26.03.2015

Delilik Üzerine

Dünya iyi bir yer değilse, bunda kendini akıllı sanan insanları katkısı fazladır.

Yaşadığımız dünyada her önüne gelen sınır çizmiş, burada yaşayacaksın, bunları yapmayacaksın, bunları yapacaksın, onlar haklı, buna inanacaksın, onlar düşman savaşacaksın, onlar dost, ..., onlar iyi, onlar kötü demiş. Bu kurallara uyanlar, denilenleri yapanlar akıllı, bütün bunları reddedenler, sorgulayanlar deli...

Delilik onurlu yalnızlıktır. Delilik Özgürlüktür!

Delilik üzerine daha yazabilirim ama bakalım delilik hakkında kim ne demiş.




·Delirmek bazen gerçekliğe verilebilecek en uygun tepkidir.
-Philip K. Dick

·İnsanlar her zaman deli olacaklardır; onları iyileştirebileceklerini sananlar da zırdelilerdir.
-Voltaire

·Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız deli kalırız.
-Samuel Beckett

·Deha ile delilik arasında incecik bir çizgi vardır. Ben bu çizgiyi sildim.
-Oscar Levant

·Bu dünyada hangi akıllı aklını kaçırmadan yaşayabilir ki?
-Ursula K. Le Guin

·Deli olmanın, delinin kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği bir zevki var.
-John Dryden

·Delilikten muzdarip değilim, her anının tadını çıkarıyorum.
-Edgar Allan Poe

·Tüm akıl hastalıklarının temelinde, meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar.
-Carl Jung

·Bana aklı başında bir adam gösterin, size onu iyileştireyim.
-Carl Jung

·Sarımsak turşu için neyse, delilik de sanat için odur.
-Augustus Saint Gaudens

·Tanrı, yok etmek istediğinin önce aklını başından alır.
-Euripides

·Ara sıra delirmek bile ne kadar güzel!
-Seneca

·Bir yerde herkes az çok delidir.
-Rudyard Kipling

·Deli deliliğinde diretse, bilge olur çıkar.
-William Blake

·Kaçık arıyorsanız tımarhaneye gitmeniz gerekmiyor, gezegenimiz evrenin tımarhanesi zaten.
-Johann Wolfgang von Goethe

·Ancak deliler kendilerini çok ciddiye alabilirler.
-Max Beerbohm

·Deli, aklını yitirmiş insan değildir. Deli, aklından başka her şeyini yitirmiş insandır.
-G. K. Chesterton

·Zihnin bedene uyguladığı şiddet herhalde sayılamayacak  kadar çok insanı delirtmiştir.
-D.H.Lawrence

·Bir deliyle benim aramda bir tek fark var. Ben deli değilim.
-Salvador Dali

·İnsanoğlunun doğasında akıllılıktan çok delilik vardır.
-Francis Bacon

·Tüm insanlık içinde herhangi bir deliliği olmayan tek bir kişi bulunabileceğini sanmıyorum. Aradaki tek fark, derece farkıdır. Bir kabak görüp de onu karısı sanan adama deli denmesinin nedeni, böyle bir şeyin çok az insanın başına gelmesidir.
-Erasmus

·Tam anlamıyla deli olduğum söylenemez çünkü aralarda aklım tamamen, hatta öncesinden de normal oluyor. Ama ataklar sırasında durum iyice kötü oluyor ve her şeyin bilincini yitiriyorum. Ne var ki tehlikede olan bir madencinin işini hızlandırması gibi, bu da beni çalışmaya ve ciddiyete itiyor.
-Vincent Van Gogh 

·Hepimiz deliyiz. Her birimizin bir parça anormal olduğu doğru olmasa, herkese ayrı bir isim vermenin anlamı olmazdı.
-Ugo Betti

·Hayat delilerle doludur. Bunlardan birine rastlamayı istemeyen, yalnız kendi evine hapsedilmekle kalmamalı, aynı zamanda bütün aynalarını da kırmalıdır.
-Boileau

·Öyle deliler vardır ki, bulaşıcı hastalıklar gibi başkalarından kapılır.
-La Rouchefoucauld



Share:

25.03.2015

Korkuyorlar

Korkuyorlar; yazan, resmeden, fotoğraflayan insandan, üretenden... 
elinde pala olanlarda, arkasında yüzlerce kişi olanlar da korkuyor 
elinde kalem olandan.

