20.12.2014

Birleşik Haziran Hareketi

Bugüne kadar olan birleşik haziran hareketi forumlarına, ilçemde yapıldığından haberim olmadığı için katılamadım. Nedir bu Birleşik Haziran Hareketi? Araştırmalar yaptım, politik programları izledim, web sitesinden, you tube'da yayınlanan videoları izledim, Bana güven veren bir oluşum.


Peki Birleşik Haziran Hareketi nedir?
Bu tamamen internet sitesinden aldığım bilgidir.

"Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, kamucu, dayanışmacı, laik, bağımsız, toplumcu bir cumhuriyet ve ülke için; gericiliğe, faşizme, emperyalizme, piyasacı yağma düzenine ve bunları temsil eden AKP rejimine karşı birlikte yola çıkıyoruz.

Ülkemiz emperyalizmin bölge politikalarıyla uyum içinde, mehzepçi faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor. AKP iktidarı baskı ve hileyle, sokak çeteleri kurup, devlet şiddetini sonuna kadar kullanarak bu yolda ilerliyor.

Bu gidişata dur demek, yarınımızı AKP'nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.

Ülkemizin bugününe ve geleceğine sahip çıkmanın direnmekten ve halkın birleşik örgütlü mücadelesinden geçtiini biliyoruz. 2013 Haziran'ındaki büyük direnişin izinde şimdi de birleşik bir mücadeleyi birlikte yaratıp, Haziran barikatlarını ileriye taşıyacağız.


Bu toprakların ortaya çıkarttığı ilerici ve devrimci birikimi sahipleniyoruz. Özgür bir geleceği bu birikimle Gezi-Haziran direnişini buluşturarak kurabileceğimize inanıyoruz. Birleşik Haziran Hareketi, anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faşist, ve gericiliğe karşı aşağıdaki ilke ve amaçlar doğrultusunda harekete geçecek bir halk örgütlenmesinin çağrıcısıdır.

Evimizi, ocağımızı, ekmeğimizi, doğamızı, aşımızı birlikte savunalım. Sokaklarımızı, okullarımızı, derelerimizi, özgürlüğümüzü geri alalım. Bu köhneleşmiş düzeni zalimlerin başına yıkalım. Eşitlikçi, özgürlükçü, bağımsızlıkçı, laik, kamucu, dayanışmacı yeni bir toplumsal düzenin kurucu iradesini birleşik direnişimizle inşa edelim.

Sokaklarda, Meclislerde, Forumlarda buluşalım."

Can Dündar'ın Birleşik Haziran Hareketi ile ilgili yazdığı yazı.

Haziran Bereketi

Erdoğan’ın diline düşmüştü Türkiye solu:
“Onlar geç uyanır. Çünkü gece sabaha kadar içmiştir” eleştirisini hatırlatıp gülmüştü bir konuşmasında…
Cevap Gezi’den gelmişti:
“Alkolü yasakladın, millet ayıldı.”

***

Biraz geç oldu, ama ayıldık gerçekten…
Doğan Tılıç’ın örneğiyle özetleyeyim durumu:
“12 Eylül döneminde Mamak Cezaevi’nde komünler vardı.
Tutsaklar, örgütlerine göre komünlere dağılmıştı. Dayak azken, herkes komününde yaşardı. Dayak arttı mı, bütün komünler bir araya toplaşırdı. Bugün bir aradaysak, biraz da dayak arttığı için… Elbette daha fazlası da var.”

***

Türkiye, “geriye dönüşü günbegün güçleşen”, çok karanlık bir döneme girdi.
“Dinci mezhepçi zorbalık”, “devlet şiddeti”, “piyasacı talan ekonomisi”, “dinin siyasal, toplumsal yaşamı belirlemesi”, içerde ve dışarda savaş tehlikesi”, “doğanın rant uğruna katledilmesi”, “iş felaketleri”, “kadın cinayetleri”…
Bugün dayanışmayı hayati hale getiren dayak çeşitleri…
ODTÜ’nün yamacındaki “Vişnelik”ten, tüm bunlara karşı bir çağrı yükseldi önceki gün:
“Yarınımızı AKP’nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.”

