20.12.2014

Birleşik Haziran Hareketi

Bugüne kadar olan birleşik haziran hareketi forumlarına, ilçemde yapıldığından haberim olmadığı için katılamadım. Nedir bu Birleşik Haziran Hareketi? Araştırmalar yaptım, politik programları izledim, web sitesinden, you tube'da yayınlanan videoları izledim, Bana güven veren bir oluşum.


Peki Birleşik Haziran Hareketi nedir?
Bu tamamen internet sitesinden aldığım bilgidir.

"Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, kamucu, dayanışmacı, laik, bağımsız, toplumcu bir cumhuriyet ve ülke için; gericiliğe, faşizme, emperyalizme, piyasacı yağma düzenine ve bunları temsil eden AKP rejimine karşı birlikte yola çıkıyoruz.

Ülkemiz emperyalizmin bölge politikalarıyla uyum içinde, mehzepçi faşist bir diktatörlüğe sürükleniyor. AKP iktidarı baskı ve hileyle, sokak çeteleri kurup, devlet şiddetini sonuna kadar kullanarak bu yolda ilerliyor.

Bu gidişata dur demek, yarınımızı AKP'nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.

Ülkemizin bugününe ve geleceğine sahip çıkmanın direnmekten ve halkın birleşik örgütlü mücadelesinden geçtiini biliyoruz. 2013 Haziran'ındaki büyük direnişin izinde şimdi de birleşik bir mücadeleyi birlikte yaratıp, Haziran barikatlarını ileriye taşıyacağız.


Bu toprakların ortaya çıkarttığı ilerici ve devrimci birikimi sahipleniyoruz. Özgür bir geleceği bu birikimle Gezi-Haziran direnişini buluşturarak kurabileceğimize inanıyoruz. Birleşik Haziran Hareketi, anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faşist, ve gericiliğe karşı aşağıdaki ilke ve amaçlar doğrultusunda harekete geçecek bir halk örgütlenmesinin çağrıcısıdır.

Evimizi, ocağımızı, ekmeğimizi, doğamızı, aşımızı birlikte savunalım. Sokaklarımızı, okullarımızı, derelerimizi, özgürlüğümüzü geri alalım. Bu köhneleşmiş düzeni zalimlerin başına yıkalım. Eşitlikçi, özgürlükçü, bağımsızlıkçı, laik, kamucu, dayanışmacı yeni bir toplumsal düzenin kurucu iradesini birleşik direnişimizle inşa edelim.

Sokaklarda, Meclislerde, Forumlarda buluşalım."

Can Dündar'ın Birleşik Haziran Hareketi ile ilgili yazdığı yazı.

Haziran Bereketi

Erdoğan’ın diline düşmüştü Türkiye solu:
“Onlar geç uyanır. Çünkü gece sabaha kadar içmiştir” eleştirisini hatırlatıp gülmüştü bir konuşmasında…
Cevap Gezi’den gelmişti:
“Alkolü yasakladın, millet ayıldı.”

***

Biraz geç oldu, ama ayıldık gerçekten…
Doğan Tılıç’ın örneğiyle özetleyeyim durumu:
“12 Eylül döneminde Mamak Cezaevi’nde komünler vardı.
Tutsaklar, örgütlerine göre komünlere dağılmıştı. Dayak azken, herkes komününde yaşardı. Dayak arttı mı, bütün komünler bir araya toplaşırdı. Bugün bir aradaysak, biraz da dayak arttığı için… Elbette daha fazlası da var.”

***

Türkiye, “geriye dönüşü günbegün güçleşen”, çok karanlık bir döneme girdi.
“Dinci mezhepçi zorbalık”, “devlet şiddeti”, “piyasacı talan ekonomisi”, “dinin siyasal, toplumsal yaşamı belirlemesi”, içerde ve dışarda savaş tehlikesi”, “doğanın rant uğruna katledilmesi”, “iş felaketleri”, “kadın cinayetleri”…
Bugün dayanışmayı hayati hale getiren dayak çeşitleri…
ODTÜ’nün yamacındaki “Vişnelik”ten, tüm bunlara karşı bir çağrı yükseldi önceki gün:
“Yarınımızı AKP’nin pençesinden kurtarmak için bir araya geliyoruz.”

***

Eskiden bu tarz bildirilerin altında örgütlerin isimleri olurdu.
Bu kez, şahıs isimleri var.
“Gezi”nin derslerinden biri bu belki de…
Eskiden ortak bildiriye imza atan örgütler, toplu fotoğrafta öne çıkmak için yanındakine dirsek atardı. Şimdi herkes bir adım geride durma derdinde… Bu da “Gezi”nin öğrettiklerinden biri elbette…
Devamı

Birleşik Haziran Hareketi,  bana göre siyasal umutsuzluğun umudu, yani meclisteki siyasi partilerden umudunu kesmiş, iktidarın seçimle değişmesinin zor olduğunu düşünen, seçim barajını yanlış bulan insanların adresi, Siyasi muhalefet değil, toplumsal muhalefet gerçekleştirecek oluşum, Bireysel muhalefet yaptığımı düşünen biri olarak, toplumsal muhalefetin daha önemli olduğunu bildiğim için 23 Aralık'ta Birleşik Haziran Hareketi Forumunda olacağım.


