaktaydı. Eşi Edibe Hanım, düşmanın İzmir'i işgal ettiği böyle bir günde askerlik şubesine gitmemesi, bir süre evinde kalıp durumu gözlemlemesi için rica etmekteydi. Fethi Bey'in, eşi Edibe Hanım'a cevabı kısa olmuştu:
— Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka ne zaman gideceğim!
Fethi Bey evinden çıktı. Görevi başına gitti. Masasına daha yeni oturmuştu ki, başlarında iki Yunan subayı bulunan erler içeri girdi. Yunanlı subaylardan biri Fethi Bey'e, esir olduğunu söyledi. Fethi Bey, İzmir işgal edildiğine, savaş da olmadığına göre, esir olamayacağını söyledi. Ama Yunanlı subaylara söz anlatmanın olanağı yoktu Fethi Bey'i zorla odasından çıkardılar. Silahlı Yunan erleri arasından yürüterek Kordon denilen rıhtım yolundan geçirdiler; Pasaport denilen yere getirdiler. Pasaport'un rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarını da tek sıra olarak yanyana dizmişlerdi. Fethi Bey'i bu sıranın başına koydular. Efzun denilen özel kılıkta giyimli Yunanlı erler de rıhtım boyuna dizilmişlerdi. Yunan savaş gemileri limandaydı. Kıyıya asker çıkaran Yunan gemileri rıhtıma yanaşmıştı.
İşgalden sevinç duyan yerli Rumlar alanı doldurmuş, bayram havası yaşıyorlardı. Kimi Rumlar da yapıların damlarına, çatılarına çıkmışlardı. Balkonları, terasları doldurmuşlardı. Sevinç çığlıkları atıyorlardı.
Bir Yunan subayı, yanında bir Efzun eriyle, tek sıra dizilmiş olan Türk subaylarından biri önünde duruyor, onlara kollarını yana kaldırtıp indirterek "Zito Venizelos!" yani "Yaşasın Venizelos!" diye bağırmalarını söylüyordu.
Venizelos, o zamanki Yunanistan'ın başbakanıydı. "Zito Venizelos!" diye bağırttıktan sonra Türk subaylarına bir de kollarını yana kaldırtıp indirtmesinin hiçbir anlamı yoktu elbet. Ama aşağılamak, küçültmek için Türk subaylarına böyle yaptırıyorlardı. "Zito Venizelos!" diye bağırtan Yunan subayının yanındaki Efzun erinin elinde süngü takılmış tüfek vardı. Söylenileni yapmayan, karşı gelen Türk subayı olursa Efzun eri onu süngüleyecekti.
Yunan subayının karşısına geldiği her Türk subayı, kollarını yana kaldırıp indirerek "Zito Venizelos!" dedikçe, yapıların damlarındaki, çatılarındaki, evlerin balkonlarındaki Rumlar, alanı dolduranlar alay ederek kahkahalar savuruyorlardı.
"Zito Venizelos!" diye bağırtılan bu Türk subayları, sonradan bir yolunu bulup Anadolu içlerine geçecek, işgalci Yunan ordusuyla çarpışacak ve bu üzünçlü anının acısını onlardan çıkaracaktı. Ama şimdi "Zito Venizelos!" diye bağırmak zorundaydılar. Çünkü karşılarında, süngüsünün ucunu göğüslerine dayamış Efzun eri duruyordu. Her "Zito Venizelos!" diye bağıran Türk subayının düşmana olan hıncı daha da bileniyordu.
Yunan subayı sırayla gele gele Albay Fethi Bey'in karşısına gelmişti. Fethi Bey, Yunan subayının dediğini yapmıyordu. Ne kollarını yana kaldırıp indiriyor, ne de "Zito Venizelos!" diye bağırıyordu. Bakışlarını karşısındaki Yunan subayına dikmiş, ateş saçan gözlerini kırpmadan dimdik bakıyordu. Yunan subayı buyruğunu birkaç kez yineledi. Fethi Bey'e "Zito Venizelos!" dedirtmek için birkaç kez boşuna bağırdı. Fethi Bey sanki onu duymuyordu, kayadan bir yontu gibi dimdikti.
Yunan subayı ummadığı bu direniş karşısında öyle kızmıştı ki, o kızgınlıkla birden elini uzatıp, Fethi Bey'in omuzlarındaki albaylık apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle iterek,
— Onları sen takmadın ki sen sökesin! diye bağırdı.
Yunan subayı, Zito Venizelos, demesi için son bikez daha Fethi Bey'e bağırdı. Fethi Bey oralı değildi. Yunan subayı, yanındaki Yunan erine komut verdi. Efzun eri, Fethi Bey'in göğsüne dayalı süngüsünü hızla itti. Süngü albayın göğsüne saplanmıştı. Süngünün açtığı yaradan kan fışkırıyordu. Ama albay Fethi Bey'in yüz kaslarında en küçük bir kıpırtı, bir acı belirtisi yoktu. Yine öylece dimdik duruyordu. Efzun eri, Türk albayını süngülerken, alanı doldurmuş ve damlarda, çatılarda, balkonlarda, pencerelerde toplanmış Rumlar'ın çığlıkları göklere yükseliyordu.
Efzun eri, kanlı süngüsünü Albay'ın göğsünden çekti. Yunan subayıyla birlikte, sırada bir sonraki Türk subayının karşısına geçti. Sıradaki her Türk subayına, Yunan subayı isteğini yaptırttı. Sıradaki Türk subayları bitince, Yunan subayıyla Efzun eri yeniden sıranın üst başına geçtiler. Sırayla gele gele yine albay Fethi Bey'in karşısına geldiler. Yunan subayının sözlerini İzmirli bir Rum, Türkçe'ye çevirdi:
— Kollarını yana açıp indirirken Zito Venizelos, diye bağıracaksın!
Fethi Bey'de yine ne ses, ne bir kıpırtı vardı. Yunan subayı bikez daha yanındaki Efzun erine komut verdi. Efzun eri, ikinci kez Fethi Bey'i süngüledi. Fışkıran kanlardan Fethi Bey'in giysisi kan içinde kalmıştı. Yerli Rumlar'ın bağrışmalarından, haykırışmalarından yer-gök inliyordu.
Yunan subayı ve elinde kanlı süngüsüyle Efzun eri. Fethi Bey'den sonraki Türk subayının karşısına gittiler. Bikez daha bütün sırayı dolaşıp Türk subaylarına istediklerini yaptırdılar. Gele gele üçüncü kez Albay Fethi Bey'in karşısına gelmişlerdi. Ama bu kez, alanı dolduranların bağrışmaları, sövgü haykırışmaları, kahkahaları, homurtuları, uğultuları birdenbire kesilmişti. Onca kalabalık sanki birden donup kalmıştı. Kimseden ses soluk çıkmıyordu. Ordaki binlerce Rum merak içindeydi: Türk albayı üçüncü kez de direnecek mi, yoksa ölüm korkusuyla "Zito Venizelos!" diye bağıracak mıydı? Sonunda süngü zoruyla Türk albayı amana gelecek miydi? Kimseden çıt çıkmıyordu. Görünmez bir taş kesilmiş o sessizlik içinde Yunan subayının sözleri ve bir yerli Rum'un çevirisi alanın her yanından duyuluyordu:
— Kollarını kaldırıp indirirken Zito Venizelos diye bağıracaksın!
İki kama ucu gibi parlayan gözlerini Yunan subayına dikmiş olan Fethi Bey'in dudakları bile kıpırdamıyordu. Üçüncü kez süngülenmeyi göze almış, yine direnmişti. Yunan subayının buyruğuyla Efzun eri, Fethi Bey'i üçüncü kez süngüledi; bu kez süngüsünü daha hınçlı, daha hızlı dürtmüştü. Fethi Bey'den yine ses çıkmadı, ama alanı dolduran insanlardan birden bir uğultu yükseldi; şaşkınlık mırıltılarının oluşturduğu bir uğultuydu.
Tam yirmiiki kez... Evet, yirmiiki kez Yunan subayı, albay Fethi Bey'in karşısına dikilip, O'nu "Zito Venizelos!"diye bağırtmaya zorladı. Hayır! Fethi Bey sesini bile çıkarmadı. Yirmiiki kez süngülendi. Süngülenirken gözünü bile kırpmıyordu. Yalnız her süngülenişinde daha çok kan yitirdiği için yüzü daha çok soluyor, ak donuk bir renk alıyordu. Yaralarından akan kanlar, ayaklarının dibinde gölleniyordu. Süngüleye süngüleye bile Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey'e "Zito Venizelos!" dedirtemediler. Ama yaralarından çok kan yitiren Türk albayının gücü gittikçe azalmaktaydı. Ayakta zor durabildiği belliydi. Yirmiiki yarasından kan akarken, yine de düşmanının karşısında dimdik durabilmek için insanüstü bir çabayla son gücünü harcıyordu. Kanı çekilen yüzü, dudakları aka kesmişti. Yunan subayı yirmiikinci kez haykırdı. Yerli Rum, O'nun sözlerini yine çevirdi:
— Zito Venizelos, diye bağıracaksın!
Hayır, Fethi Bey yine bağırmadı. Efzun eri, subayının buyruğuyla Fethi Bey'i yirmiikinci kez süngüledi. Artık ayakta durmaya direnci kalmamıştı, Fethi Bey ayaklarının dibinde göllenmiş kanının üstüne düştü, oraya yığıldı.
Eşi Edibe Hanım, yakınları, İzmir'i işgal eden Yunan birliği komutanından, Albay Fethi Bey'i kendilerine vermelerini istediler. Ama Yunan komutanı, yaralı Türk albayını vermedi. Fethi Bey'in yakın dostu Ali Şefik Bey, İzmir'deki Fransız Başkonsolosluğuma başvurdu. Ancak Fransız Başkonsolosu'nun yardım ve aracılığıyla Fethi Bey Yunanlılar'ın elinden alınabildi.
Ölmek üzere olan Fethi Bey hastaneye yatırıldı. Bütün gece başucunda bir Türk hemşiresi bekledi.
1919 yılının 15 Mayısı'nı 16 Mayıs'a bağlayan gece, sabaha karşı, Fethi Bey,
— Makamımı görüyorum! diye inledi.
Bu, O'nün son sözü oldu.
Şehit Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey'in na'şı, dostu Ali Şefik Bey'in Küçük Fettan Sokağı'ndaki evine getirildi. Evde büyük bir masanın üstüne konuldu. Kadınlı erkekli ev insanları, sabaha dek, Şehit Albay'ın başında saygı nöbeti tuttular. Ertesi gün Şehit Albay Fethi Bey için çok büyük bir cenaze töreni düzenlendi; öyle ki bütün Türk İzmir halkı ayağa kalkmıştı, yer yerinden oynadı. İşgalciler bile bu coşkulu saygı gösterisini önleyememişti.
Fethi Bey, İzmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarlığına gömüldü. Süngü yaralarıyla delikdeşik olmuş kanlı albaylık giysisi de sonradan askeri müzeye verildi.
Fethi Bey'e çok yalın bir mezar yapıldı. Mezar taşına kabartma bir kılıç ve bir kalpak resmi yontuldu; kılıç altın yaldızla yaldızlandı.
Üsküdarlı Kurmay Albay Süleyman Fethi Bey'in ancak destan kahramanlarına yaraşır bir yiğitlikle direnmesi yüzünden şehit edilişi, dost düşman herkeste büyük bir saygı uyandırmıştır. O'nun ölümü göze alarak yiğitçe direnişi karşısında düşmanları bile saygı duymuşlardır. İzmir'e, resmi yada özel bir nedenle gelen yabancı askerler, eski komutanlar bugün bile Albay Fethi Bey'in mezarını ziyaret eder, O'nun büyük yurtseverliği karşısında saygıyla eğilirler.
Aziz Nesin
İzmir işgal edildiğinde "Yaşasın Venizelos!" diyenler de vardı süngülenenler de. İzmir'in Kurtuluşunu, Anadolu'nun kurtuluşunu, Cumhuriyetin kuruluşunu 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkanlara, Boyun eğmeyenlere, halk savaşına katılanlara borçluyuz. İzmir'in Kurtuluşu kutlu olsun.
Paylaş:

1.09.2016

Dünya Barış Günü

Bugün Dünya Barış Günü, bize, tüm insanlığa en çok lazım olan şey barış, sadece ülkem için değil üstelik bütün insanlık için gerekli bir gün. Dünyanın belli coğrafyaları barıştan çok uzaksa ve güvenlik nedeniyle barış günü kutlamaları yasaklanıyorsa ve insanlar yurtlarından edilip, denizde ölüyorlarsa, yani ege denizi kan denizine dönüyorsa ve insanlar savaştan kaçıp denizde yakınımızda ölüyorlarsa barış gereklidir.

Barış bekleyerek gelmez, bir şeyler yapmak, mücadele etmek gerekir. Barış, bir devlet bir başka devlete getiremez. Bunu Amerika'nın Irak'a getirdiği demokrasi ve barıştan biliyoruz. Savaşları çıkaranlar, terörü yaratanların her kim olurlarsa olsunlar(devletler, dinler, politikalar, politikacılar, sermaye, çıkarlar,...,vs.)kanlı politikalarını reddediyorum. Barışı yaratacak olanlar barış için mücadele edenlerdir. İnsanlar korkularını bir kenara bırakıp, barış için mücadele etmeye başladıklarında, barışın yalnızca tüm dünya insanlarının birleşerek seslerini yükselttiklerinde kazanabileceğine inanıp mücadele ettiklerinde dünya daha yaşanabilir bir yer olacaktır.


31 Ağustos gecesi, daha önceki yazımda belirttiğim "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" isimli Konak Belediyesi'nin düzenlediği etkinlikteydim. Etkinlik kapsamında önce Midilli'den gelen Karşı Kıyının Işıkları isimli grup sahne aldı. Karşı Kıyının Işıkları grubu Nazım Hikmet şiirlerinden oluşan bir albüm hazırlığı içindeymiş.Bize yabancı olmayan ezgileri dinledik. Farklı olan tek şey konuştuğumuz dildi. Birbirimizi anlamak için aynı dili konuşmamız gerekmez. Bildiğimiz şarkıları da çaldılar "Yiğidim Aslanım" gibi, tabi şarkının rumca sözleri bir annenin ölen oğlu için yazmış olduğu ağıtı ifade ediyormuş. Bizde ise bu şarkı bildiğiniz gibi Nazım Hikmet için yazılmıştır. Ezgilerimiz bile acılarımızı anlatıyorken ve acılarımız bu kadar göz önündeyken, Türkiye Cumhuriyetin'de yaşayanlar olarak hala birbirimize acı çektiriyorsak hatanın büyüğü bizde.
Konak belediye başkanı çok kısa bir konuşma yaptı. Bir siyasiden dinlediğim en kısa konuşmaydı, aynı zamanda en anlamlı konuşma. Ardından sahneye Barış Atay çıktı ve şiir okudu. Şiiri bitince barış'ın nasıl geleceği ve nasıl gelmesi gerektiği hakkında düşüncelerini paylaştı, biz çimlerde oturan izleyicileriyle. Ve sahneyi Suavi'ye bıraktı. Önce Midilli'den gelen gruple bri parçayı beraber seslendirdiler. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Vedat Türkali anısına, şiirinden bestelenmiş olan Bekle Bizi İstanbul'u seslendirdi. Benzersiz Sesiyle o güzel şarkıların seslendirirken aramızda kimler yoktu ki? Mustafa Kemal'den Che'ye, Pir Sultan'dan Nazım'a, Tuncel Kurtiz''den Sabahattin Ali'ye bütün yitirdiklerimiz eserleriyle aramızdaydı.

Barışa yakışan bir geceydi, ama barış yoktu.

Paylaş:

31.08.2016

Kitap - Yenileceksiniz Bay Faşist - Emre Genç


Bu kitap başkaldırı, orantısız zeka, bazı istatistikler, çapulcu ve biraz da mizah içerir. Okurken "kısa süre önce bunların hepsi olmuştu, bir çoğunu nasıl oldu da unutmuşum" dedim.

İçinde AVM sevdasından kronolojiye, çarşı'dan kırmızı fularlı kız'a, medya ve sosyal medyadan sanatın gaza gelmesine bir çok başlık altında yazılar yer alıyor. Kısaca dünya ticaret örgütü protestoları, 21.yy isyanları olan ekoloji ve kent ayaklanmaları ile ilgili yazılarda var.

Bu kitap bize meydanlardan soru sorup, cevabı dinlemeden şiddet emri veren yöneticilere, insanlar ölürken şiddeti mazur  görenlere yazılı bir cevap niteliğinde.