***

Eskiden bu tarz bildirilerin altında örgütlerin isimleri olurdu.
Bu kez, şahıs isimleri var.
“Gezi”nin derslerinden biri bu belki de…
Eskiden ortak bildiriye imza atan örgütler, toplu fotoğrafta öne çıkmak için yanındakine dirsek atardı. Şimdi herkes bir adım geride durma derdinde… Bu da “Gezi”nin öğrettiklerinden biri elbette…
Devamı

Birleşik Haziran Hareketi,  bana göre siyasal umutsuzluğun umudu, yani meclisteki siyasi partilerden umudunu kesmiş, iktidarın seçimle değişmesinin zor olduğunu düşünen, seçim barajını yanlış bulan insanların adresi, Siyasi muhalefet değil, toplumsal muhalefet gerçekleştirecek oluşum, Bireysel muhalefet yaptığımı düşünen biri olarak, toplumsal muhalefetin daha önemli olduğunu bildiğim için 23 Aralık'ta Birleşik Haziran Hareketi Forumunda olacağım.


Yazımı Zülfü Livaneli'nin bestelediği, Ülkü Tamer'in "Gökkuşağı Gönder Bana" şiiri ile sonlandırıyorum.


"Uçakları nedeyim,
Gokkusagi gonder bana
Senin olsun sungulerin
Gul dikeni yeter bana."


Paylaş:

17.12.2014

Bir cumhuriyet varmış

Bir cumhuriyet varmış. Sürekli geçmişe odaklanmış, geleceği düşünmeyen insanlar tarafından yönetiliyormuş. İyi giden bir olay olduğunda iktidarın, kötü şeyler olduğunda geçmişin suçlu oluyormuş. Yani ülkede iyi giden bir şey varsa sebebi iktidar, kötü giden bir şey varsa sebebi olmayan muhalefetmiş.

sözüm bu var olan cumhuriyetin meclisinden içeri;

Bu cumhuriyetin çiftçileri vamış, anasını da almış gitmiş.
Bu cumhuriyetin öğrencileri varmış, parasız eğitim istedikleri için hapse atılmış.
Bu cumhuriyetin gazetecileri varmış, halka yalan söylemedikleri için hapse atılmış.
Bu cumhuriyetin madencileri varmış, eski yöntemlerle madende çalışıyorlarmış.Ölüyorlarmış
Bu cumhuriyetin işçisi varmış, açlık sınırının altında ücretle çalıştırılıyormuş.
Bu cumhuriyetin halkı varmış, yöneticiler tarafından hakaretlere uğruyormuş.
Bu cumhuriyetin devrimci avukatları varmış, gözaltına alınabiliyormuş.
Bu cumhuriyetin milletvekilleri varmış, dokunulmazlıkları varmış.
Bu cumhuriyetin bakanları varmış, bakmakla yetinmemiş birilerinin önüne yatmış.
Bu cumhuriyetin yandaşları varmış, parmağını yalamış.
Bu cumhuriyetin adalet bakanı varmış, adaleti yokmuş.
Bu cumhuriyetin en büyük yardımcıları meclisteki muhalefet partileriymiş.
...
Bu cumhuriyet laik bir devletmiş, din ile yönetilmeye çalışılıyormuş.
Bu cumhuriyetin adı cumhuriyet, yönetimi diktamış,
...
İşte böyle bir cumhuriyet varmış.
Bu yazıda geçen olaylar, kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür.

Paylaş:

Blog Tavsiyesi

Bloglarını zevkle takip ettiğim, her fırsatta herkese önerdiğim iki blog. Ben bisikletle seyahat eden Gürkan Genç ve yürüyerek seyahat eden drummerlizard.com adresinde macerealarını paylaşan, aynı zamanda kampçılık, ekonomik seyahat konusunda bilgiler veren Güneş Akdoğan'ın blogunu zevkle takip ediyorum

Demir Atlı Adam - Gürkan Genç:
Benim ilk takip ettiğim blog, gerçekleştirdiği Türkiye - Japonya bisiklet turu ile Gürkan Genç idi. 9 Eylül 2012'de ise 7 yıl sürecek dünya turuna çıktı. Şuan turu devam ediyor, Bloğunu takip etmek isteyenler içn tek tavsiyem, Türkiye - Japonya turundan başlayarak okumaya devam edin. Çektiği videoları izleyin, fotoğraflara bakın hiçbir şey kaybetmezsiniz. Ayrıca bloğunu sürekli takip edenler bilir arada okuyucularına sorular sorar, doğru cevap veren okuyucular arasında çekiliş yoluyla bisiklet dağıtılır. Son olarak üniversite bisiklet grupları için gezgin bursu veriyor diye biliyorum.

