31.10.2014

Kazaların Ülkesi Türkiye (Yoksa Yeni Türkiye Mi Demeliyim?)

Her sabah kaza ve ölüm haberleri ile gözümü açmaktan bıktım artık. Ülkemde en ucuz şey insan hayatı olduğunu her gün kafamıza vura vura anlatılıyor. Tamam da güzel kardeşim gerizekalı(biraz gezizekalı olabiliriz) değiliz anladık! Tv'de insan hayatının ucuzluğu ile ilgili haberleri duyunca hep Nazım Hikmet'in 23 centlik asker şiiri geliyor. Hani dönemin abd savunma bakanı John Foster Dolles'ın müttefik güçler en ucuz askeri Türkiyeden temin ediyor, bir askerin maliyeti 23 cent'e geliyor açıklamasının ardından kaleme aldığı şiir;
Mister Dalles.
"Sizden saklamaz olmaz,Kazaların Ülkesi Türkiy
Hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela ikiyüz gram et alabilirsiniz.
Koyun eti,
Ankarada 23 cente." diye başlayıp,

...

"Hani şaşmayın,
Yarın çokDipçe pahalıya mâl olursa size.
Bu 23 centlik asker,
yani benin fakir, cesur, çalışkan milletim.
Her millet gibi büyük Türk milleti. "

diye biten şiir gelir aklıma çok severim. Nazım Hikmet'in şiirlerinde bir dönemi öğreniriz aslında. Tabi bu diğer şair ve yazarlara ön yargılı olduğumuzdan değil, ayırt etmeden her şeyi okumak, ufkunuzu geliştirir, farklı bakış açılarından dünyaya ve olaylara bakarsınız ve daha doğru sonuçlara ulaşabilirsiniz.



Cumhuriyet bayramında, Cumhuriyet'in askeri, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında, sokakta ve sivil iken şehit ediliyorsa, kusura bakmayın ya da bakın cumhuriyetin eksiklikleri, tam çalışmayan fonksiyonları olduğunu düşünüyorum.

Eğer kendi ülkesinde, başbakan cumhurbaşkanı vs. yüzlerce koruma ve zırhlı araçlarla geziyorsa, korkulacak şeyler yaptığını, halkından korktuğunu düşünürüm.Böyle düşünmekte haklı olduğumuda görüyorum.



İş kazalarında Soma'nın son olmasını diledim. Hiç son olur mu? Burada keşkeler devreye giriyor, giden canlar geri gelmiyor. İstanbul da asansör kazası oluyor on kişi hayatını kaybediyor, kırk gün sonra izmir de asansör kazası oluyor, dört işçi ağır şekilde yaralanıyor. Dört gün önce Konya Ermenek'te  madende su baskını meydana geliyor onsekiz işçi yerin üçyüzelli metre altında mahsur kalıyor. Umutlar tükeniyor.


Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın. Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?diyen dedem ve ninem aklımdan çıkmıyor. Şirketin kendini "doğal afet" diyerek sıyırmaya çalışması çok onursuz bir davranış. Bakanlık beş ay önce uyarmış, haziran ayında madende yapılan teftişte 12 tane eksiklik tespit edilmiş. 8690 lira idari para cezası verilmiş, ne hikmetse maden kapatılmamış.

Tüm bu olanlar yetmezmiş gibi bir de ısparta'dan katliam gibi kaza haberi geliyor. Mevsimlik işçileri taşıyan araç, virajlı yolda şarampole yuvarlandı. Onsekiz yirmi kişilik aracın içinde kırkiki kişi vardı. Onbeş işçi öldü. Yirmiyedi işçi yaralandı.

Bu yaşananlar da siyasi, idari bütün sorumluların cezalandırılması dileğiyle.

Dipçe: Toplum olarak şaşırmamaya alıştık. Tepkimizi koymamaya düşünücelerimizi söylememeye. Ben düşünceleri söyleyeceğim odada duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Biraz da olsa düşündüklerimi anlattım,  yazmasaydım delirecektim.


Paylaş:

27.10.2014

Savaşsız, Kavgasız Yaşamak Bir Ütopya Mı?

Yaşamak için illa öldürmek mi gerekir?
Birilerine ya da bir şeylere zarar vermeden yaşayamaz mıyız?
Hani Nazım'ın
"yaşamak,yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak "
şiirindeki gibi yaşayamaz mıyız?
Farklılıklarımıza rağmen aynı gibi.
Basit yaşayamaz mıyız?
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Yaşamayı bu kadar zor hale getirmemizin sebebi ne?
Savaşsız, kavgasız yaşamak çok mu zor?
ya da
Savaşsız, kavgasız yaşamak bir ütopya mı?
Hiç bir zaman gerçekleşmeyecek mi?
Yardıma ihtiyacı olan birine, karşılıksız yardım etmek enayilik mi oluyor?

Aslında bütün bunlar çok da modern olmayan modern dünyanın, serbest piyasa ekonomisinin,toplum üzerindeki etkileri, günümüz insanın hayat mücadelesini zorlaştırıyor. İnsanları sürekli tüketime teşvik ediyor. iyi şeyleri kötü, kötü şeyleri iyi gibi göstermekte üstüne yok.

Nazım Hikmet'in "yaşamaya dair" şiirindeki gibi yaşamak çok mu zor?