Kitaptan kısa birkaç alıntı:

Başbakan: "Bunlar 28 Şubat'ta neredeydiler?
Çapulcu : Hani "isyan" günahtı? 28 Şubat'ta neden sokağa çıkmadınız diye hesap mı soruyorsunuz şimdi? Kimse size böyle hesap vermek zorunda değil. Yine de söyleyelim: Çoğumuz oyun oynuyorduk. Gezinin mimarlarının çoğu 28 Şubat'ta çocuktu. Biz size bir şeyler sorsak? 78 Maraş kıyımında, 93 Madımak yangınında, 2000 "Hayata Dönüş" katliamında neredeydiniz? 77 1 Mayıs'ında işçiler taranırken, Lice yakılırken, Gazi'de emekçi halk kurşunlanırken, bir halk asit kuyularında eritilirken neredeydiniz? Siz nerede olursanız olun, biliyoruz ki "fikriniz iktidardaydı". Ve biz ne 12 Eylül özentisi 28 Şubatçıların fikrini, ne de sizin iktidarınızı sevebildik. Kaldı ki, sizi birbirinizden ayrı da görmüyoruz. Bizim nazarımızda babanın mirasını paylaşamayan fikir kardeşlerisiniz.
*** 
Başbakan: "Ben milletin hizmetkârıyım, ama siz diktatör diyorsanız, ne diyeyim?
Çapulcu : 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün kurumlarına dokunmadan, yasama, yürütme ve yargıyı kontrol altına alarak, tek adam kafasıyla ülke yönetene ne denir? Hizmetkâr denmeyeceği kesin. Diktatörü de kabul etmeyeceğimiz kesin. Siz emekçi halka hiçbir zaman hizmet etmediniz. Hizmetiniz yerli-yabancı sermaye, inşaat, rant, faiz lobisine yönelikti. Kaldı ki milletin vicdanı hizmetkâr olmanızdan yana da değil. Halkın verdiği yetkiyi kullanırken demokrasiyi, insan haklarını ve adaleti gözeten bir lider olmanız, yeterli.
Sizin ne diyeceğinize gelirsek... "Diktatörlük hevesim yüzünden size çok acılar çektirdim, özür dilerim halkım" diyerek başlayabilirsiniz. 

Kitapta kronolojik olarak 27 Mayıs olayların başladığı günden, 11 Mart'a yani Berkin Elvan'ın öldüğü güne kardar gün gün nelerin yaşandığı yazıyor. Ve yazar sadece başbakanın meydanlardaki söylemlerine cevap vermemekle kalmıyor, polis gaz bombaları ve tazyikli sulara kattığı asitlerle halkı zehirlerken, akıl almaz açıklamalar yapan avanesine de oscar dağıtıyor. Oscar Ödüllerine bir bakalım. Hangi dalda kim ne almış.

Drama(Bülent Arınç) : "İstanbul'un en saygın iki ailesinin nikâhı var. En seçkin davetlileri katılmış. Dışarıda protesto yapılıyor! Onları rahatsız etmeye kimin hakkı var?
Trajedi(Şamil Tayyar) : "Şunu bilin, Erdoğan diktatör olsaydı Taksim "Dersim" olur, mezar taşına hasret giderdiniz"
Komedi(Melih Gökçek) : "Vallahi sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki biz demokrasiye inanıyoruz. Bizde kaba kuvvet ve eşkiyalık yok."
Korku(Fatih Altaylı) : "Evet programda -başbakanın önünde- eğildim, bir canı kurtarmak için secde bile ederim.
Bilim-Kurgu(Hüseyin Çelik) : "Erdoğan gibi, konuşulanları dikkate alan çok az lider vardır. Türkiye diktatörlük olmadığı için bu eylemler yapılıyor. Gençler eve gitmeli, kötü niyetlileri güvenlik güçleriyle baş başa bırakmalıdır."

Yitirdiklerimiz kısmında ise Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan ve atılan gazlar yüzünden kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybeden Serdar Kadakal, Zeynep Eryaşar, ve geziye katılmamasına rağmen kullanılan biber gazı nedeniyle kalp krizi geçirerek haytını kaybeden Selim Önder hakkında yazılar, yakınlarıyla yapılan röportajlar var.

Araştırma, siyasi tarih kitaplarını seven herkese okumasını tavsiye ederim.

"...Saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde
leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yine yağacak kıvamda.
Ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda,
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler,
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler,
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek,
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
Adnan Yücel
Paylaş:

Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz

Dün 30 Ağustos'tu ve ben kutlama yazısı yazmadım. O yüzden sadece 30 Ağustosları, 29 Ekimleri coşkuyla kutladığımız güzel günleri görmeyi diliyorum.

Bugün İzmir'de güzel bir etkinlik var. Konak Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" isimli bir etkinlik düzenliyor. Gündoğdu meydanında Bu akşam 20:30'da başlayacak etkinlikte Midilli'den Grup Karşıdaki Işıklar ve Suavi birlikte sahne alacak. "Barış İçin Ege'nin İki Yakasından Ezgilerimizi Yükseltiyoruz" sloganıyla duyurulan etkinliği sunumunu ise Barış Atay yapacak. İzmir'de yaşıyorsanız ya da bir sebebten ötürü İzmir'e geldiyseniz bu etkinliğe bir uğrayın.

İzmir'in diğer belediyelerinden'de böyle etkinlikler bekliyoruz.
Paylaş:

29.08.2016

Biraz Film - ¡Ay Carmela!

İspanya iç savaşı yıllarında, cumhuriyetçilerin ve uluslararası tugayların dilinden düşmeyen şarkıdan ismini alan filmin yönetmeni Carlos Suara. Film yönetmenin İspanya iç savaşı sırasında geçirdiği çocukluk dönemi anılarından izler taşıyor. İspanya'nın oscar'ı sayılan goya ödüllerinin çoğunu alan film, katıldığı festival ve yarışmalardan 22 ödül kazanmıştır.

İspanya iç savaşı devam ederken, cephedeki cumhuriyetçileri eğlendiren üç kişilik gezici bir kumpanyanın, yine cumhuriyetçileri eğlendirdiği bir gece sonrasında kamyonet ile yolculuk yaparken kendilerini milliyetçilerin bölgesinde bulmalarıyla film başlıyor. Film Carmela ve Paulino isimli karı koca oyuncuların ve sonradan yanlarına aldıkları, yakınında patlayan bir bomba yüzünden konuşma yetisini kaybeden, derdini boynuna astığı kara tahtaya tebeşirle yazarak anlatan Gustavete'in hikayesini anlatıyor.

Paylaş:

11.08.2016

Marx Geri Döndü

Zaman akıp geçse de emek sömürüsü katlanarak devam etmekte. Meslekler gelişmiş ve değişmiş  olsa da ölmeyen meslek yalakalık. Peki dayanışma? Dayanışma daha yok denecek kadar az. İnsanlar korkuyorlar ve çocuklarına korkularını miras bırakacaklar. Arada bir kaç deli çıkarsa o kadar.

Serbest piyasa sonucu tekelleşme, insanların arasına sınırlar çiziyor. Krizlerle boğuşan kapitalizm, savaşlarla ve sömürü düzeni ile beslenirken, 133 yıl önce ölmüş Marx'ın hayaleti dik bir şekilde karşılarına çıkıyor.

 Arjantin'de yayınlanan bir mini dizide Marx geri döndü. Komünist Manifesto'yu temel alan dizinin son bölümünde ise aynı zamanda yaşamış olmasalar da  Marx'ın geri döndüğü yetmezmiş gibi Troçki ile karşılaşıyor..

You tube'da bir playlist hazırladım. buradan izleyebilirsiniz.


15 Temmuz akşamı olanlar hakkında düşündüklerimi yazmıştım. Burada yazacaklarım 15 temmuzdan sonra olanlar hakkında...

Koca koca insanlar kandırıldık dediler de bir de çıkıp, beyniniz yok mu? Düşünemiyor musunuz? diyemedi ya da ben tam gündemi takip edemedim. Muhakeme yeteneğin yoksa, düşünemiyor isen orada ne işin var? diye de sormadı.

Dünya adaletsiz olduğunu bilirdim de bu kadar mı adaletsiz olur. Saraylarda sağlanan adalet yeni bir kaçak saray yapılmışken ne kadar etkili olur. Zaten sözde darbe girişimini, Tek adamlığın ve kaçak sarayın meşrulaşması ve giderek polis devleti haline gelmek  olarak görüyorum. Yoksa beraber yürüdükleri yollarda çıkarları neydi? Neden onlarla yürüdüler? Halk olmadığı kesin. Halk umurlarında olsaydı, dört aydır maaşlarını alamayan demir işçileri yürüyüş yaparken, asgari ücretin iki katı maaş alan ve maaşları bu ülkede yaşayan insanların verdiği vergiden düzenli olarak ödenen  polislerin, işçilerin üzerilerine toma ile su sıkması kadar adaletsiz bir ülke olmazdık...

...

Ergenekon ayağına hesaplaşılan insanlara pardon dediler de geç gelen adalet, adalet midir? Balyoz davasında intihar eden Ali Tatar ne olacak?  Kalemşörleri, intiharı hakkında bile alçakça yazılar yazarken... Şimdi kandırıldılar, oh ne güzel hayat, kandırılınca bak hayat daha da rahat. Balyoz mağdurlarına da yaparsın bir iade-i itibar her şey hallolur. Dava sürecinde hayatını kaybedenleri de şehit sayacaklar. Oh mis demek mi lazım olanlara? Geçmişi unutmamak gerekir, unutunca aynıları tekrar yaşanır, öküz gibi aynı vagonları izlemeye gerek yok. Öküz olma, birey ol! Unutma!