Yazımı Zülfü Livaneli'nin bestelediği, Ülkü Tamer'in "Gökkuşağı Gönder Bana" şiiri ile sonlandırıyorum.


"Uçakları nedeyim,
Gokkusagi gonder bana
Senin olsun sungulerin
Gul dikeni yeter bana."


Share:

17.12.2014

Bir cumhuriyet varmış

Bir cumhuriyet varmış. Sürekli geçmişe odaklanmış, geleceği düşünmeyen insanlar tarafından yönetiliyormuş. İyi giden bir olay olduğunda iktidarın, kötü şeyler olduğunda geçmişin suçlu oluyormuş. Yani ülkede iyi giden bir şey varsa sebebi iktidar, kötü giden bir şey varsa sebebi olmayan muhalefetmiş.

sözüm bu var olan cumhuriyetin meclisinden içeri;

Bu cumhuriyetin çiftçileri vamış, anasını da almış gitmiş.
Bu cumhuriyetin öğrencileri varmış, parasız eğitim istedikleri için hapse atılmış.
Bu cumhuriyetin gazetecileri varmış, halka yalan söylemedikleri için hapse atılmış.
Bu cumhuriyetin madencileri varmış, eski yöntemlerle madende çalışıyorlarmış.Ölüyorlarmış
Bu cumhuriyetin işçisi varmış, açlık sınırının altında ücretle çalıştırılıyormuş.
Bu cumhuriyetin halkı varmış, yöneticiler tarafından hakaretlere uğruyormuş.
Bu cumhuriyetin devrimci avukatları varmış, gözaltına alınabiliyormuş.
Bu cumhuriyetin milletvekilleri varmış, dokunulmazlıkları varmış.
Bu cumhuriyetin bakanları varmış, bakmakla yetinmemiş birilerinin önüne yatmış.
Bu cumhuriyetin yandaşları varmış, parmağını yalamış.
Bu cumhuriyetin adalet bakanı varmış, adaleti yokmuş.
Bu cumhuriyetin en büyük yardımcıları meclisteki muhalefet partileriymiş.
...
Bu cumhuriyet laik bir devletmiş, din ile yönetilmeye çalışılıyormuş.
Bu cumhuriyetin adı cumhuriyet, yönetimi diktamış,
...
İşte böyle bir cumhuriyet varmış.
Bu yazıda geçen olaylar, kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür.

Share:

Blog Tavsiyesi

Bloglarını zevkle takip ettiğim, her fırsatta herkese önerdiğim iki blog. Ben bisikletle seyahat eden Gürkan Genç ve yürüyerek seyahat eden drummerlizard.com adresinde macerealarını paylaşan, aynı zamanda kampçılık, ekonomik seyahat konusunda bilgiler veren Güneş Akdoğan'ın blogunu zevkle takip ediyorum

Demir Atlı Adam - Gürkan Genç:
Benim ilk takip ettiğim blog, gerçekleştirdiği Türkiye - Japonya bisiklet turu ile Gürkan Genç idi. 9 Eylül 2012'de ise 7 yıl sürecek dünya turuna çıktı. Şuan turu devam ediyor, Bloğunu takip etmek isteyenler içn tek tavsiyem, Türkiye - Japonya turundan başlayarak okumaya devam edin. Çektiği videoları izleyin, fotoğraflara bakın hiçbir şey kaybetmezsiniz. Ayrıca bloğunu sürekli takip edenler bilir arada okuyucularına sorular sorar, doğru cevap veren okuyucular arasında çekiliş yoluyla bisiklet dağıtılır. Son olarak üniversite bisiklet grupları için gezgin bursu veriyor diye biliyorum.

Kendini, "Bisikleti ile uluslararası geziler yapan, maceracı, blog yazarı, amatör fotoğrafçı, konuşmacı girişimci" olarak tanımlıyor. Her türlü hava koşulunda, dünyanın en yüksek araç geçiş noktasınında, en büyük çöllerde pedallıyor.Binlerce kilometre pedal çevirip, tarihi ve doğal güzellikleri fotoğraflıyor.Toplumların yaşamlarını, kültürlerini anlamak için onlarla yaşıyor, edindiği  bilgileri internet sayfasında ve gittiği ülkelerin okullarında öğrencilerle paylaşıyor.
O "keşfedip hayallerini gerçekleştiren, anlatmak için yaşayıp gelecek için pedallayan Demir Atlı Adam"