Kendini, "Bisikleti ile uluslararası geziler yapan, maceracı, blog yazarı, amatör fotoğrafçı, konuşmacı girişimci" olarak tanımlıyor. Her türlü hava koşulunda, dünyanın en yüksek araç geçiş noktasınında, en büyük çöllerde pedallıyor.Binlerce kilometre pedal çevirip, tarihi ve doğal güzellikleri fotoğraflıyor.Toplumların yaşamlarını, kültürlerini anlamak için onlarla yaşıyor, edindiği  bilgileri internet sayfasında ve gittiği ülkelerin okullarında öğrencilerle paylaşıyor.
O "keşfedip hayallerini gerçekleştiren, anlatmak için yaşayıp gelecek için pedallayan Demir Atlı Adam"

Adım Adım Seyahat - Güneş Akdoğan:
Belkide mübadelede balkanlardan soğuk hava dalgası gibi geldiğimiz için mi bilmiyorum, ayrı bir severim balkanları. Rodopların eteğinden İzmir'e göç etmiş bir aileye sahip olduğum için merakım daha da fazladır. İmkanlarımı sağladığımda öncelikle Bulgaristan, Yunanistan daha sonra Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk gibi ülkeleri gezmeyi planlıyorum. Benim gibi kararları çok çabuk değişen biri için karar vermek oldukça zor.
İlk olarak Yeniasır'da yayınlanan bir röportajını okuduğum, kendine "21.yüzyıl seyyahı" diyen, İlk başlarda "deli mi neden yürüyerek seyahat ediyor" diye içten içe söylenirken, daha sonra yaptığı şeyin delilik olmadığını yazdıklarını okuyarak anladığım,  drummerlizard.com adresinde maceralarını, önerileri ve seyahat fotoğraf ve videoları ile birlikte ekonomik seyahat hakkında bilgiler veren Güneş Akdoğan'ın daha çok web sitesinin facebook'taki sayfasını takip ediyorum. 
Sırbistan'dan Makedonya'ya kadar Bosna Hersek, Karadağ ve Arnavutluk'u geçerek 5 ayda 1000 km yol yürümüş, Yetmemiş yelkenliye otostop çekmiş..., O da yetmemiş. Otobüsle Venezuela'dan Brezilya'ya 1500 km yol katetmiş.Bunları hiçbir sponsor desteği olmadan kendi kısıtlı imkanları ile yola devam etmiş.Seyahat hikayeleri, pratik çözümler ve harika fotoğraflara sahip sitesini ziyaret etmenizi öneririm.


Paylaş:

14.12.2014

Yaptığı İlüstrasyonlarla Modern Kültürü Eleştiren Sanatçı - Luis Quiles

Gunsmithcat olarak bilinen yaptığı ilüstrasyon çalışmalarıyla, modern kültürü eleştiren Luis Quiles'in yaptığı ilüstrasyonları beğendim ve "bloğumda da paylaşmalıyım.." dedim.

Luis Quiles popüler kültüre ait ilüstrasyonlar yapıyor ve bu işte oldukça başarılı biri. Seks, sansür, sinema, ..., video oyunları, teknoloji temalarında çalışmalar yapan bir sanatçı. Yaptığı çalışmalar instagram ve tumblr'da ilgi görüyor ve çok paylaşılıyor. Yaratıcı, bir o kadar da komik şeyler yapıyor.

İşte o ilüstrasyonlardan bazıları;









Daha fazlası için Gunsmithcat







Paylaş:

9.12.2014

İsteseler de İstemeseler de Osmanlıca

Bana 10 büyük osmanlıyı sayın? diye sorduklarında benim gibi düşünen arkadaşlarım, kronolojik olarak birinci büyük osmanlı "Osman Bey", onuncu büyük osmanlı ise "Mustafa Kemal" cevabı verirler. Aradakiler farklı olabilir. Ama ilk ile son osmanlıya verdikleri cevap aynıdır.

Mustafa Kemal, Bugün düşünmeksizin hakaret edilen, heykelleri yakılan, resimlerinin devlet dairelerinden kaldırılmaya çalışıldığı, hakarete varan eleştiriler yaptığınız insan, Osmanlının bir askeri, generali, "İsteseler de istemeseler de osmanlıca öğrenecekler" diyenlerden çok daha osmanlı.