Politik olmamak da politik bir karasa, politik olurum. Bazen rengini belli etmek iyidir.
  
Paylaş:

6.08.2016

Benliğini Aramak.

Cevaplarını veremediğim sorularım var. Görmezden gelmeye çalışsam da başaramadığım. Kendimi sorguya çekiyorum, fiziksel işkenceyle de değil, psikolojik işkenceyle. Şaşırtmalı sorular beynimde tura çıkmış, kamp atacak yer arıyor sanki. Sıyırmaya az kaldı, sıyırdıktan sonra hepimiz özgürüz. Bu dünyada bir deliler özgür bir de ölüler.

Bazen durup dururken içime bir ürperme geliyor. Ben korkutan şey ne? Ara sıra uzun vadede ne yapacağımı düşünüyorum? Bilemiyorum neden kaygılandığımı?  Sorularım var, beynimde bildiğin nöbet tutuyor 1-3, 3-5 fark etmiyor.

Kaygılarım var, nedenini biliyorum da nasıl üstesinden gelebileceğimi bilmiyorum. Takıntılarımın üstesinden geldim. Önceleri başarısızlıklarımı takıntı haline getirmek gibi bir huyum vardı. Hâla başarısızlıklarım var ve muhtemelen daha da olacaklar.

Her insanın korktuğu bir şeyler vardır. Yükseklikten korkar, kapalı ortamlardan korkar, bağlanmaktan korkar, yalnız kalmaktan korkar, karanlıktan korkar, nereden geldiğini bilmediği seslerden korkar. Türkiye gibi yada orta doğu ülkelerinden birinde yaşıyorsa korkuları daha fazladır. Durakta beklemekten korkar, hava alanı gibi kalabalık yerlerde bulunmaktan korkar, ... yeri gelir polisten dahi korkar,  hiçbir şeyden korkmuyorsa; neden korkmuyorum diye bile korkar,

Benliğimi arıyorum, bir gün bulacağım. Yazmakta bu arayışın sonucu... Bir kimliğim var, bitirdiğim bir kaç okul. Bir çok iş denedim de daha ben bunu yapmalıyım dediğim bir iş karşıma çıkmadı. Amaç, sadece para kazanmak değil, çalışırken mutlu olmak.

İnsanlar için bir anlam ifade ediyor muyum? Bir Tesla değilim ya da kansere çare bulmuş bir bilim insanı, anlamsız karakterim. Muhtemelen aile, akraba, arkadaş ilişkileri dışında kimseye bir anlam ifade etmiyorum. Bir sitede 'Benliği olmayan insanlar, yarım insandır.' diye okumuştum.

Benlik, bencil olmayı beraberinde getirir mi? Benlik insanın  kendini bilmesiyle, karakteriyle, özgüveni ile ilgilidir. Bencil olmayı beraberinde getirmez. Bencillik, kendine yarar sağlayacak bir şeyi, başkalarının zararına olduğunu bile bile kendi yararına istemektir. Bencilliğin sistemli hali rekabettir. Rekabet, bize yolun başında öğretilir. Çünkü bencilliğin ekonomiye taşınmış şeklidir. İnsanın içine ahlaksızlığı eker ve büyütür. Örnekleri çoktur, okul sıralarından, fabrikalara her yerden örnek bulunabilir.







Paylaş:

24.07.2016

Kitap: No Pasaran - Dolores İbarruri

İspanya iç savaşı sırasında ihtiras çiçeği(La Pasionaria) olarak nam salan, İspanyol komünist direnişçi Dolores İbarruri'nin No Pasaran isimli otobiyografi kitabını okudum.

İsadora Dolares İbarruri Gomez 1895 yılında Bask bölgesinde Gallarta'da, yoksul bir madenci ailesinin onbir çocuğundan sekizincisi olarak dünyaya geldi. Babası 'Silahşör Antonio' olarak tanınan devrimci, maden işçisiydi. Madenci grevlerinin arttığı bir dönemde çocukluğunu geçirdi.

Onbeş yaşında eğitimini yarıda bıraktı. Terzilik ve hizmetçilik gibi işlerde çalıştı. 1916'da politik aktivist olan maden işçisi Julian Ruiz ile evlendi. Altı çocuğu oldu, dördü yoksulluktan öldü.

1917'de genel grevde eşi tutuklanınca ekonomik sıkıntısı daha da arttı. Bu dönemde Marks okumaya başladı. Sosyalistlerle beraber çalıştı. Sosyalist Parti'de 3.Enternasyonal'e katılma hususunda tereddüt ve fikir ayrılıkları baş gösterince, Genel İşçi Sendikasından bir grup ayrılarak Komünist Partiyi kurdu ve Dolores İbarruri'nin de içinde bulunduğu grup olan Somorrostro Sosyalist Grubu da Komünist Partiye katıldı. Bu dönemde El Minero Vizcaino isimli komünist gazetede "La Pasionaria" adıyla yazılar yazmaya başladı.

1920'de Bask delegesi seçildi. Partinin yayın organı olan Mundo Obrero(işçinin dünyası)'nın editörlüğünü yaptı. Aynı zamanda partinin, kadın örgütlenmesinin sorumluluğunu aldı.

1930'da Parti Merkez Komitesine girdi. Bir süre sonra tutuklandı ve iki yıl hapis yattı. Çıktığında "Savaş ve Faşizm Karşıtı Kadınlar Ulusal Komitesi'ni" kurdu. Yılmadı, mücadeleye devam etti. İspanya Komünist Partisi'nin (PCE) yürütme kuruluna seçildi. Komünist Enternasyonal'e katılan delegeler arasında yer aldı. 1935'de düzenlenen Enternasyonel'in 7. Kongresinde yürütme kuruluna seçildi.

1936'nın Ocağında Komünist Enternasyonal'in "Birleşik Cephe"  politikasına uygun bir şekilde
Sosyalist partiyle kurdukları Halk Cephesi'nin adayı olarak parlamentoya girdi.

Yaklaşık altı ay sonra Temmuz 1936'da Franco emrindeki faşistler ayaklanıp, Madrit'e doğru yürümeye başladıklarında düşünmeden mücadeledeki yerini aldı ve iç savaşın başladığı günün gecesi, radyodan yaptığı komuşmada; "dizlerinizin üstünde yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir, Geçit Yok!" dedi. Bu slogan faşizme karşı direnenlerin saflarında yankılandı.

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaralarında, Radyo Dinleyicisi Cevdet Bey'in ağzından Dolores İbarruri için şöyle der;
" ... Sesi güneş gibi bir şeydi kadının. 
Halâ arar dururum İspanyol radyolarında o sesin benzerini 
kalın, aydınlık, sıcak...
Ben İspanyolca anlamam, fakat  sissileme bile sövse dinlemek saadetti onu..."

İspanyol ulusunu temsil eden Cumhuriyetçi hükümet her şeyden önce halkçılık ilkesini benimsemişti. Kendisini destekleyecek büyük şirketlerin ünlü avukatlarından, toprak sahibi zenginlerin temsilinden yoksundu. Zenginler, Kilise, Hitler, Musolini, Petrol Kralları, Amerikalılar... Hepsi Franco'dan yanaydı.

Beşinci alayın örgütlenmesinde görev üstlendi. Kadınlardan oluşan "Yardım Komitesi" için 100.000 kadını örgütledi. Bir yandan da Avrupa ülkelerinin Franco'yu desteklememelerini sağlamak için görüşmeler yaptı.

Ekim 1938'de Birleşmi Milletler Uluslararası Müdahale Etmeme Komitesi tüm yabancı askerlerin İspanya'dan ayrılmasına karar verdi. Barselona'da Enternasyonal Tugaylara  yaptığı veda konuşmasında şunları söyledi.
"Farklı ideolojilere, farklı dinlere mensup, farklı deri rengine sahip olan ama özgürlük ve adalete sevdalı komünistler, sosyalistler, anarşistler, cumhuriyetçiler, mücadelemize koşulsuz katılmak üzere buraya gelmişlerdi. Bizlere her şeylerini verdiler, gençliklerini veya olgunluklarını, bilgilerini ve deneyimlerini, kanlarını ve yaşamlarını, umutlarını ve arzularını verdiler ve bizden hiçbir şey talep etmediler. Onlar mücadelede yer almak istediler ve bizler için ölme onuruna erişmek istediler…"

İç Savaşi Franco kaznadı. Dolores İbarruri'de diğer devrimciler gibi Paris'e sürgüne gönderildi. Bir süre sonra Sovyetler Birliğine gitti. Mülteciliği sırasında  Sovyetler Birliğinde  İspanya Komünist Partisi'ni temsil etti, sonraki yıllarda defalarca Parti Başkanlığına seçildi. Oğlu Ruben Kızıl Orduya katıldı. 1942'de Stalingrad savunmasında öldü.