Adım Adım Seyahat - Güneş Akdoğan:
Belkide mübadelede balkanlardan soğuk hava dalgası gibi geldiğimiz için mi bilmiyorum, ayrı bir severim balkanları. Rodopların eteğinden İzmir'e göç etmiş bir aileye sahip olduğum için merakım daha da fazladır. İmkanlarımı sağladığımda öncelikle Bulgaristan, Yunanistan daha sonra Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk gibi ülkeleri gezmeyi planlıyorum. Benim gibi kararları çok çabuk değişen biri için karar vermek oldukça zor.
İlk olarak Yeniasır'da yayınlanan bir röportajını okuduğum, kendine "21.yüzyıl seyyahı" diyen, İlk başlarda "deli mi neden yürüyerek seyahat ediyor" diye içten içe söylenirken, daha sonra yaptığı şeyin delilik olmadığını yazdıklarını okuyarak anladığım,  drummerlizard.com adresinde maceralarını, önerileri ve seyahat fotoğraf ve videoları ile birlikte ekonomik seyahat hakkında bilgiler veren Güneş Akdoğan'ın daha çok web sitesinin facebook'taki sayfasını takip ediyorum. 
Sırbistan'dan Makedonya'ya kadar Bosna Hersek, Karadağ ve Arnavutluk'u geçerek 5 ayda 1000 km yol yürümüş, Yetmemiş yelkenliye otostop çekmiş..., O da yetmemiş. Otobüsle Venezuela'dan Brezilya'ya 1500 km yol katetmiş.Bunları hiçbir sponsor desteği olmadan kendi kısıtlı imkanları ile yola devam etmiş.Seyahat hikayeleri, pratik çözümler ve harika fotoğraflara sahip sitesini ziyaret etmenizi öneririm.


Share:

14.12.2014

Yaptığı İlüstrasyonlarla Modern Kültürü Eleştiren Sanatçı - Luis Quiles

Gunsmithcat olarak bilinen yaptığı ilüstrasyon çalışmalarıyla, modern kültürü eleştiren Luis Quiles'in yaptığı ilüstrasyonları beğendim ve "bloğumda da paylaşmalıyım.." dedim.

Luis Quiles popüler kültüre ait ilüstrasyonlar yapıyor ve bu işte oldukça başarılı biri. Seks, sansür, sinema, ..., video oyunları, teknoloji temalarında çalışmalar yapan bir sanatçı. Yaptığı çalışmalar instagram ve tumblr'da ilgi görüyor ve çok paylaşılıyor. Yaratıcı, bir o kadar da komik şeyler yapıyor.

İşte o ilüstrasyonlardan bazıları;









Daha fazlası için Gunsmithcat







Share:

9.12.2014

İsteseler de İstemeseler de Osmanlıca

Bana 10 büyük osmanlıyı sayın? diye sorduklarında benim gibi düşünen arkadaşlarım, kronolojik olarak birinci büyük osmanlı "Osman Bey", onuncu büyük osmanlı ise "Mustafa Kemal" cevabı verirler. Aradakiler farklı olabilir. Ama ilk ile son osmanlıya verdikleri cevap aynıdır.

Mustafa Kemal, Bugün düşünmeksizin hakaret edilen, heykelleri yakılan, resimlerinin devlet dairelerinden kaldırılmaya çalışıldığı, hakarete varan eleştiriler yaptığınız insan, Osmanlının bir askeri, generali, "İsteseler de istemeseler de osmanlıca öğrenecekler" diyenlerden çok daha osmanlı.

Çeşm-i ibretle nazar qil dünya bir misafirhanedir.
Bir muqim Adem bulunmaz ne aceb kaşanedir. …
Osmanlıca, Türkçeyi unutturmaktan, dışlamakatan başka bir şey değildi. Bir ingiliz vatandaşı shekspeare'i okur ve anlarken, osmanlı döneminde 17.yüzyılda yaşayan bir osmanlı vatandaşı, aynı dönemde yaşayan Baki ve Nefi'yi anlayamazdı. Fakat 17.yüzyılda yaşayan bir osmanlı vatandaşı yaşadığı tarihten 400 yıl önce yaşamış Yunus Emre'yi çok rahat anlayabilirdi. Çünkü osmanlı döneminde kullanılan dil tamamen Türkçeliğini yitirmişti, ancak yüzyıllar önce Yunus Emre Türkçe kullandığı için ne dediği çok kolay anlaşılmaktaydı. Yani bugün osmanlı dönemindeki edebiyatı anlamıyorsak, bunun nedeni dil devrimi değil. Osmanlı'nın Türkçeyi unutup dışlamasıdır.

Eğitimde osmanlıca bence olmaz.  Bize uygun ve harf devriminden önce çok bilinen bir dil olsaydı, harf devrimine gerek kalmazdı zaten. Kayıtlara göre harf devriminden önce okuma yazma oranı kadınlarda binde 4, erkeklerde yüzde 7'dir. 1928'de harf devriminin yapılmasından sonra yurdun dört bir yanında açılan millet mektepleri ve halk evlerinde yürütülen alfabe seferberliği ile bir mucize gerçekleşmiş, 15 yılda erkek ve kadın okuma yazma oranı toplamda yüzde 20 ye çıkmıştır.

Osmanlı zamanında bile halkın yüzde 90'ı cahildi. Yani bir gecede cahil kaldık olayı olsa olsa bir saray efsanesi olur. Bunun bir kanıtı Osmanlıya 1727 yılında gelen matbaadır. 19 yüzyıla kadar kitap basılmamış, 19. yüzyıldan sonra basılan 30.000 kitabı, Atatütk cumhuriyeti birkaç yılda basmıştır.