Çeşm-i ibretle nazar qil dünya bir misafirhanedir.
Bir muqim Adem bulunmaz ne aceb kaşanedir. …
Osmanlıca, Türkçeyi unutturmaktan, dışlamakatan başka bir şey değildi. Bir ingiliz vatandaşı shekspeare'i okur ve anlarken, osmanlı döneminde 17.yüzyılda yaşayan bir osmanlı vatandaşı, aynı dönemde yaşayan Baki ve Nefi'yi anlayamazdı. Fakat 17.yüzyılda yaşayan bir osmanlı vatandaşı yaşadığı tarihten 400 yıl önce yaşamış Yunus Emre'yi çok rahat anlayabilirdi. Çünkü osmanlı döneminde kullanılan dil tamamen Türkçeliğini yitirmişti, ancak yüzyıllar önce Yunus Emre Türkçe kullandığı için ne dediği çok kolay anlaşılmaktaydı. Yani bugün osmanlı dönemindeki edebiyatı anlamıyorsak, bunun nedeni dil devrimi değil. Osmanlı'nın Türkçeyi unutup dışlamasıdır.

Eğitimde osmanlıca bence olmaz.  Bize uygun ve harf devriminden önce çok bilinen bir dil olsaydı, harf devrimine gerek kalmazdı zaten. Kayıtlara göre harf devriminden önce okuma yazma oranı kadınlarda binde 4, erkeklerde yüzde 7'dir. 1928'de harf devriminin yapılmasından sonra yurdun dört bir yanında açılan millet mektepleri ve halk evlerinde yürütülen alfabe seferberliği ile bir mucize gerçekleşmiş, 15 yılda erkek ve kadın okuma yazma oranı toplamda yüzde 20 ye çıkmıştır.

Osmanlı zamanında bile halkın yüzde 90'ı cahildi. Yani bir gecede cahil kaldık olayı olsa olsa bir saray efsanesi olur. Bunun bir kanıtı Osmanlıya 1727 yılında gelen matbaadır. 19 yüzyıla kadar kitap basılmamış, 19. yüzyıldan sonra basılan 30.000 kitabı, Atatütk cumhuriyeti birkaç yılda basmıştır.

Sen isteselerde istemeselerde osmanlıca öğreteceksin eyvallah dil öğrenmek güzel birşey. Bugüne kadar dil devrimini "dedelerimizin mezar taşında ne yazdığını okuyamadık, bir gecede cahil kaldık" diyerek eleştirenlere, twitterda dolaşan İlber Ortaylı'nın adına açılmış sahte bir hesapta yayınlanan bir tweet ile cevap verelim. "Dedesinin mezar taşını okuyamıyormuş. Yahu gerizekalı mezar taşında adı yazar, soyadı yazar. İlla birşey okumak istiyorsan fatiha oku..."

Para aşkı yüzünden, basına da yansıyan, 400 yıllık osmanlı arşivleri binası otel olurken, yeni arşiv binası dere yatağına yapıldı. Geçtiğimiz haziran ve temmuz aylarındaki yağışların ardından dere yatağındaki binayı su bastığı, arşive su sızdığı ve kokular gelmeye başladığı basında yer aldı. Arşivde çalışan araştırmacılar ise, bazı belgelerin nemli olduğunu ileri sürdü. Mimarlar Odası, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünden konuyla ilgili bilgi istedi. Verilen cevapta, “Belge muhafazısı için her türlü modern önlemin alındığını ve sistemde nem alma nem vermenin dünya standartlarında yapıldığı” belirtildi.

Türkçe candır. Dilbilimci Johan Vandewalle Türkçe için "..Anadili Türkçe olan bir kişinin kısa cümlelerle düşündüğü, konuşma anında ise bu kısa cümleleri çeşitli yollarla birbirine bağlayarak karmaşık yapılar kurduğu görüşündeyim. Bu “cümle bağlama eğilimi” bazı konuşurlarda zayıf, bazılarında ise adeta bir hastalık derecesinde güçlü olabilir. Bu son durumda ortaya çıkan dilsel yapılar, insan zihninin üstün olanaklarını en güzel şekilde yansıtıyor. Farklı dil gruplarına ait birçok dili incelediğim halde şimdiye kadar hiçbir dilde beni Türkçe’deki karmaşık cümle yapıları kadar büyüleyen bir yapıya rastlamadığımı söyleyebilirim. Biraz duygusal olmama izin verirseniz, bazen kendime “keşke Chomsky de gençliğinde Türkçe öğrenmiş olsaydı… “, diyorum. Eminim o zaman çağdaş dilbilim İngilizce’ye göre değil, Türkçe’ye göre şekillenmiş olurdu…." diye yamıştı. John Vandewalle 35 dil ve lehçe bilen ve "en çok dil bilen belçikalı" ünvanına sahip tek kişidir. Yazının tam metine google'dan ulaşabilirsiniz.