Korkuyorlar; susandan, konuşandan, 
durandan, yürüyenden, koşandan, birleşenden, ayrılandan 
hem de çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; Komünist'ten, sosyalist'ten, kemalist'ten,
Türk'ten, Kürt'ten, Laz'dan, Pomak'tan, Arnavut'tan, Muhacir'dan, Yörük'ten... 
halktan korkuyorlar

Korkuyorlar; Türkçeden, Kürtçeden, 
Teknolojiden, Sosyal medyadan, 
Kitaptan, Dergiden 
çok korkuyorlar.

Korkuyorlar; öğrenciden, öğretmenden, 
işçiden, işsizden, emekliden, 
inançsızdan, inanandan... 
sokakta yürümekten, 
hesap vermekten 
korkuyorlar.

Biliyorlar; kazanamayacaklarını.

                                                      Yaşasın Devrim!
                                                       Viva la revolución!
Share:

15.03.2015

Tüketimi Azaltmak


Ülkemizde en pahalı ürünlerden biri yakıt. Aracınız varsa, bir süre ayağınız yerden kesilmesin zira yere basmak iyidir. Bir süre toplu taşımaya yönelebilirsiniz. Çalıştığınız yer yürüme mesafesinde ise yürüyün yürümek sağlığınıza da iyi gelir. Biraz daha uzaksa bisiklet tercih edebilirsiniz. Bir çoğumuz farkında değiliz ama bisiklet aynı zamanda bir ulaşım aracıdır. Yaz için benim de planlarım var imkan ve şartlarımı sağlarsam kısada olsa bisikletle seyahat etmeyi planlıyorum. Her ne kadar planlara uyan birisi olmasam da.

Türkiye'de yaşam birazdan yazacaklarımla benzerlik gösterebilir . "Haliyle vergilerle birlikte(Vergiler bir çok yerde vardır, Türkiye'deki kadar değildir.)  yaşıyoruz. Ülkemde Allah vergisiyle doğar, devlet vergisiyle yaşamını tamamlar insanoğlu. Yani insanlar hayatını idame ettirmek için değil, vergi vermek için yaşarlar. Elektrik, Su, Telefon faturalarından alınan vergiler, Ev kendinin ise ev vergisi, çevre vergisi, bir de ayağını yerden kesecek arabası varsa yakıttan alınan vergi, mtv'si, vergilerin,  faturaların kdv'si, gecikme zammı, derken sürekli çalışırsın, vergi de verirsin. Vergiler nereye gidiyor? diye sorduğunda,  "yol yaptık yol!" ya da "demir ağlarla anayurdu, biz ördük biz!" derler. Sonra araba ile giderken yol çöker ölürsün ya da bindiğin hızlı tren raydan çıkar ölürsün..."

Seyahat etmeyi gezmeyi seven bir iseniz. Turlarla seyahat etmeyin. Yurt dışına seyahat edecekseniz uçak biletinizi alın ve gidin kalacak yer elbet bulursunuz. Ya da önceden Couchsurfing'te gideceğiniz yerde kalacak yer bulmanıza yardım edebilecek insanlarla iletişime geçip, daha ucuz bir tatilin yolunu bulmuş olursunuz. Cesaretiniz ve zamanınız varsa alternatif seyahat yollarını deneyebilirsiniz. Gürkan Genç gibi bisikletle dünyayı gezmek yada Drummerlizard gibi yürüyerek seyahat etmeyi düşünebilirsiniz. Ya da bunun delilik olduğunu söylersiniz. Bu arada VosVos'la Güney Amerika bloğunu tavsiye ederim.

Teknoloji takıntınız yoksa 1-0 öndesiniz. Sürekli üst model çıktığında kullanığınız araçları, eşyaları yeniliyor sanız tüketim canavarı olmuşsunuz demektir. Eşyalarınızı  bozulana kadar kullanın, tamir olmazsa yenisini alırsınız. Tüketim canavarı olmayın!