Sen isteselerde istemeselerde osmanlıca öğreteceksin eyvallah dil öğrenmek güzel birşey. Bugüne kadar dil devrimini "dedelerimizin mezar taşında ne yazdığını okuyamadık, bir gecede cahil kaldık" diyerek eleştirenlere, twitterda dolaşan İlber Ortaylı'nın adına açılmış sahte bir hesapta yayınlanan bir tweet ile cevap verelim. "Dedesinin mezar taşını okuyamıyormuş. Yahu gerizekalı mezar taşında adı yazar, soyadı yazar. İlla birşey okumak istiyorsan fatiha oku..."

Para aşkı yüzünden, basına da yansıyan, 400 yıllık osmanlı arşivleri binası otel olurken, yeni arşiv binası dere yatağına yapıldı. Geçtiğimiz haziran ve temmuz aylarındaki yağışların ardından dere yatağındaki binayı su bastığı, arşive su sızdığı ve kokular gelmeye başladığı basında yer aldı. Arşivde çalışan araştırmacılar ise, bazı belgelerin nemli olduğunu ileri sürdü. Mimarlar Odası, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünden konuyla ilgili bilgi istedi. Verilen cevapta, “Belge muhafazısı için her türlü modern önlemin alındığını ve sistemde nem alma nem vermenin dünya standartlarında yapıldığı” belirtildi.

Türkçe candır. Dilbilimci Johan Vandewalle Türkçe için "..Anadili Türkçe olan bir kişinin kısa cümlelerle düşündüğü, konuşma anında ise bu kısa cümleleri çeşitli yollarla birbirine bağlayarak karmaşık yapılar kurduğu görüşündeyim. Bu “cümle bağlama eğilimi” bazı konuşurlarda zayıf, bazılarında ise adeta bir hastalık derecesinde güçlü olabilir. Bu son durumda ortaya çıkan dilsel yapılar, insan zihninin üstün olanaklarını en güzel şekilde yansıtıyor. Farklı dil gruplarına ait birçok dili incelediğim halde şimdiye kadar hiçbir dilde beni Türkçe’deki karmaşık cümle yapıları kadar büyüleyen bir yapıya rastlamadığımı söyleyebilirim. Biraz duygusal olmama izin verirseniz, bazen kendime “keşke Chomsky de gençliğinde Türkçe öğrenmiş olsaydı… “, diyorum. Eminim o zaman çağdaş dilbilim İngilizce’ye göre değil, Türkçe’ye göre şekillenmiş olurdu…." diye yamıştı. John Vandewalle 35 dil ve lehçe bilen ve "en çok dil bilen belçikalı" ünvanına sahip tek kişidir. Yazının tam metine google'dan ulaşabilirsiniz.

İçimden Türkçe'yi en iyi kullanan şairlerden Nazım Hikmet'in dizeleriyle yazımı sonlandırmak geldi..

...
En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela,
Amerika'ya ciro ederler onu  seni de hürriyetinle beraber,
hava üssü olmak hüttiyetiyle hürsün!
...
Ne demir, ne tahta, ne de tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok
hürsün.

Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.
Nazım Hikmet


Bir ara ikincisini de okuyacağım, Sinan Meydan'ın Cumhuriyet Tarihi Yalanları kitabı
ve
Sol Gazetesindeki haberden yararlanılmıştır.

Share:

4.12.2014

Yalnızken Düşündüklerim

Yalnızken kendimi çok iyi hissediyorum. Bazıları korkar yalnızlıktan, ben ise seviyorum. Nedenini de bilmiyorum. Bazen bir ağacın altında kitap okumak, kitap okurken doğanın, rüzgarın müziğini dinlemek. Bazen gazete ve haber yorum dergileri okumak ya da bir kaç satır bir şeyler yazmak beni çok rahatlatıyor.

Bazen okumak ya da yazmak yerine düşünüyorum, düşünmeyi seviyorum. Mesela, insanlar neden sürekli çalışıyor? Yoksa, Ben mi çok tembelim? Düşünürken aslında çok basit bir cevaba ulaşıyorum. Kendime ait bir cevaba. Belki de bana ait değildir? Bilmiyorum. Kendimizi çok para kazanma hırsı yüzünden, modern çağın köleleri haline dönüştürdük. Modern çağın köleleri kendilerine, ailelerine zaman ayırmadıkları içinde genelde mutsuz oluyorlar. Boş zamanları yoktur, sürekli çalışırlar. Çok para kazanmak için ya da sistem yüzünden istemedikleri mesleklerde çalışarak daha da mutsuz olurlar. Oysa mesela çok para kazanmak yerine, hayatımızı devam ettirecek kadar para kazansak nasıl olur? On saat sekiz saat yerine beş saat çalışsak, Yani Sekizde iş başı yapıp, öğlen bir de çıksak, ya da bir de girip altıda çıksak, gerçekleşme imkanı olan fakat gerçekleşmesi imkansız bir durum bu. Beş  saat çalışıp, yaşamımıza yetecek kadar para kazansak, geriye kalan zamanda ailemizle, arkadaşlarımızla vakit geçirsek ya da hobilerimizle uğraşsak. Yazarak, resmederek, üreterek zamanımızı geçirsek, Yazan, üreten insan kesinlikle tembel değildir. Belki de daha fazla çalışkanlardır. Çünkü üretmek zannedildiği gibi kolay bir eylem değildir. Tabi bunların yanında devlette insanların sağlık, eğitim, barınma vs. sağlarsa tabi bu da çok imkanız bir hayal, belki gerçekleşmeyecek bir rüya, bir ütopya.