Lenin Barış Ödülü ve Lenin Şeref Rütbesine Layık görüldü. 1975'te  Franco'nun ölümünden sonra anavatanına döndü. 1977'de yapılan seçimlerde Asturias bölgesinden milletvekili seçildi. İspanya Komünist Partisinin programından Leninizm'i çıkardı, İspanya Komünist Partisi, Sovyetler Birliğinden bağımsızlığını savunan ilk komünist partisi oldu.

1989 yılında Madrit'te geçirdiği zatürre sonucu hayatını kaybetti.

Kitapta sadece hayat hikayesini anlatmakla kalmıyor, doğduğu bölgenin doğal, toplumsal, kültürel durumunu, İspanyol halkının mücadelesini, işçilerin zorlu yaşamlarını, maden ocaklarının ve madende çalışan madencilerin durumlarını ve sömürüyü anlatıyor. 1936 ayaklanmasını, Halk Cephesinini kurulmasını, Madrit'in nasıl düştüğünü, Alman ve İtalyan faşitlerin Franco'ya nasıl destek olduklarını, Üstün askeri kuvvetlere karşı işçilerin ve köylülerin nasıl direndiğini anlatıyor.

Paylaş:

18.07.2016

Darbe, Faşizm, Devrim

Ben İspanya iç savaşıyla ilgili bir anlatı-otobiyorafi okuyup bir de film izlemiştim aslında onlarla ilgili yazacaktım. Kitap ve film yorumlarını iyi yapamadığımı bilsem de belki bir hafta içinde yayınlarım. Ülkenin göstermelik bir darbe ile bir iç savaş yaşama olanağı olduğunu düşününce ileri bir tarihe erteledim.

Bir siyaset bilimci, tarihçi, çok görmüş geçirmiş biri değilim. Aslında ismimin başına koyabileceğim bir ünvanım da yok. Sadece haberleri takip edip, tarihle biraz ilgileniyorum. Öncelikle şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki siyasi iktidarı ve meclisteki diğer partileri sevmesem de her türlü askeri darbeye karşıyım. Eğer bir iktidar görevden gidecek ise bu seçimle ya da halkın canına tak ettiyse (o eşik Türkiye halklarında çok yüksek neler gördükte bana mısın? demedi ) halk devrimiyle gider ki en iyisi halk devrimidir. Çünkü bizim kazandığımız bir cumhuriyet yok ortada ya da yaptığımız devrim Mustafa Kemal bize hepsini altın tepside sundu. Emek vermediğimiz için kıymetini bilemiyoruz.

Darbe, Faşizm, Devrim.

Alman ya'da faşizmin hüküm sürebilmesi için, Alman parlamentosu'nun işlevini yitirmesi gerekiyordu. Almanya parlamentosu 27 Şubat 1933 gecesi ateşe verildi. (Bu yangının adı tarihe Reichstag yangını olarak geçti. Reichstag Alman parlamentosu'nun toplandığı yerin adıdır.) Hitler azınlık hükümetinde idi.

Yangın gecesi Hitler olay yerine gitmekte gecikmedi, Yangın yerini miting alanına çevirdi. Miting alanı olur da meydanda nutuk olmaz mı? Olur efendim başladı nutuk atmaya.
"Artık acımak yok. Kim yolumuza çıkarsa, kafasını keseceğiz. Alman halkı artık merhamet göstermeye tahammül göstermez. Her komünist eylemci nerede görülürse vurulacak. Komünist milletvekilleri bu gece asılmalı.Bu ülkede komünizmle ilgili ne varsa dümdüz edilecektir.Yangın olayının içinde olan sosyal demokratlara da acımamız yok..." Herman Göring de konuşur. "Bu komünist isyanın başlangıcıdır, devam edecekler. Bir dakika bile gecikemeyiz."

Tek başına iktidar olabilmek için elinden geleni yapıyordu. 5 Mart 1933'te genel seçim oldu. Yangın sayesinde Hitler sadece tek başına iktidara değil, aynı zamanda büyük bir güce de kavuştu.

 Hitler kendisi için bir "yetki kanunu" çıkarmak istiyordu. Yasama yetkisini dört yıllığına kendisine devredecek bir yetki kanunuydu bu. Bu kanunu çıkarabilmesi için anayasanın değişmesi gerekiyordu. Anayasanın değişmesi içinse 2/3 çoğunluğa ihtiyacı vardı. Reichstag yangını sonrasında önceden Hiddenburg'a imzalttığı kararnameyi devreye soktu. Ve kendi yandaşları olan nazilerin parlamentodaki sayısal üstünlüğünü sağlayacak kadar muhalif milletvekilini tutuklattı. Tasarı oylanmaya için sunuldu ve oy çoğunluğu ile Hitler diktatörlüğünün meşru temelini oluşturan "yetki kanunu" kabul edildi. Hitler artık hem yasamaydı hem de yürütme, çok geçmeden yargıyı da ele geçirdi...

Sonrası belli zaten Nazi döneminde Almanya'da neler olduğunu biliyoruz. Muhaliflere yapılan insanlık dışı uygulamaları, toplama kamplarını, çalışma kamplarını, milyonlarca insanın nasıl öldürüldüğünü biliyoruz. Ta ki yıkılana kadar.

***

Elimdekileri birleştiriyorum.
-7 Haziran Seçimlerinden sonra başlayan patlamalar, canlı bomba eylemleri.
-Başkanlık sistemi isteği
-Yasama da yürütme de yargı da benim sözü
-Anayasa değiştirme isteği( torba torba, paket paket yasalar)
-Sözde darbe girişimi (darbe değilde, paralellerin birbiriyle çarpışması)
-Tabi daha öncesi var Aydınlar, Gazeteciler tutuklandı, Tsk tasfiye edildi.(Ergenekon, Balyoz v.s.)
-Milletin sokağa çıkması için yaptığı çağrı (Bu çağrı durum kontrol altına alındıktan sonrada yapılabilirdi.)
  "Milletimi meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum. Silahlı kuvvetlerimizin içinde bir azınlığın, paralel yapılanmanın teşvik ettiği bir harekettir. Ülkemizin birbirliği, beraberliğine yönelik bir hareket. Bedelini bunlar çok ağır ödeyecektir. Meydanı da onlara bıkamayız. Meydanlarda, havaalanlarında toplanalım. Zaten bu ülkede cumhrubaşkanı olarak bu cumhurun başıyım ve baş komutanım aynı zamanda. Gereği neyse bunun gereği neyse yapılacaktır. Milletime çağrı yapıyorum meydanlara gelin ve meydanlarda bunlara gereken cevabı verin. Tarih boyunca darbeciler başarılı olamamıştır."



Çağrı sonrası sokağa çıkanların yaptıklarını da gördük.
Evet darbe çok kötü bir şey ama ortada bir darbe yok bir anlık oyun, üstelik ne için olduğu da belli. Hiç bir şeyden haberi olmayan erleri dövmek ne demek, erin boğazını kesmek tam anlamıyla vahşet. Ordu ve polis bastırırdı bu olayı, insanlara neden sokağa çıkma çağrısı yapıldı? Kusura bakmayın da bu ülkede dindar nesil yetiştirmek yerine insan yetiştirmek lazım. Yazıyı yazarken de haberleri takip ediyorum. Gericiler Malatya'da Alevilerin yoğunlukta yaşadığı bir mahalleye silah ve bıçaklarla saldırmışlar. Gericiler, halk tarafından püskürtülmüş. Malatya ve Trabzon'da kiliselere saldırmışlar.

Askerlik yapanlar "askerde emir demiri keser" diye söylerler.  Er zurnanın son deliği bile değil. Sokağa çıkan kindar nesil, Kızıldere'de ölümsüz olanlar kadar vicdanlı değilmiş. Bir kısım insanlar sevmese de onları... Mahirlerin etrafını sardıklarında komutanlar megafondan teslim olun çağrısı yaparlar. Mahir "Erleri geri çekin, rütbeliler gelsin" diyerek cevap verir. Zaten sonrasını herkes biliyor...


***

Halkı demokrasi için sokağa dökmek iyi midir? Bilmiyorum. Düşünüyorum ama ben demokrasi nasıl bir şey bilmiyorum. Çünkü tanışmadım, yanımdan da geçmedi. Aynı otobüste okula da gitmedik. Ben hiç görmedim demokrasiyi. Hep eksik bir şeyler vardı demokraside ya da bende.