Müteahhitler sayesinde her ne kadar sayıları azalsa da bahçeli bir evde yaşıyorsanız, bahçenizi boş tutmayın. Toprakla uğraşın, hem size iyi gelir hem de  mevsimine göre ektiğiniz yiyeceklerle kendi yiyecek ihtiyacınızı karşılamış olursunuz. Üretmek güzeldir. Kendi ektiğiniz domatesi, biberi yemek daha da güzel.

Modayı takip etmeyi bırakın. Bir saate, çantaya ya da ayakkabıya binlerce lira vermeyin.
Hayvanların derisinden yapılan eşyaları da kullanmayın!

Bloglar'da yazı okuduğunuza göre okumayı seven biri olduğunuzu biliyorum. Arada sahaflara, eski kitapçılara gidin belki aradığınız bir şeyi bulursunuz. Her ne kadar sık kullanmasam da kütüphaneleri kullanmak iyidir. Kitap satın almak yerine kütüphaneleri kullanabilirsiniz.

...


...
Share:

13.03.2015

Vali-i Vilayet Hademe-i Devlet Atçalı Kel Memet

Çocukluğumuzda, hepimiz Keloğlan masalı dinlemişizdir ya da filmlerini izlemişizdir. Yoksul ve dürüst, güçlü değil fakat yürekli Keloğlan. Neden hep padişaha baş kaldırır? Neden her zaman zalimle uğraşır? Neden gittiği her yeri güzelleştirir?



Peki Keloğlan'ın gerçekten yaşamış olduğunu biliyor musunuz? Hem de Anadolu'da. Tarihimizde yaşamış yüzlerce hatta binlerce keloğlandan biridir Atçalı Kel Mehmet Efe.

Atça'da, bundan 200 yıl önce yaşamış...

Osmanlı'nın en büyük 2. vilayetinde, Aydın'da 1828'de bir devlet kurulduğunu, Kırklar Meclisi tarafından yönetildiğini, merkezinin Atça olduğunu, Atça'nın Paris mimarisiyle yapıldığını biliyor muydunuz?

Memet, dünyaya gözlerini yanaşma olarak açar. Ailesi ile Arpaz Beyi'nin yanaşmalarıdırlar. Küçük yaşta önce babasını kaybeder, sonra da saçlarını. Parasızlık, imkansızlık, cehalet, doktorsuzluk... saçkıranı ne bilsinler? Bildiler diyelim , ilacı neyle alsınlar? Takdir-i ilahi, kader der Memet. Der de çiftliğinde eğlencesi olur. "Kel buraya gel!", "Kel ağa çağırdı koş!", Kel aşağı kel yukarı. Artık Kel Memet olmuştur adı.Çok gelir Arpaz Beyine bir garip anasıyla bir kel çocuk, kovar onları çiftlikten. Çaresizlik, Sığınırlar Atça Beyi Şerif Hüseyin'in yanına. Bu yoksulluk kader midir? bela gibi yapışır Memet'in üstüne. Neyse, karınlarını doyuracak başka bir çiftlik bulurlar yanaşmalık yapacak. Ama konağın hanımı istemez Memet göz önünde bulunsun, " Bu kel çocuk ortalık yerde durmasın, hastalıklı mıdır, nedir? Şanımıza yakışmaz. Gözden uzak bir işe verin" der. Ormana verirler Memet'i. Bir tas bulgur, bir kuru ekmek... Aynasıdır ezilenin, yoksulun Kel Memet.

Bu gariban çocuk, hastalıklı diye insan içine katmadıkları Kel Memet, akıllı, bilgili, çalışkan, dürüst bir çocuktur aslında. Daha 13 yaşında Arpaz Beyi yanaşmasıyken, cami imamı Gavur Hoca'dan alır ilmin ışığını. Daha o yaşta İmam-ı Azam, Ebu Hanefi Külliyatını, Şeyh Bedrettin'in Varidat'ını, İmam-ı Cafer Sadık'ı okur öğrenir.