Sağlık sıkanadallarıyla, eğitimdeki başarısız uygulamalarla ülkenin durumu ortada ve değişecek gibi de durmuyor. Bence, sağlık tam anlamıyla insanların sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilmeli. Ya da eğitim, eğitim tamamen bilimsel olmalı, tarihi öğretmeli, tarihten ders çıkarmalı, farklı pencerelerden bakmayı öğretmeli hayata, yani çağdaş dünyaya uygun bir eğitim olmalı. İnsanların inançları, inançsızlıkları yada ırklarının önemi olmalı, cinsiyete ırka inanca göre ayrımcılık yapılmamalı. Seçenekler arttırılabilir. Ama yukarıda da söylediğim gibi bu sadece bir ütopya.

Bugün 4 Aralık 2014 Madenciler günü, maden cinayetleri ve kazalarında kaybettiğimiz maden işçileri ve tüm maden işçileri için.

Share:

3.12.2014

En Büyük Engel

Engellilerin tek engeli, insanlık duygusu gelişmemiş toplumlarda yaşamasıdır. tekerlekli sandalyelerin, kaldırımlardan iniş yerlerin araç park eden bir milletiz ne yazık ki. Trafik ışıklarının olduğu bazı yerlerde tekerlekli sandalyeli vatandaşlarımızın inebileceği rampaların bulunmadığı insanlık duygusu gelişmemiş bir milletiz.

Sözde seçme hakkı olan engellilerin, oy kullanamadığı bir ülkeyiz. On yıldan uzun bir süredir dedemin gözleride görmüyor, diyabetten dolayı göz damarlarında hasar oluşmuş, tedavisi yok. Hemen hemen bütün işlerini tek başına yapabiliyor. Cep telefonu kullanabiliyor. Görme engelliler için satılan konuşan saatler sayesinde zamanı takip edebiliyor. Sorun tamamen düşünelerde yani biz insanların, engellilerin yüzüne engellerini vurmaları. Seçimlerde oy kullanırken sorun oluyor görme engelli olmak, çünkü görevlilere güvenmiyor.  bunun önüne geçilebilir. İlk yıllarda çok zorluk çekmiştik. Çünkü ailemde ehliyeti olan kimse yoktu. Ulaşım en büyük sorunlardan biriydi. Ehliyet almayı, araba kullanmayı hiç istemiyordum. Bir gün dedemi derneğe getiriyordum bulunduğum yerden şehir merkezi yaklaşık 35 dakika sürüyordu. Toplu taşıma kullanarak dedemi derneğe ulaştıracaktım. Lakin otobüs dolu bir de hiç kimse yer vermiyordu. Dedem o yolu görme engelli haliyle otobüsteki demirlere tutunarak gitti. O an anladım ki gerçek engelli dedem değil, empati duygusundan yoksun insanlar.


Engelliler için daha iyi şartların, empati yeteneğine sahip insanlık duygusu gelişmiş bireylerin çoğunluk olduğu bir dünya umuduyla.
En büyük engel sevgisizliktir!
Share:

2.12.2014

Özgürlük İçin Linux!


Özgür dünyada, özgür dünya mı ?Dünya özgür fakat içinde yaşayanlar ne kadar özgür tartışılır. kişisel seçimlerimizle yaşayan bizler, bu da yanlış oldu sanırım. Kendi seçimlerimizle yaşamaya çalışan bizler; kullandığımız, etkileşime girdiğimiz her kavramda seçme insiyatifine sahibiz ya da seçme insiyatifine sahip olduğumuza inandırılmış bireyleriz. Bilgisayarımızda kullandığımız işletim sistemlerini de biz seçeriz, aldığımız bilgisayarcı vs seçebilir, seçenek sunabilir.

İşletim sistemlerinde en çok ne önemlidir, hangisine daha fazla önem verirsiniz?

Güvenlik, Fiyat, Görsellik, Kolay kullanımı, Performans, Pratik kurulum, Kolay güncelleme, Program deposu vs.

Linux için ücret ödemek zorunda değilsiniz. Sahip olmak için mağazaya gidip ücret ödemek zorunda değilsiiz. İnternet bağlantınızın olması yeterlidir. Hatta bir arkadaşınızın sizin için linux kopyalaması özgür yazılım felsefesine göre, GPL lisanslı tüm yazılımlar kopyalanabilir çoğaltılabilir, dağıtılabilir, içeriğinde oynama yapılabilir, ihtiyaçlara göre yeniden düzenenebilir. Diğer işletim sistemleri için harcanan yüzlerce liraya karşılık, linux'a sahip olmanın ne kadar kolay olduğu ortada.