Kabil'in Habil'i öldürdüğü topraklarda yaşıyoruz. Kardeş kanı bu topraklarda binlerce yıldır akıyor. Savaşın eksik olmadığı topraklardayız. Sürekli aynı yerdeyiz. Ya savaşın ortasında ya da kıyısında, her şekilde yanıyoruz yani. Birbirimizi sevmemizi istemiyorlar. Önce ayrıştırıp sonra nefret etmemizi sağlıyorlar. Sonra mutlu oluyor bunları yapanlar çünkü açlığımızı unutup savaşmaya gidiyoruz. Savaş vahşettir, korku yaratır. Korku faşizmi doyurur. Doyan faşizm güçlenir. Yandaşları sokak ortasında kafa keser. Tıpkı Hitler'in yangın sonrası attığı nutuk gibi. Bizde de böyle olmadı mı?

Mazoşistiz biraz, izliyoruz televizyonda haberleri, okuyoruz internette, gazetede sonra da kendi kendimize acı çektiriyoruz. Bir şeyler yapmalıyız. Güzel günler görelim biraz. Her gün kan her gün savaş, acı. Dünyayı kurtaralım artık be. Kanla değil, silahla değil, Ada şiirindeki gibi mesela. Nasıl diyordu Zülfü Livaneli? Buldum. "Dünyayı güzellik kurtaracak, Bir insanı sevmekle başlayacak her şey." Gidin birilerini sevin, ne bileyim işte abi.. Sokakta yanınızdan geçen sokak köpeğinin başını okşayın. Yanınızdan geçen insanlara gülümseyin, "iyi günler" deyin. Gidin işte abi herkesin sevgiye ihtiyacı var.Unutmayın, sevgi en büyük devrimdir. Yeryüzünün sevginin, aşkın yüzü olacağı tek suçun sevgisizlik olduğu günleri görmek dileğiyle... 
Paylaş:

13.06.2016

Kitap: Darağacı - Vasil Bikov

DarağacıAkıcı olan kitap, İkinci Dünya Savaşında, isimleri Rıbak ve Sotnikov olan, iki Rus askerin komutanları tarafından erzak bulmaları için görevlendirmeleri sonucu çıktıkları yolculuğu, Sotnikov'un hasta olması, bir çiftlikten çıktıktan sonra ormanda Almanlar tarafından ayağından vurulması, Rıbak ile Sotnikov'un Dz'om'yanşa adında bir kadının evine sığınmaları bu evde Dz'om'yanşa ile birlikte tutuklanmaları, hücreye atılmaları, hücrede daha önce sığındıkları muhtarla karşılaşmaları, kendileriyle yüzleşmeleri, sorgulanmaları, sorgu sırasında Sotnikov'un yaralı olmasına rağmen dövülmesi, Rıbak'a sorgu odasında gelen teklif ve işkence görmemesi, Yahudi ailesi Almanlar tarafından katledilmiş küçük bir kız çocuğu olan Baka'nın yakalanıp hücreye atılması, Sotnikov'un inlemeleri ve Kenti süslemek için kurulan taklara mahkumları asmak için beş adet ip hazırlanması ve dört mahkumun asılması, ihanet edip Almanların tarafına geçen bir esir ve iç hesaplaşmasını konu alıyor.

 

Kitaptan Alıntılar:

"Evet, faşizm dünyanın yarısını çarklarında öğüten bir makinaydı. Onun karşısına çıkıp çıplak elle onu durdurmaya mı çalışmalıydı yani? Yandan onun tekerine çomak sokmak çok daha sağduyulu bir şeydi!"
...
"Hayır, ölüm hiç birşeyi halletmiyor ve hiç bir şeyi haklı çıkarmıyordu. Sadece yaşam insanlara bazı fırsatlar veriyor, onlar da bunları kullanıyor ya da kaçıyorlardı; kötülüğe, şiddete sadece yaşam karşı koyabilirdi, ölüm hiç bir şey yapamazdı."

Yazar hakkında: Darağacı

Vasil Bikov, Belarus (Vitebsk)1924 doğumlu öykü yazarıdır. Köylü bir ailenin oğludur. Köy okulunu bitirdikten sonra sanat okuluna girdi. Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı'na girince okulu bıraktı ve gönüllü olarak cepheye gitti. Savaşın sonunu Avusturya'da gördü. Savaştan sonra on yıl daha subaylık yaptı. 1955 yılında basılan öyküleri Beyaz Rus dilindeydi ve olaylar cephede geçiyordu. 1962'de Beyaz Rus dilinde yazılan ve Rusçaya çevrilen, Türkçeye Üçüncü Fişek ismiyle çevirisi yapılan kitapla üne kavuştu. Yazdığı öykülerle 1974'de Sovyetler Birliği Devlet Ödülü aldı.

Paylaş:

16.05.2016

Tanrı intihar etmeli!

"Ben tanrı olsam intihar ederdim." Bu sözü internette dolanırken, duvar yazısı olarak gördüm. Bence var ise, kim ise tanrı intihar etmeli. Bizi savaştırdığı için, ayrıştırdığı için, korkuttuğu için, tanrı intihar etmeli.

Gece Beşiktaş şampiyoluğunu ilan etti. Bence hak ettiler. Hak edilmeyen şeylerde var. Mesela İzmir kulüpleri yok olmayı hak etmiyor. Ama koca koca çınarlar yok olup gidiyor.

Beşiktaş taraftarlarının sevinç gösterileri bitince balkona çıktım. Evimizin önünde havuz var. Belediye yapmıştı. İşte icraat olsun. Gözlemlerime dayanarak bu icraatların, seçim zamanları hizmet, seçimlerden sonra halkta bir hezimet olarak döndüğünü söyleyebilirim. Çünkü genel de en gereksiz olanları ilk yapılır. Bu evimin önünde bulunan havuz bana, insanların ne kadar pis ve cimri, çıkarcı olduğunu gösterdi. Havuz temizlenirdi, çok sık olmazdı ama temizlenirdi. İki gün sonra pet şişe, pet bardak, poşet, dondurma çubukları, cips paketleri görülmeye başlar ve havuzun rengi sarıya dönerdi. Hiç görmedim ama bazen havuza işediklerinden bile süphelenirdim. Belediyenin yanındaki berber dükkanı, su gitmesin diye bu havuzdan kova ile su alır, yerleri bu su ile paspaslardı. Havuzun yanındaki büfe, yazın etrafı serinletmek için bu suyu kullanırdı. Ben içten içe "bu kadar olmaz" derdim. Yazın havuz suyunu kullandıkları için su çabuk biter. Belediye tankerle su getirip havuzu doldurur ve etrafta bulunan ağaç ve çiçeklere su verirdi.

Bu havuzun suyunu en çok kullanan sokak köpekleriydi. Buradan su içerler, çok sıcak havalarda suyun içine girip serinlerlerdi. Belediye sokak hayvanları için su içme yeri yapmıştı, su azalınca doluyordu. Fakat az sayıda olsa da, içinde su varken görmedim veya bana denk gelmedi. Belki bakma ihtiyacı duymadım.

Köpeklerden çok korkardım. Bu korkumu birçok kişeye göre geç yendm. Bu korkumun hastalığı bol olan bir çocukluk geçirmem ile bağlantılı, anne evhamı yüzünden  olduğunu(Asıl evhamlanılması gereken, korkulması gerekelelere bir şey yapamadılar.), düşünce işleri bakanlığım da onayladı.

 Akşam ilk defa yolu bizim evin önüne düşen, buralardan olduğu kulağındaki mavi, ismini bilmediğim küpemsi şeyden anlaşılan bir köpek geldi. Hangi hakaret kelimesini kullansam, hakaret için kullandığım kelimeye bile hakaret teşkil eden şahsiyette biri bu köpeğe çarpmış, bir diğer ihtimal bu köpeği eşdeğer şahsiyette biri fena dövmüş, olmasını istediğim ihtimal ise köpeğin hastalığı yüzünden ön sağ ayağının kesilmiş olmasıydı. Havuzdan su içmek istedi, tek ayağıyla içmeyi başaramadı. Havuzda az su vardı, yetişemedi. Yoldan geçen kimse de yoktu, olanlar ise yolun karşısındaydı. Havuzdan su içemeyince,  insanların yoğun olduğu yolun karşısına geçti ve kaldırımın ortasına "ben de varım" der gibi yattı.