Ormanda sekiz yıl boyunca çalışır, büyür, serpilir Memet. Atış talimi yapar. Attığını vuran, yiğit bir delikanlı olur. Orman bir tek onun evi değildir. Zenginler rüşvetle askerlikten yırtarken zorla on yıl asker olmaya götürülen firarinin sığınağı, Bektaşi dervişlerinin, Tahtacı köylülerinin, göçer yörüklerinin konağı, Yahudi, Ermeni, Rum tüccarların güzergahıdır orman. Memet ormanda onlarla tanışır. Yardıma ihtiyacı olana yardım eder, yol bilmeyene yol, iz sorana iz gösterir. Ama para almaz, kitap ister, başka diyarları sorar, bilgi ister, öğrenir. Ormanda can yoldaşı mefruşatçı Yahudi Yasef ile tanışır. Avrupa'yı, burjuva demokratik devrimleri, sanayiyi öğrenir anlatıldığı kadar.

Sonra aşık olur Memet bir gün. Ama mutluluk değil hüzün verir sevdası ona. 'Duvarı nem, yiğidi gam yıkarmış' Memet'in yüreğine de öyle bir gam çöker ki Fatma'yı görünce. Mesele aşk acısı değil elbet, Fatma koskoca Atça Beyi Şerif Hüseyin'in kızı, Memet ise yanaşma, hem de kimin? Sevdiği kızın babasının, Şerif Hüseyin'in yanaşması. Mümkünü yok bu işin, yok ama gönül bu, ferman dinlemez. Gönderir anasını Memet, Allahın izniyle istesin diye Fatma'sını. İşte olanlar o zaman olur. Görmediği hakaret duymadığı küfür kalmaz Atça meydanında. Sekbanlar önce eşek sudan gelene kadar döver Memet'i, sonra Çalıkakıcı Hüseyin'i ayartıp anasının üstüne sararlar. Hacıhüseyinoğulları onurlarına yedirememiş , ondan bu zulüm, koskoca bey kızına bir kel yanaşma nasıl talip olur diye.Bu zulüm de kel yanaşmayı, Atçalı Kel Memet Efe yapar. Zaten düşünüp durur Memet 'bu ecnebi ihtilali ne ala, kimse ayana, voyvodaya kul, reaya olmeycek, vergiler indirilecek, sekban zulmü olmeycek...' tüm yaşadıklarının üstüne bir de Çalıkakıcı Hüseyin, anasının ırzına yönelince, babasından kalma altı patları kaptığı gibi Atçalı, allah yarattı demedyip önce Hüseyin'in alnı çatına, sonra yanındaki zeybeğe birer el ateşle çam gibi devirir ikisini de. Basar narayı 'Ülen çakallar siz mi efe siniz? Dul kadının ırzına namusuna göz dikmek var mı ülen efelik töresinde? Bundan böyle bene de Efem dersiniz gari' Hüseyin Efe'nin atına atladığı gibi basar Şerif Hüseyin'in konağını. Önce iki sekbanını indirir yere, sonra bakar konağa doğru ' Bekle Fatme'm seni almeye gelcem' der ve kaybolur gecenin karanlığında...

Dağlar, köyler ve hatta vilayetler bir tek isimle çalkalanır artık: 'Atçalı Kel Mehmet Efe". Ağayla, sekbanla başı derde giren, sistemin çarkı altında ezilen kim varsa Atçalı'ya gelir. Osmanlı orduyu, şeyhülislamlığı ve loncayı Bektaşilerden ve Yahudilerden temizleyip de Nakşibendilere ve Ermenilere devredince, katliamdan kurtulan Türk ve Yahudi tüccarlar, Tekkeleri kapatılan Bektaşi babaları ve kıyımdan kaçan yeniçeriler akın akın Atçalı'nın yanına gelirler. Köylerde fakirleri evlendirip, sebiller, tekkeler yaptırmakla, açı doyurup, yetime babalık etmekle kalmaz  Atçalı, Osmanlı zulmünden kaçan kim varsa hepsinin önderi olur. Ahiler de rahatsızdır gidişattan. Derler ki 'Atçalı Memet Efe Teşkilat kursun, çalıkakıcıyı, eşkiyayı temizlesin, sekbana karşı caydırıcı olsun, bizim silahlı gücümüz olsun.' İstese kabul etmez, malına mal, zenginliğine zenginlik katar, ona mı kaldı devlet işleriyle uğraşmak... Uğruna dağa çıktığı Fatma'sına da kavuşmuştur artık. Osmanlı af çıkarmış düze indirmek ister, para, mal, zenginlik vaat eder. Ama Atçalı'nın gözü malda mülkte değildir. Halkı zulüm altında aç yaşarken içi elvermez susmaya Memet Efe'nin. Ahileri, Bektaşileri, Türk ve Yahudi tüccarları, kölemenleri... ne kadar sistemin ötekileştidiği, dışladığı, ezdiği, sömürdüğü ve hatta katlettiği kesim varsa toplar etrafına. İhtilale yürür Atçalı Memet Efe, canından çok sevdiği Fatma kız 'sana mı kaldı bu işler, uslan artık Memet'im' demesine rağmen. O sadece sosyal bir önder değil, aynı zamanda da siyasi bir lider olur, umut olur ezilene, yoksula, dışlanmışa.