Linux dağıtımları açık kaynak kodlu üretildikleri için sisteminizin nasıl çalıştığını bilirsiniz. Arkaplanda sizden habersiz işlemler yapılamaz.Linux, güvenlik gerektiren kritik görevlerde kullanılabilecek ideal bir sistemdir.Son kullanıcının, bilgisayarlarının içide neler döndüğünü bilme, kullandıkları ürünü kişiseleştirme ve geliştirme hakları vardır.


Linux GPL lisansıyla dağıtılan bir yazılım olduğundan ücretsiz olarak edinilebilir, kullanılabilir. Mesala yenib bir bilgisayar alacaksınız, alacağınız bilgisayar 1000 tl olsun. Satın aldığınız bilgisayarda yüklü olarak windows işletim sistemi varsa yaptığınız “750-800 liralık bir sisteme 1000 tl” ödemek olmuştur yani ödediğiniz paranın %20'si windows üreticisine ödediğiniz tutardır. Bu oran sadece işletim sistemi içindir üzerine işlevsel programlar kurulmadan işletim sistemi bir işe yaramaz. En çok kullanılan programların başında hem kurumsal hem de bireysel olarak kullanılan ofis programları gelir. Özgür yazılım alternatiflerini tercih etmediğimizde minimum 150TL'ye bir ofis setine sahip olabilirsiniz.

Donanımlarda işletim sisteminin sağlıklı çalışması için önemlidir.Sürüm numarası değiştikçe daha büyük kapasiteli bellekler, daha hızlı işlemcilere ihtiyaç duyarken,Linux'un her sürümünde daha verimli çalıştığını görürüz. 512 MB bellekli bir bilgisayarda, ancak 2GB bellekle birşeyler yapabilen Vista'dan çok daha verimlidir. Daha az bellek daha az maliyettir.


Windows için yazılmış onbinlerce virüs, Linux üzerinde
n tamamen hareketsizdir. Hiçbir etkileri yoktur. Elbette Linux için de virüs yazılabilir. İyi tasarlanmış yetki ve kullanım mimarisi sayesinde Linux, virüslerin hareket kabiliyetini kısıtlar. Bilgisayarınızdan çıkış yapmadıkça adeta karantina altında gibi olurlar.

Çekirdek güncellemeleri hariç güncellemelerde yeniden başlatılmaya ihtiyaç duymazlar. Update modülüyle Windows da kolayca güncelleme yapılır. Ama sadece kendisini günceller. Linux dağıtımında ise Paket Yöneticisi yardımıyla hem işletim sistemini hem de üzerinde kurulu olan tüm programları tek bir tıklama ile güncelleyebilirsiniz.

Linux esnek tasarımı, farklı masaüstü yöneticileri, hayal gücünüzle sınırlı kişiselleştirilebilme seçenekleriyle güzel bir işletim sistemidir. Üstelik diğer işletim sistemleri gibi pahalı işlemciler ve gigabyte’lar dolusu belleğe ihtiyaç duymaz.

Bugün yüzlerce değişik Linux dağıtımı vardır. Bu da aynı işi yapmanın yüzlerce değişik yolu olduğu anlamına gelir. Bu dağıtımlarda da farklı masaüstü yöneticileriyle (Cinnamon, Gnome, KDE, Xfce vb.) tarzınıza en uygun çalışma ortamında işlerinizi yürütürsünüz.

Linux, hızlı bir işletim sistemidir. Diğer işletim sistemleri gibi zaman geçtikçe yavaşlamaz. Donanımların yeteneklerini son derece verimli kullanır. Çalışmak için yüksek konfigürasyonlar gerektirmez. 800 Mhz işlemcili ve 512 MB bellekli bir sistemde dahi rahatlıkla çalışır. Sabit diskinize erişim hızınız asla düşmez. Diğer işletim sistemlerindeki gibi ardı ardına kurup sildiğiniz programlar sisteminizin performansını etkilemez çünkü sisteminizin kontrolü sizdedir, sizin kontrolünüz sisteminizin elinde değildir.



Kurulumu çok basittir, kurduktan sonra ekran kartı, ses kartı, ethernet sürücüsü aramazsınız, sürücüler kurulmuştur.

Programlar için ücret ödeyip indirmeniz ya da cd satın almanız, programı kurduktan sonra sistemi yeniden başlatmanız gerekmez. Programı kullandığınız linux dağıtımının program deposundan bulur tek tıklama ile kurabilirsiniz.Test edilmiş ve sürekli kontrol altında tutulan depolardan program kurma ihtiyacınızı giderdiğiniz için güvenli bir yazılım kullandığınızdan emin olursunuz.


Linux, açık kaynak kodlu bir işletim sistemi olduğundan öğrenmeyi ve keşfetme isteğini tetikler.