İçimden Türkçe'yi en iyi kullanan şairlerden Nazım Hikmet'in dizeleriyle yazımı sonlandırmak geldi..

...
En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela,
Amerika'ya ciro ederler onu  seni de hürriyetinle beraber,
hava üssü olmak hüttiyetiyle hürsün!
...
Ne demir, ne tahta, ne de tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok
hürsün.

Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.
Nazım Hikmet


Bir ara ikincisini de okuyacağım, Sinan Meydan'ın Cumhuriyet Tarihi Yalanları kitabı
ve
Sol Gazetesindeki haberden yararlanılmıştır.

Paylaş:

4.12.2014

Yalnızken Düşündüklerim

Yalnızken kendimi çok iyi hissediyorum. Bazıları korkar yalnızlıktan, ben ise seviyorum. Nedenini de bilmiyorum. Bazen bir ağacın altında kitap okumak, kitap okurken doğanın, rüzgarın müziğini dinlemek. Bazen gazete ve haber yorum dergileri okumak ya da bir kaç satır bir şeyler yazmak beni çok rahatlatıyor.

Bazen okumak ya da yazmak yerine düşünüyorum, düşünmeyi seviyorum. Mesela, insanlar neden sürekli çalışıyor? Yoksa, Ben mi çok tembelim? Düşünürken aslında çok basit bir cevaba ulaşıyorum. Kendime ait bir cevaba. Belki de bana ait değildir? Bilmiyorum. Kendimizi çok para kazanma hırsı yüzünden, modern çağın köleleri haline dönüştürdük. Modern çağın köleleri kendilerine, ailelerine zaman ayırmadıkları içinde genelde mutsuz oluyorlar. Boş zamanları yoktur, sürekli çalışırlar. Çok para kazanmak için ya da sistem yüzünden istemedikleri mesleklerde çalışarak daha da mutsuz olurlar. Oysa mesela çok para kazanmak yerine, hayatımızı devam ettirecek kadar para kazansak nasıl olur? On saat sekiz saat yerine beş saat çalışsak, Yani Sekizde iş başı yapıp, öğlen bir de çıksak, ya da bir de girip altıda çıksak, gerçekleşme imkanı olan fakat gerçekleşmesi imkansız bir durum bu. Beş  saat çalışıp, yaşamımıza yetecek kadar para kazansak, geriye kalan zamanda ailemizle, arkadaşlarımızla vakit geçirsek ya da hobilerimizle uğraşsak. Yazarak, resmederek, üreterek zamanımızı geçirsek, Yazan, üreten insan kesinlikle tembel değildir. Belki de daha fazla çalışkanlardır. Çünkü üretmek zannedildiği gibi kolay bir eylem değildir. Tabi bunların yanında devlette insanların sağlık, eğitim, barınma vs. sağlarsa tabi bu da çok imkanız bir hayal, belki gerçekleşmeyecek bir rüya, bir ütopya.

Sağlık sıkanadallarıyla, eğitimdeki başarısız uygulamalarla ülkenin durumu ortada ve değişecek gibi de durmuyor. Bence, sağlık tam anlamıyla insanların sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilmeli. Ya da eğitim, eğitim tamamen bilimsel olmalı, tarihi öğretmeli, tarihten ders çıkarmalı, farklı pencerelerden bakmayı öğretmeli hayata, yani çağdaş dünyaya uygun bir eğitim olmalı. İnsanların inançları, inançsızlıkları yada ırklarının önemi olmalı, cinsiyete ırka inanca göre ayrımcılık yapılmamalı. Seçenekler arttırılabilir. Ama yukarıda da söylediğim gibi bu sadece bir ütopya.