Yaşamaya Dair
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                    insanlar için ölebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                        hem de en güzel en gerçek şeyin
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.
                                                       
                         
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
                                                                   

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
                       hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Paylaş:

25.10.2014

500. Haftasında Cumartesi Anneleri

Cumartesi anneleri 27 mayıs 1995'ten bugüne cumartesi günleri Galatasaray meydanında oturma eylemi düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını, faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.




Plaza Del Mayo Meydanında toplanan annelerin eylemidir, Arjantin'de cunta yönetiminin yok ettiği çocuklarını bulmak için eylemler düzenlemişlerdir.Orada perşembe günleri düzenlenen eylemleri ülkemde cumartesi günleri yapıldı ve daha sonra cumartesi anneleri olarak anılmaya başlandı.

Sol gazetesinden alıntıdır.

"'Benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun'
Anne Emine Ocak bulunduğu mahkemelerden birinde "benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun" dediği için mahkeme düzenini bozmaktan hüküm giydi, 30 gün boyunca Ulucanlar Cezaevi’nde kaldı.
170. ile 200. hafta arasında polis eylemlere sürekli ağır müdahalede bulundu. Toplam 1093 kişi gözaltına alındı, anneler saçlarından sürüklendi, eylemlerde ağır biber gazı kullanıldı.
Ardından Cumartesi oturmalarına 13 Mart 1999 tarihinde ara verildi. 10 yıllık aradan sonra eylemler 31 Ocak 2009'da yeniden başladı."

Ülkemde bazı siyasiler için "ne iş yaptıklarını bilmezler parmakları milletvekilidir, kendileri ve düşünceleri değil." diye düşünüyorum. Bu siyasiler Cumartesi Anneleri hakkında  "tam olarak ne iş yaptıklarını bilmiyorum, cumartesi anneleri birileri tarafından kullanılıyor." diyebiliyor.Bende "bazı siyasiler ve siyasi partilerin ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Bazı siyasiler ve siyasi partiler birileri tarafından kullanıldığını" biliyorum.

ve 

Cumartesi anneleri bugün 500. kez oturacaklar Galatasaray meydanında ve Galatasaray meydanında 500. kez haykıracaklar evlatlarının kardeşlerinin adını. 500.kez isyan edecekler düzene,iktidara,dünyaya acıları hafiflemiş midir? Bilmiyorum ama yine de gözlerinde yaş olacak annelerimizin .


Bandista Cumartesi annelerini müziğiyle başarılı bir şekilde anlatmış.




Sözleri şöyle;

benim annem pazarları uyandırmaz yavrusunu
benim annem pazartesi demlikte bir çay tanesi
benim annem salı günü ya hüzün ya düğün tülü
benim annem bir çarşamba görmesen de sen aldanma
benim annem perşembeyi iyi bilir işkenceyi
benim annem cumaları gezer bütün kuytuları
benim annem cumartesi her bir dilde çıkar sesi
benim annem cumartesi elinde solmuş bir resim
benim annem cumartesi hesap soracak öfkesi
benim annem cumartesi benim annem cumartesi
kör kuyularda bul beni
bul beni bir sahilde çıplak
bir işkence gemisinde elektrikle ayık
bir kışlada kayıp
anne, bir sokak başında
isimsiz yüzsüz bir kimsesiz mezarında
kaybedenler kaybetti yazan mezar taşının altında bul beni
anne bul beni arjantinli annelerin arasında
plaza del mayor'da
anne bul beni galatasaray meydanı'nda
bul beni ramallahlı annelerin
gazzeli annelerin
anne bul beni varşova gettosunda
anne bul beni nico'nun bart'ın italyan annelerinin gözlerinde
anne bul beni
bul beni
anne bul beni bir sokakta
akranlarım bağırırken hala
anne bul beni, bul beni bir sabah
bir sabah diyen adamın gözlerinde bul beni
o sabahı kuran kadınların sözlerinde
anne bul beni ahmet kaya'nın gözlerinde
anne bul beni

Paylaş:

24.10.2014

Tek Yol Tımarhane!

Tek yol TımarhaneNe olacak bu siyasilerle sonumuz
uzlaştıkları tek şey cepleri
söz konusu cepleri ise vatan teferruattır anlayışındalar

*********************************

10 işçi öldü kan parası girdi hakimden önce
davaya takipsizlik geldi, adalete inançsızlık oluştu.

katil patronların yargılanması dileğiyle

*********************************

Bizim burada teröriste terörist denir.
Sayın denmez, Ama terörist başı Öcalan'a
sekreterya falan ev hapsine kadar gidecek.

Gerçekten cezalandırılması dileğiyle.

**********************************

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.

Bir 10.köy bulmamız lazım.

***********************************
Türkiye de doğruları söylemek için
deli raporu(Psikolojik Değerlendirme Raporu)
gerekli ki ceza almayalım.

Malum Askeri vesayet yok.
Fakat Polis Vesayeti oluşturuldu.

***********************************

Yani ülkemde
doğruları söylemenin
tek yolu Tımarhane,

Çare Sarıgül, Tek Yol Hepar değil
Çare Deli Gömleği,Tek Yol Tımarhane!

Paylaş:

İzleyiciler

BlogSözlük

blog sözlük

Son Yorumlar

Google+ da takip et!

Rastgele Yazılar

Blog Listem

Follow by Email

Blogger tarafından desteklenmektedir.