Özgürlük için Linux!
Share:

27.11.2014

Biraz Müzik - bANDİSTA

"bANDiSTA 2006 yılında İstanbul'da bir araya gelmiş bir müzik kolektifidir. Bandista müziğinin kökleri Anadolu'nun kültürel çeşitliliğine de dayanmakla birlikte, grubun çıkarttığı sesler Django'dan Reggae'ye, Bratsch'tan Ska, Dub ve Afro-Beat'e uzunan bir enternasyonal yaklaşımı açıklıkla ortaya koyar. Bandista sınırlardan ve sömürüden kurtarılmış özgür bir dünyaya ulaşmak adına ses, metin ya da görsel olarak mümkün tüm medyaları söküp yeniden takmaya dayanan bir müzikal eylemi benimser. Her Bandista performansı öfke ve coşkuyla harmanlanmış durumcu bir deneydir. Bandista bugüne dek çok çeşitli festival, gösteri yahut kulüpte sahne almıştır."
 tayfabandista.org'tan  Alıntıdır



En çok sevdiğim gruplardan biridir, bANDİSTA! İki yıl önce Almanya da yaşan kuzenimin tavsiyesi üzerine dinlediğim ve o günden beridir sürekli dinlediğim müzik grubu. "Hiçbir Şeyin Şarkısı","Hiçbir Yerin Şarkısı","Yan Babillon","Beton Millet Sakarya","Benim Annem Cumartesi","Gavur İmam İsyanı" şarkılarını özellikle dinlemenizi tavsiye ederim. İyisi mi siz hepsini dinleyin.. 

İsterseniz buradan dinleyebilir ya da buradan albumlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
 copyleft, bandista, 2009-2012
armağandır. çoğaltınız! dağıtınız!


Share:

15.11.2014

Earthlings - Dünyalılar

Dünyalılar - Aykırıblog
"Earthlings" yani türkçesiyle "Dünyalılar", Shaun Monson'ın yönetmenliğini, Joaquin Phoenix ve Persia White'in anlatıcılığını, Moby'nin müziklerini yaptığı 2005 yapımı belgesel filmdir.

İnsanoğlunun kullandığı hayvan kaynaklı ürünleri elde ederken kullandığı "insanlık dışı" yöntemleri konu alıyor.

Bu belgesel filmde yönetmenin çektiği görüntülerin yanında, gizli kamera çekimleri ve haberlerden görüntülerde yer alıyor.

Gece izlediğim ve uykumu kaçıran bu belgesel filmde; hayvanların maruz kaldığı kötü muameleyi, "evcil hayvanlar", "yemek", "giysi", "eğlence", "bilimsel araştırma olarak beş bölümde inceliyor. Önerim, "kan görmeye dayanamıyorsanız izlemeyin!"..."Çocukları uzak tutunuz!"...

İnsan olduğumdan utandıran belgesel filmlerden biri, Sokak kedi ve köpekleri, sahipleri tarafından terkedilen kedi ve köpeklere yapılan işkenceler, gazodaları, ötenazi görüntüleri ayrıca yemek, giysi, eğlence sektöründe kullanılan hayvanlara yapılan vahşeti gözler önüne seren belgesel film, her insanın mutlaka izlemesi yediği, giydiği ürünlerin nasıl üretildiğini düşünmesi gereken, izlerken insanı en azından beni ağlatan belgesel filmi herkese tavsiye ederim. İnsanı vejetaryen yapabilecek bir belgesel film. Belgesel filmi buradan türkçe altyazılı olarak izleyebilirsiniz.






Share:

13.11.2014

Okuyan Bir Kızla Çık!

Yaşasın okumayı seven insanlar! Küçükçe bir yazı, okumayı seven kadınlara armağan ediyorum.

Dünyayı İstiyorsan... Okuyan Bir Kızla Çık

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.

Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.



Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.

Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.

Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.

Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.

Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.

Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.

Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.

Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.
O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.

Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.
Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.


Rosemarie Urquico
Türkçeleştiren: Onur Çalı

Share:

10.11.2014

6.11.2014

#İsyan Geliyor!

2013 yılına ve Türkiye'nin geleceğine damga vuran haziran direnişi çizgi roman oluyor.

Haksızlık ve zulmün olduğu yerde, isyan etmek meşrudur.

Tommiks Teksas, Conan, Karaoğlan, Kızılmaske çizgi roman okumayı çok severim. Çocukluktan kalan alışkanlık diyebiliriz. Haziran direnişinin çizgi roman olmasıda ayrıca güzel. Merakla bekliyorum. Okumak için sabırsızlamıyorum. İşte #İSYAN;

Kitap, şu sözlerle tanıtılıyor: 

"2013 Haziranı’nda, bir halk, uzun yıllardır ülkeyi yöneten iktidara ve onun diktatör olmaya hevesli liderine karşı isyan etti. Küçük bir parkta, “3-5” ağaç için başlayan eylemler, milyonlarca insanın sokağa çıkmasını sağladı. 2013 yazı boyunca, ülkenin isyan edenleri, eşine benzerine az rastlanır büyük bir dayanışma ve sevgiyle, sadece polisin amansız şiddetine değil, iktidarın yalan ve nefret kampanyasına da direndi, boyun eğmedi. 2013 Haziranı’ını ve ortaya çıkan büyük öyküyü hiç kimse unutmayacak. O büyük öykünün, küçük bir parçası.

#İsyan... Haziran’daki gibi, #İsyan hepimizin katkılarıyla çıktı."