Bugün 4 Aralık 2014 Madenciler günü, maden cinayetleri ve kazalarında kaybettiğimiz maden işçileri ve tüm maden işçileri için.

Paylaş:

3.12.2014

En Büyük Engel

Engellilerin tek engeli, insanlık duygusu gelişmemiş toplumlarda yaşamasıdır. tekerlekli sandalyelerin, kaldırımlardan iniş yerlerin araç park eden bir milletiz ne yazık ki. Trafik ışıklarının olduğu bazı yerlerde tekerlekli sandalyeli vatandaşlarımızın inebileceği rampaların bulunmadığı insanlık duygusu gelişmemiş bir milletiz.

Sözde seçme hakkı olan engellilerin, oy kullanamadığı bir ülkeyiz. On yıldan uzun bir süredir dedemin gözleride görmüyor, diyabetten dolayı göz damarlarında hasar oluşmuş, tedavisi yok. Hemen hemen bütün işlerini tek başına yapabiliyor. Cep telefonu kullanabiliyor. Görme engelliler için satılan konuşan saatler sayesinde zamanı takip edebiliyor. Sorun tamamen düşünelerde yani biz insanların, engellilerin yüzüne engellerini vurmaları. Seçimlerde oy kullanırken sorun oluyor görme engelli olmak, çünkü görevlilere güvenmiyor.  bunun önüne geçilebilir. İlk yıllarda çok zorluk çekmiştik. Çünkü ailemde ehliyeti olan kimse yoktu. Ulaşım en büyük sorunlardan biriydi. Ehliyet almayı, araba kullanmayı hiç istemiyordum. Bir gün dedemi derneğe getiriyordum bulunduğum yerden şehir merkezi yaklaşık 35 dakika sürüyordu. Toplu taşıma kullanarak dedemi derneğe ulaştıracaktım. Lakin otobüs dolu bir de hiç kimse yer vermiyordu. Dedem o yolu görme engelli haliyle otobüsteki demirlere tutunarak gitti. O an anladım ki gerçek engelli dedem değil, empati duygusundan yoksun insanlar.


Engelliler için daha iyi şartların, empati yeteneğine sahip insanlık duygusu gelişmiş bireylerin çoğunluk olduğu bir dünya umuduyla.
En büyük engel sevgisizliktir!
Paylaş:

2.12.2014

Özgürlük İçin Linux!


Özgür dünyada, özgür dünya mı ?Dünya özgür fakat içinde yaşayanlar ne kadar özgür tartışılır. kişisel seçimlerimizle yaşayan bizler, bu da yanlış oldu sanırım. Kendi seçimlerimizle yaşamaya çalışan bizler; kullandığımız, etkileşime girdiğimiz her kavramda seçme insiyatifine sahibiz ya da seçme insiyatifine sahip olduğumuza inandırılmış bireyleriz. Bilgisayarımızda kullandığımız işletim sistemlerini de biz seçeriz, aldığımız bilgisayarcı vs seçebilir, seçenek sunabilir.

İşletim sistemlerinde en çok ne önemlidir, hangisine daha fazla önem verirsiniz?

Güvenlik, Fiyat, Görsellik, Kolay kullanımı, Performans, Pratik kurulum, Kolay güncelleme, Program deposu vs.

Linux için ücret ödemek zorunda değilsiniz. Sahip olmak için mağazaya gidip ücret ödemek zorunda değilsiiz. İnternet bağlantınızın olması yeterlidir. Hatta bir arkadaşınızın sizin için linux kopyalaması özgür yazılım felsefesine göre, GPL lisanslı tüm yazılımlar kopyalanabilir çoğaltılabilir, dağıtılabilir, içeriğinde oynama yapılabilir, ihtiyaçlara göre yeniden düzenenebilir. Diğer işletim sistemleri için harcanan yüzlerce liraya karşılık, linux'a sahip olmanın ne kadar kolay olduğu ortada.

Linux dağıtımları açık kaynak kodlu üretildikleri için sisteminizin nasıl çalıştığını bilirsiniz. Arkaplanda sizden habersiz işlemler yapılamaz.Linux, güvenlik gerektiren kritik görevlerde kullanılabilecek ideal bir sistemdir.Son kullanıcının, bilgisayarlarının içide neler döndüğünü bilme, kullandıkları ürünü kişiseleştirme ve geliştirme hakları vardır.