Annemden bir kap istedim, mutfaktan su doldurdum ve aşağı indim. Yolun karşısına geçtim, suyu önüne bıraktım. Sudan biraz içti, anlam veremediğim bir şekilde ağzını suyun içine soktu, burun deliklerinen nefes vererek suda baloncuklar oluşturdu. O bunları yaparken, ben kaldırımda oturuyordum. Daha sonra yanıma gelip yattı. Beş altı dakika sevdim. Giderken havuzdan kaba su doldurdum. Havuzun kenarına bıraktım. Apartmanın kapısına kadar benimle geldi. Kapıyı kapatırken gözlerine baktım. Değişik bir şekilde parlıyordu. Hani kışın haberlede, doğuda yollar kapalı olduğu için, kar içinde okula ulaşmaya çalışan, gözleri parlayan öğrencileri gösteriyorlar ya tıpkı onlar gibiydi. Aklıma ilk gelen bu oldu... Bu parıltıların sebebi, yüreklerindeki umudun gözlerine yansımasıydı.

Çok kötü yaratıklar olduğumuzu biliyorum. Düşünebiliyoruz ama en çok kötülüğü, kolayımıza geliyor. Kendi türünün engellisini rahat yaşatmak için elinden geleni yapan, başka canlıları engelli bırakıp terkeden, hatta kendi türünden başka canlı türlerine ilgi duyan tek canlı insanoğlu. Tanrı intihar etmeli, bu kadar kötü varlıkları yarattığı için . Tanrı intihar etmeli, ben değilim, kim ise söylemesin intihar etsin. İnsanlara acı çektirenler yüzünden, hayvanlara, doğaya acı çektirenler yüzünden artık yaşadığımız her şeyin sorumlusu olan, yalnızlığından dolayı bizim birbirimizi öldürmemizi izlemekten zevk aldığını düşündüğüm  tanrı intihar etsin.
Savaşmayalım, ayrışmayalım, korkmayalım, birbirimize acı çektirmeyelim, rahat bir nefes alalım.
Paylaş:

13.05.2016

İlkler Yazısı, Dünyadan ve Türkiye'den İlkler

Dünyadan ilkler:

"Le cabines des modes" adıyla, ilk moda dergisi 1785  yılında Paris'te yayınlanmaya başladı. Derginin yayın politikası, okurların modayı takip etmesi ve öğrenmesi için komisyonculara avuç dolusu para kaptırmalarını önlemek ve bu konuda eğitmek olarak saptandı.

İngiliz Aphha Behn, casus olarak Hollanda'ya gönderildi. Yazarlığa, yaptığı iş karşılığında para alamayıpi hapse girince başladı. İlk öykülerini 1687'de "Şanssız Gelin", "Esrarengiz Güzel", "Üzücü Yanlışlık" ve "Dilsiz Bakire" isimleriyle yayınladı. 1683 yılında "Siyah Leydi'nin Serüveni" ismiyle ilk romanını yazdı, ölümünden sekiz yıl sonra 1697'de kitabı basıldı. 1670 -1687 yılları arasında 19 oyun yazdı. 1683-1688 yılları arasında 11 roman, 5  ciltlik çeviri ve " Bir Asilzade ile Kızkardeşi Arasındaki Sevgi Dolu Mektuplar" isimli deneme ile çok sayıda şiiri hayatına sığdıran Behn'in en başarılı romanlarından biri "Oroonoko (Soylu Köle)" kitabıdır. Aphra Behn ilk profesyonel kadın yazar olarak bilinir.

Dünyadaki ilk "antiemperyalist" mücadele olan kurtuluş savaşını gerçekleştiren M.Kemal'dir. Evet “Anadolu direnişi”, ilk olarak toprağı işgal edilen, hanımına, kızına tecavüz edilen Türk halkı tarafından başlatılmıştır. Ancak bu direnişin bir bağımsızlık hareketi haline gelmesi, yani “Kurtuluş Savaşı” niteliğine bürünmesini sağlayan bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Aleksandra Kollontay, 8 Ekim1917 günü, Lenin tarafından kurulan bolşevik hükümetin Sosyal İşler Bakanlığı'na getirildi. Aristokrat bir aileden gelmesine rağmen 1899'da sosyalist öğretiyi benimseyerek, sınıfını ve ailesini reddetti. Uzun yıllarını sürgünde geçirdi. Şubat devriminden sonra bakan(halk komiseri) olarak görev yaptığı altı ayda; hastanelerden çocuk yuvalarına, pansiyonlardan kadınların eğitimine, oyun kağıdı üreten fabrikaların yönetimine kadar sorumluydu. Ayrıca dinsel eğtimin ortadan kaldırılması, kız okullarında öğrencilerin yönetime katılmasını sağlamak, doktorları ulusal sağlık servisini hizmete açmak için organize etmeye çalışmıştır. Ona göre yaptığı en önemli hizmet, Ocak 1918'de Anne Çocuk Sağlık Merkezini kurmasıydı. Hükümetin izlediği politikaları benimsemediği için aynı yılın Mart ayında istifa etti. Kısa zamanda parti içinde etkinlik sağlamaya başlayınca, Norveç'teki Rus delegasyonuna atandı. Sonra Norveç'te Rus Büyükelçisi oldu. Hem dünyanın ilk kadın bakanı hem de dünyanın ilk kadın büyükelçisi olarak tarihe geçti.

Bizden İlkler

Cevat Paşa ilk Adalet Bakanı(Adliye Nazırı) olarak 6 Mart 1868 günü görevine başladı. Adliye teşkilatının başı ve sorumlusu olarak görev yaptı.

İlk kez nüfus cüzdanı uygulamasına  1863-64 yıllarında yapılan sayımdan sonra geçildi. "Osmanlı Tezkiresi" denilen bu nüfus cüzdanlarının çizgili, düz bir kâğıt belge niteliğinde birer pusula oldukları tarihçi Lütfi Efendi tarafından yazılmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımından sonra yurttaşa nüfus cüzdanı verildi.

Yurdumuzda ilk Bahar Bayramı 1921 yılında kutlandı. İlk kutlama bir işçi bayramı niteliğindeydi. 27 Mayıs 1935 günü çıkarılan, 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki yasa ile 1 Mayıs gününün "Bahar Bayramı" olarak kutlanması kesinleşti. 1980 askeri darbesinden sonra çıkarılan yasa ile 1 Mayıs'ın resmi bayram olarak kutlanması kaldırıldı.

Pazar tatiline ilk kez 29 Mayıs 1935 tarihinde yürürlüğe giren yasa ile başlandı. Bu yasadan önce, tatil günü cuma idi.

Türkiye'de ilk opera eseri; Ahmet Adnan Saygun'un "Özsoy" isimli opera denemesidir. İlk kez 1928 yılında, İran Şahı Pehlevi'nin Türkiye'ye gelişi onuruna temsil edildi. İlk operamızda, başoyuncu dramatik soprano Semiha Berksoy idi. Aynı zamanda Semiha Berksoy,  ilk Türk kadın opera sanatçısıdır. Opera tekniklerini gerçek anlamda uygulandığı opera da Ahmet Adnan Saygun'un bestelediği "Kerem"dir. İlk kez Ankara'da 22 Mart 1953 günü sahnelenmiştir.
Paylaş:

11.05.2016

Mutlu ve başarılı olmak için birkaç öneri



Kendinizi tanıyın. Bir insanın kendini tanıması hem zor hem de acı çekerek, zevk almayarak yaptığı bir iştir.Kendinizi tanımak istiyorsanız, mazeretler üretmeyi bırakın. Ruhunuzun derinliklerine inmek için vakit ayırın.İnsanın kendisine objektif bir şekilde bakabilmesi, kendini olduğu gibi kabul edebilmesi zihninin sağlamlığına bağlıdır.
 
Yenilmeyi göze almak gerekir. Bazılarımız için öğrenmenin birçok zorlukları vardır.Küçük bir çocuk şaşırtıcı hızda yeni şeyler öğrenir. Bu arada birçok yenilgi alır. Büyümek, yenilgilerin güler yüzle karşılanmamasıdır. Yaşımız ilerleyince bir işi bir defa deneyip, başaramazsak tekrar denemeyiz. Yapmadığımız şeyleri ise denemekten korkarız. Yenilgi korkusu, araştırma gücü ve deneme arzusunun katilidir. Oysa daha iyi yenilmek için başaramadığımız şeylerin üstüne gitsek, belki başarılı olacaktık.

Zorunda olduğunuz şeyleri değil, sevdiğiniz şeyleri yapın.Etrafımızdaki engelleri aşabilmek için çaba göstermek, enerji sarfetmek, bizi ileriye götürecek hamleler yapmamız gerekli. İlermiyorsanız gerilersiniz.İnanarak ve severek yapılan işlerde engelleri aşmak, çözüm üretmek, sevmediği işlerde çalışan insanlara göre daha kolaydır.Sevdiği işlerde çalışan, yaptıkları işi değerlendiren ve çalışırken zevk alan insanların motivasyonları her zaman yüksektir.