Yasef'le yaptığı politik sohbetler ufkunu gösterir Atçalı Kel Mehmet Efe'nin. 'Şu dört sorunu çözmek gerek' der, Atçalı. 'Yobazlık, yozluk birinci, kavimcilikle bölüme ikinci ki Avrupalılar buradan vuruyor, yoksulluk üçüncü, yolsuzluk dördüncü' O yüzdendir ki Atçalı Yasef'e kitap çevirisi yapma ve çevrilmiş kitapları bulmakla görevlendirir. Ve o yüzdendir ki bir yandan yaşam boyu mücadelesini hep beye, ayana, sekbana, ağaya, valiye, paşaya karşı verirken, bir yandan da ele geçirdiği Aydın ilinde kurduğu kırklar meclisi ile farklı inanç, milliyet ve meslekleri eşit temsil hakkıyla bütünleştirir.Hem politik bir düşün adamı, hem de fikirlerini pratiğe geçiren önemli bir siyasi liderdir.

Savaşta aşırıya kaçmaz düşmanına bile üç kez şans tanır. İntikam hırsıyla değil aklıyla, mantığıyla savaşır. İyi nişancıdır, ama öyle gösteriş olsun diye avlanmaz, ihtiyaçtan fazla av vurulmasını istemez, kurda, kartala, tilkiye kurşun atmaz. İnsanı sevdiği kadar doğayı da sever, korur. Gavur İmam'dan aldığı ışığın ta Horasan'dan gelen bir ilmi kültürel bir miras olduğunu biliyordur artık ve bu mirasa uygun yaşamını sürdürür.

Ve Validir Atçalı. Efeliği Robin Hood'la örtüştürenler, nereye koyacak Atçalıyı. Atçalı 'zenginden alıp  fakire verme romantizminin' bitmez tükenmez  serüvenciliğiyle efsaneleşmez. Atçalı, Padişahın, sarayın ataması ile değil, halkın sevgi ve desteğiyle Aydın'a vali olur ve Valiliğin gereklerini yapar. Zenginden alır ama fakire ekmek değil, ekmeğini kazanacak iş sahibi yapar. Yol, köprü, çeşme, kanalizasyon gibi alt yapı yatırımlarından Avrupa'daki sanayileşmeyi yakalamak üzere günün koşullarında imkanları doğrultusunda kurdurduğu pek çok atölyeye kadar Aydın'ı imar eder. Bir kelimeyle tanımlamamız gerekirse Atçalı'yı o kelime 'devrimci'dir.