Linux GPL lisansıyla dağıtılan bir yazılım olduğundan ücretsiz olarak edinilebilir, kullanılabilir. Mesala yenib bir bilgisayar alacaksınız, alacağınız bilgisayar 1000 tl olsun. Satın aldığınız bilgisayarda yüklü olarak windows işletim sistemi varsa yaptığınız “750-800 liralık bir sisteme 1000 tl” ödemek olmuştur yani ödediğiniz paranın %20'si windows üreticisine ödediğiniz tutardır. Bu oran sadece işletim sistemi içindir üzerine işlevsel programlar kurulmadan işletim sistemi bir işe yaramaz. En çok kullanılan programların başında hem kurumsal hem de bireysel olarak kullanılan ofis programları gelir. Özgür yazılım alternatiflerini tercih etmediğimizde minimum 150TL'ye bir ofis setine sahip olabilirsiniz.

Donanımlarda işletim sisteminin sağlıklı çalışması için önemlidir.Sürüm numarası değiştikçe daha büyük kapasiteli bellekler, daha hızlı işlemcilere ihtiyaç duyarken,Linux'un her sürümünde daha verimli çalıştığını görürüz. 512 MB bellekli bir bilgisayarda, ancak 2GB bellekle birşeyler yapabilen Vista'dan çok daha verimlidir. Daha az bellek daha az maliyettir.


Windows için yazılmış onbinlerce virüs, Linux üzerinde
n tamamen hareketsizdir. Hiçbir etkileri yoktur. Elbette Linux için de virüs yazılabilir. İyi tasarlanmış yetki ve kullanım mimarisi sayesinde Linux, virüslerin hareket kabiliyetini kısıtlar. Bilgisayarınızdan çıkış yapmadıkça adeta karantina altında gibi olurlar.

Çekirdek güncellemeleri hariç güncellemelerde yeniden başlatılmaya ihtiyaç duymazlar. Update modülüyle Windows da kolayca güncelleme yapılır. Ama sadece kendisini günceller. Linux dağıtımında ise Paket Yöneticisi yardımıyla hem işletim sistemini hem de üzerinde kurulu olan tüm programları tek bir tıklama ile güncelleyebilirsiniz.

Linux esnek tasarımı, farklı masaüstü yöneticileri, hayal gücünüzle sınırlı kişiselleştirilebilme seçenekleriyle güzel bir işletim sistemidir. Üstelik diğer işletim sistemleri gibi pahalı işlemciler ve gigabyte’lar dolusu belleğe ihtiyaç duymaz.

Bugün yüzlerce değişik Linux dağıtımı vardır. Bu da aynı işi yapmanın yüzlerce değişik yolu olduğu anlamına gelir. Bu dağıtımlarda da farklı masaüstü yöneticileriyle (Cinnamon, Gnome, KDE, Xfce vb.) tarzınıza en uygun çalışma ortamında işlerinizi yürütürsünüz.

Linux, hızlı bir işletim sistemidir. Diğer işletim sistemleri gibi zaman geçtikçe yavaşlamaz. Donanımların yeteneklerini son derece verimli kullanır. Çalışmak için yüksek konfigürasyonlar gerektirmez. 800 Mhz işlemcili ve 512 MB bellekli bir sistemde dahi rahatlıkla çalışır. Sabit diskinize erişim hızınız asla düşmez. Diğer işletim sistemlerindeki gibi ardı ardına kurup sildiğiniz programlar sisteminizin performansını etkilemez çünkü sisteminizin kontrolü sizdedir, sizin kontrolünüz sisteminizin elinde değildir.



Kurulumu çok basittir, kurduktan sonra ekran kartı, ses kartı, ethernet sürücüsü aramazsınız, sürücüler kurulmuştur.

Programlar için ücret ödeyip indirmeniz ya da cd satın almanız, programı kurduktan sonra sistemi yeniden başlatmanız gerekmez. Programı kullandığınız linux dağıtımının program deposundan bulur tek tıklama ile kurabilirsiniz.Test edilmiş ve sürekli kontrol altında tutulan depolardan program kurma ihtiyacınızı giderdiğiniz için güvenli bir yazılım kullandığınızdan emin olursunuz.


Linux, açık kaynak kodlu bir işletim sistemi olduğundan öğrenmeyi ve keşfetme isteğini tetikler.

Özgürlük için Linux!
Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.