Önyargılarınızdan kurtulun. Karşınızdakini yeteri kadar dinlemeden, kesin yargıya varmayın. Hayatınıza giren kişiler hakkında, önyargılarınızı azaltır ve insanları olduğu gibi kabul ederseniz, daha mutlu ve başarılı olabilirsiniz.
Paylaş:

Kitap: Dünyanın En Garip Yasaları



21. İzmir Kitap Fuarından bir çok kitap aldım, çogunu da sahaflardan aldım. Elli liralık bütçemle onüç tane kitap aldım. En Önemlisi sahaflarda aradığım kitapları buldum. İlk okuduğum kitap Jenny Paschall ve Ron Lyon'un yazdıkları Dünyanın en garip yasaları (1997) kitabı oldu. Aldığım kitapların türlerinden farklı bir kitap, O kadar garip yasalar var ki/vamış ki... Mesela fillerin bira içmesi yasak, fillere bira içiren insan ya da zürafa sırtından balık tutmaya çalışan insan yaşıyorsa tanışmak isterim. Demek ki bu insanlar bunları yaptı ki yasaklandı.

Dünyanın en garip yasalarına örnekler;
*Birmingham, Alabama'da gözleri bağlı olanların araba sürmeleri yasaktır.
*Missouri'de kafese konulmamış ayıların araba ile gezdirilmesi yasaktır.
*Massachusetts yasalarından biri içkili araba kullanma veya kurallara uymayanlar kendilerini yol yapım çalışmalarında bulurlar.
*Palermo, İtalya'da yasaya göre kadınlar istedikleri yerde çıplak güneş banyosy yapabilirler. Fakat aynı durum erkeklere para cezası getirebilir. Çünkü yasa "Erkeğin anatomik durumu o istemese bile müstehcen hale gelebilir" der.
*Kentucky'de bir adamın karısın büyükannesiyle evlenmesi yasaktır.
*Finlandiya'da, cahillerin, okuma yazma öğrenene kadar evlenmelerine izin verilmez.
*Riverside, California'da çiftler dudaklarını gülsuyu ile silmedikleri müddetçe, öpüşmeleri yasaktır.
*19. yüzyıla kadar İspanya'da yıkanmak yasaktı. Çünkü yıkanmanın, putperest inancı olduğu kabul ediliyordu.
*Pittsburgh, Pennsylvania'da, buzdolobında uyumak yasaktır.
*Morrisville, Pennsylvania'da, kadınların özel izin almadan kozmetik ürünleri kullanmaları yasaktır.*Le Fors, Texas'ta günün hangi vaktindeolursa olsun ayakta üç biradan fazla içmek yasaktır.
*Yukon, Oklohama'da, tedavi için gelen birinin, dişçinin dişini çekmesi yasaktır.
*Tibet'te beyaz ayakkabı giymek yasalara aykırıdır.
*Minneapolis'de, kırmızı araba kullanmak yasaklaanmıştır.
*Oxford, Ohio'da bir yasa, kadınların, bir erkek resmi önünde soyunmalarını yasaklar.

*Madagaskar'da kabile yasalarına göre, çocukların, babalarında daha uzun olması yasaktır. Eğer çocuk babadan uzunsa, para cezası veya öküz vererek cezasını öder.
*McPherson, Kansas'ta, küçük çocukların misket oynaması tamamen yasaklanmıştır.
*Singapur'da kim, kendisinden yaşlılara veya fakir düşmüş ailesine yardım ettmezse, evlatlıkla ilgili saygı yasası uyarınca, para veya hapis cezasıyla cezalandırılır.
Boston'da keman çalmak yasaktır.
*Hartford, Connecticut'da, köpeği eğitmeye çalışmak veya bir şeyler öğretmek, yasalara aykırıdır.*Connecticut'da, bent yapımı için, kunduzların kullanılması yasaldır.
*Natchez, Mississipi'de fillerin bira içmesi yasaktır.
*Ohio hız yasası "Bir eşek, saatte 6 milden hızlı sürülemez." der.
*Antik Yunan'da, Delos adasında doğmak ve ölmek yasalara aykırıydı.
*İdaho'da ise, sadece zürafa sırtında balık tutmak yasaktır.
*Alabama'da, kilisede, takma bıyık kullanmak yasalara aykırıdır.
*Yugoslavya'da, daha önce çıkan bir yasayla, Halley kuyruklu yıldızına, gökyüzünde görünme yasağı konmuştur.Halley'de yasaya uyarak, yetmişdört yılda bir gözükür.
Bu da benden;
En iyi yasayı da biz yaparız biz.
Türkiye'de yasalar torba ya da paketle gelir ..Şapkadan tavşan çıkaran hokkabazlar gibi torba torba yasa çıkaran meclisimiz olmasına rağmen bu kadar garip yasalar biz çıkaramıyoruz. Bizde genelde isminin kılıf yasa olması gereken, bazen paket bazen torbadan çıkan zorba yasalarla, khklarla halkın özgürlüğüne prangalar vurulur.
Paylaş:

8.03.2016

Yayınsız Zamanlar

Uzun zamandır yazı girmiyordum. Açıkçası kendimi çok boktan hissettiğim bazı zamanlar da oldu... Çok boktan  bir dönem geçirdim.

Yayınsız geçen sürede kendimi şiir'e verdim. Cemal Süreya, Turgut Uyar, Özdemir Asaf, Ümit Yaşar Oğuzcan, Edip Cansever gibi şairlerin şiir kitaplarını ve İzmir'de bulunan sahaflardan temin ettiğim daha önce adını bile duymadığın şairlerin kitaplarını okudum. Şuan 6:45 yayınlarından üç kitap ve Fahrenheit 451'i okuyorum. 

Kursiyer yetersizliğinden kapanan bir rusça kursuna gittim. Alfabeyi ve biraz da olsa dil bilgisi kurallarını, ortalama zekaya sahip bir insan 3 haftda ne kadar öğrenebilirse o kadar öğrendim.

Olmazsa olmazım bisiklet, yağmur çamur demeden kullanmaya devam ediyorum. Büyük taarruz bisiklet turunun son etabına katıldım. Şuana kadar günlük yapabildiğim en uzak mesafe gidiş-dönüş toplam 135 km. İki haftadır hiç bisiklet ile çıkmadım. Jant akorlarını ve bakımlarını yapmam gerek zor geliyor.

Geleceği görebilmek isterdim, hiç olmazsa kahinlik yapardım ama ne yazık ki göremiyorum. KPSS'ye hazırlanıyorum. Kazansam da kazanamasam da her halükarda gidilmesi gereken bir askerlik var. Göbek ata ata askere gidenleri anlayamadığım bir kafam var.

Az da olsa verimli bir süre geçirdiğimi düşünüyorum. Toplumsal olarak çok boktan zamanlar geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. "Her şey güzel olacak", "bunlar da geçer" diyerek yimibeş yaşına kadar geldim. Ne herşey güzel oldu ne de bunlar da geçer dediklerim geçti. Her şey aynı, hamam  da aynı, tas da aynı.

En son suruçla ilgili yazmıştım ondan sonra da değişen birşey yok Her şey aynı devam ediyor. Kadın cinayetleri, tecavüzler, şehit haberleri, ne işe yaradığını anlamadığım diyanetin ve diyanet işleri başkanının skandal fetvaları ve diyanetin dün gördüğüm "Ateistle evlenilmez" fetvası, Televizyon izlemememin sebebi olan "Başkan olabilmek için herşeyi yapabilecek birini hangi kanalı açsam zehir kusarken gördüm ve bu sürede devam eden kadın cinayetleri, tecavüzler ve sapıklara, katillere caydırıcı cezalar vermek terine tecavüzde damping yapan adalet sistemi, sokağa çıkma yasakları, buzlukta bekletilen cenaze, islamcı canlı bombaları eylem yapmadan tutuklayamayan zihniyetler, polisle evinde tartıştığı için öldürülen dilek doğan, ve yine tecavüz haberleri, tacizci öğretmenler, gericilerin yaptığı hilafet toplantısı yani lağım çukuruna dönmüş ülkede boktan geçirdiğimiz zamanın doğruluğu...

Ve bugün İdil'de bir patlamadaiki polis hayatını kaybetti. Davutloğlu İzmir'de başbakanlık ofisine girerken bir grup tarafından protesto edildi, 15 işçi gözaltına alındı. Bu milletin a.... koyan Cengiz İnşaat'ın vergi borcunun silindiğine dair belgenin doğru olduğu ortaya çıktı.

Duymaktan bıktığım ve toplumun, cinayetleri ve tecavüzleri nasıl kanıksayabildiğini anlayamıyorum ve hiçbir zaman anlayamayacağımı düşünüyorum.

Bugün 8 Mart tüm kadınların, Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlarım.

Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.