1829'da Kuyucak'ta başlayan Kel Memet'in önderliğindeki Aydın ayaklanması bir halk ihtilali özelliklerini taşıdığı görünmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun girdiği savaşların vergi yükünden bunalan halka bu vergiyi kaldırdığını ilan etmiş, mültezimlerin, voyvodaların ve zabitlerin halktan keyfi olarak topladıkları vergileri kaldırmıştır. Bunlarla da yetinmeyerek, ' Vali-i Vilayet, Hademe-i Devlet, Atçalı Kel Memet ' şeklinde imzaladığı fermanlarda hükümetten serbest ticaret ve tarımın korunmasını, kanunların değiştirilmesini, daha eşit kanunlar yapılmasını ve askerliğin yeni esaslara bağlanmasını istemiştir. Aydınlıların yanı sıra, Kütahya, Manisa, Burdur ve Denizli 'nin bazı kazaları, onun ileri sürdüğü fikirleri sevinçle karşılamış, ona kapılarını açmış ve kendilerine efendi yapmışlardır. İlk ayaklanmasında Aydın mütesellimi ve yanındaki adamlarıyla girdiği çatışmalar hariç, diğer kasabalarının hiç birisinde ona karşı silah atılmamıştır. Aksine, adamlarıyla birlikte bu kasabalara birer kurtarıcı gibi girmiştir. İdaresi altında bulunan yerlerde halkının malına, canına ve ırzına saygı gösterdi. Seyahat hürriyetine engel olmamıştır. Zulmü ve adaletsizliği ortadan kaldırmak, yeni bir düzen kurmak için çalışmıştır.

Efelik, Horasan'dan Anadolu'ya uzanan, Kalenderi'likten Bektaşiliğe, Babailer'den Bedrettin'e bir akımın Ege'deki uzantısıdır. Anti-feodal bir isyan olduğu kadar, feodal zulmün altında ezilen Anadolu halkına, demokrasi, adalet sağlayacak bir düzen kurma mücadelesinin örgütlülüğüdür.
Savunduğu fikirlerin II. Mahmut 'un reformları ve sonrasındaki Tanzimat ilanı ile paralellikler gösterdiği ileri sürülebilir.Atçalı Efe'nin yaptıkları devlete karşı gelmek olarak algılanıp padişahça onaylanmamış ve üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetlerine 1830'da yenilen Atçalı Efe çatışmada ölmüştür. Ancak cesareti ve halkın canını ırzını namusunu korumak için yaptıkları Yörük Ali Efe gibi Ege efelerine ilham vermiştir.

Osmanlı hayranlığı ya da seviciliği, son yüzyılında ne kadar zalimleştiğini hep gizledi. Öyle ki bir gecede Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını (binlerce insanın katledilmesini) güzel, hayırlı bir olay olarak anlattı. Ama Atçalı Kel Mehmet Efe'nin "herkes ektiği toprağın sahibidir" dediğini kimse anlatmadı.

Kaynak;
Efe Yüreği Dergisi
Atçalı Kel Mehmet Efe - Devrim Tiyatro Oyunu
Vikipedi
Share:

12.03.2015

TDK Müsait misin?

Bu gün size geliyoruz müsait misiniz? Dolmuşlar da müsait bir yerde inebilir miyim? Müsait kelimesini bir şekilde kullanırız. İşte o kelimeyi dediniz mi ne diyorsunuz biliyor musunuz? En azından bundan sonra ne demiş oluyorsunuz. ''Karını müsaitse becermeye geliyorum'' demiş oluyorsunuz bundan sonra. Ben demiyorum bunu, A*P zihniyetinin Türk dil kurumunda çalışan imam hatip mezunları diyor. Yani, "biz müsaitsen sana geliyoruz" dersen, içine tükürdüğüm zihniyetine göre grup s*ks  oluyor.

Müsait kelimesinin anlamına sıfat ekleyeceğinize, hırsızın, katilin, yobazın karşısına isim ekleyin.

(Türk Dil Kurumu'nun, sosyal medyada oldukça tartışılan 'müsait' kelimesi için verdiği 'Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın)' karşılığı, TBMM Genel Kurulu'nda da tartışılıyor)

TDK'dan ikinci skandal, TDK’nın internet sitesindeki güncel sözlükte ‘Kötü kadın’ kelimesi için ‘or**pu’ ifadesi kullanıldı. Aynı sözlükte ‘kötü adam’ kelimesi ise şöyle anlatıldı: Filmlerde izleyiciye sevimsiz gelen, filmin kahramanıyla çekişme durumunda olan ve sonunda çoğu kez yenilen kimse. Yani TDK sözlüğüne göre, kötü kadın’ genelevde, ‘kötü adam’ Yeşilçam’da....



Share:

Unutmadık... Katili Biliyoruz!

Berkin Elvan'ı kaybedeli bir yıl oldu...

Dün İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde 19:00'da Berkin Elvan'ın anması vardı. Tabi ben de gitmeye karar verdim. Evden çıkmadan önce anneme haber verdim.

Annemle aramızda geçen kısa diyalog.

Annem mutfaktan çıktı, "Oğlum polis vardır, gitme" dedi
Bir anlığına düşündüm, "halkın güvenliğini sağlamakla görevli olan polis ne zaman güvenilmez oldu" diye tekrar sorguladım. Türkiye genelinde yaşananları düşündüğümde anneme hak verdim.
-Anne gideyim bir şey olmaz.
-Annem "İyi git ama arkalarda dur" dedi.
-Merak etme arkalarda olacağım dedim.
Ayakkabılarımı giydim, İzban ile Alsancak'a gittim ve Kıbrıs Şehitleri'ne yürüdüm.  Birleşik Haziran Hareketi A3 boyutlarında Berkin Elvan resmi olan altında "Unutmadık... Katilini Biliyoruz!" yazılı görsel verdiler.




Biraz yürüdük, basın açıklaması yapıldı ve dağıldık. Polis görmedim olsaydı bu kadar rahat yürüyebilir miydik? Bilmiyorum. Sorunsuz bir şekilde 19:40 gibi herkes dağıldı.


Berkin'i öldürenler yargı önüne çıkarılmadı. Açılmış bir dava da yok zaten. Sadece bitirilmeyen, bitmesine izin verilmeyen bir soruşturma var.

 Tek gerçek var sadece: Büyümüyor ölü çocuklar, Berkin hep 15 yaşında kalacak.
Unutmadık... Katili Biliyoruz!
Share:

9.03.2015

Mana Neyestani - Iranlı Bir Karikatüristin Çalışmaları

Mana Neyestani, İranlı karikatürist, sürgünde. İran halkının ve dünya halklarının siyasiler, para babaları, askerler, silahlar kısacası sistem karşısında duruşunu kalemiyle resmeden karikatürist. Özellikle insan hakları, düşünce özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği üzerine karikatürler çizmektedir. Bununla birlikte, bir çok ödül de toplamıştır. Sürgünde olduğu için ülkesine giremeyen sanatçı Fransa'dan kendi halkına ve tüm dünya halklarına vurucu çizgilere sahip karikatürleriyle sesleniyor. Daha fazla görsel için tık. İlüstrator sanatçısı Luis Quiles'in çalışmalarını incelemek için tık.







Share:

Ömer Hayyam'ın Bazı Dörtlükleri

Ömer Hayyam'ın günümüze ışık tutan ve hayatlarımıza müdahale etmek isteyenlere net cevaplar veren bazı dörtlükleri.

Girme şu alçakların hizmetine:
Konma sinek gibi pislik üstüne.
İki günde bir somun ye, ne olur!
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var, 
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar? 
Ev mi dayanır, bu sel yatağına? 
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?

İnsan son nefesine hazır gerekmiş
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz;
Böyle dirilsek işimiz iş.

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Mevla kanar mı bunlara?

Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizde.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde?

Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

Dünya üç beş bilgisizin elinde; 
Onlarca her bilgi kendilerinde. 
Üzülme; eşek eşeği beğenir: 
Hayır var sana "kötü" demelerinde.

Sen sofosun, hep dinden dem vurursun,
Bana da sapık, dinsiz der durursun
Peki ben ne görünüyorsam o'yum
Ya sen ne görünüyorsan o musun?

Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.

Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi
Neden ölüme mahkum eder hepsini
Yaptığı güzelse neden kırar atar
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmıyan adama akmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Gül verme istersen, diken yeter bize.
Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
Hırka, tekke, post most olmasa da olur,
Kilise çanları bile yeter bize.

Adam olduysan hesap ver kendine:
Getirdiğin ne? Götürdüğün ne?
Şarap içersem ölürüm diyorsun:
İçsen de öleceksin, içmesen de!

Kendi içmez, içeni kınamaya bayılır,
Yüzünden aldatmaca, sahtekarlık yayılır.
Şarap içmiyor diye kasılıp gezer ama:
Yedikleri yanında şarap meze sayılır.

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!

Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com