Yazan: Erkan Yıldız
Çizen: Arda Güler

Kitabın tanıtım videosu:


Share:

31.10.2014

Kazaların Ülkesi Türkiye (Yoksa Yeni Türkiye Mi Demeliyim?)

Her sabah kaza ve ölüm haberleri ile gözümü açmaktan bıktım artık. Ülkemde en ucuz şey insan hayatı olduğunu her gün kafamıza vura vura anlatılıyor. Tamam da güzel kardeşim gerizekalı(biraz gezizekalı olabiliriz) değiliz anladık! Tv'de insan hayatının ucuzluğu ile ilgili haberleri duyunca hep Nazım Hikmet'in 23 centlik asker şiiri geliyor. Hani dönemin abd savunma bakanı John Foster Dolles'ın müttefik güçler en ucuz askeri Türkiyeden temin ediyor, bir askerin maliyeti 23 cent'e geliyor açıklamasının ardından kaleme aldığı şiir;
Mister Dalles.
"Sizden saklamaz olmaz,Kazaların Ülkesi Türkiy
Hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela ikiyüz gram et alabilirsiniz.
Koyun eti,
Ankarada 23 cente." diye başlayıp,

...

"Hani şaşmayın,
Yarın çokDipçe pahalıya mâl olursa size.
Bu 23 centlik asker,
yani benin fakir, cesur, çalışkan milletim.
Her millet gibi büyük Türk milleti. "

diye biten şiir gelir aklıma çok severim. Nazım Hikmet'in şiirlerinde bir dönemi öğreniriz aslında. Tabi bu diğer şair ve yazarlara ön yargılı olduğumuzdan değil, ayırt etmeden her şeyi okumak, ufkunuzu geliştirir, farklı bakış açılarından dünyaya ve olaylara bakarsınız ve daha doğru sonuçlara ulaşabilirsiniz.



Cumhuriyet bayramında, Cumhuriyet'in askeri, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında, sokakta ve sivil iken şehit ediliyorsa, kusura bakmayın ya da bakın cumhuriyetin eksiklikleri, tam çalışmayan fonksiyonları olduğunu düşünüyorum.

Eğer kendi ülkesinde, başbakan cumhurbaşkanı vs. yüzlerce koruma ve zırhlı araçlarla geziyorsa, korkulacak şeyler yaptığını, halkından korktuğunu düşünürüm.Böyle düşünmekte haklı olduğumuda görüyorum.



İş kazalarında Soma'nın son olmasını diledim. Hiç son olur mu? Burada keşkeler devreye giriyor, giden canlar geri gelmiyor. İstanbul da asansör kazası oluyor on kişi hayatını kaybediyor, kırk gün sonra izmir de asansör kazası oluyor, dört işçi ağır şekilde yaralanıyor. Dört gün önce Konya Ermenek'te  madende su baskını meydana geliyor onsekiz işçi yerin üçyüzelli metre altında mahsur kalıyor. Umutlar tükeniyor.


Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın. Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?diyen dedem ve ninem aklımdan çıkmıyor. Şirketin kendini "doğal afet" diyerek sıyırmaya çalışması çok onursuz bir davranış. Bakanlık beş ay önce uyarmış, haziran ayında madende yapılan teftişte 12 tane eksiklik tespit edilmiş. 8690 lira idari para cezası verilmiş, ne hikmetse maden kapatılmamış.

Tüm bu olanlar yetmezmiş gibi bir de ısparta'dan katliam gibi kaza haberi geliyor. Mevsimlik işçileri taşıyan araç, virajlı yolda şarampole yuvarlandı. Onsekiz yirmi kişilik aracın içinde kırkiki kişi vardı. Onbeş işçi öldü. Yirmiyedi işçi yaralandı.

Bu yaşananlar da siyasi, idari bütün sorumluların cezalandırılması dileğiyle.

Dipçe: Toplum olarak şaşırmamaya alıştık. Tepkimizi koymamaya düşünücelerimizi söylememeye. Ben düşünceleri söyleyeceğim odada duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Biraz da olsa düşündüklerimi anlattım,  yazmasaydım delirecektim.


Share:

27.10.2014

Savaşsız, Kavgasız Yaşamak Bir Ütopya Mı?

Yaşamak için illa öldürmek mi gerekir?
Birilerine ya da bir şeylere zarar vermeden yaşayamaz mıyız?
Hani Nazım'ın
"yaşamak,yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak "
şiirindeki gibi yaşayamaz mıyız?
Farklılıklarımıza rağmen aynı gibi.
Basit yaşayamaz mıyız?
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Yaşamayı bu kadar zor hale getirmemizin sebebi ne?
Savaşsız, kavgasız yaşamak çok mu zor?
ya da
Savaşsız, kavgasız yaşamak bir ütopya mı?
Hiç bir zaman gerçekleşmeyecek mi?
Yardıma ihtiyacı olan birine, karşılıksız yardım etmek enayilik mi oluyor?

Aslında bütün bunlar çok da modern olmayan modern dünyanın, serbest piyasa ekonomisinin,toplum üzerindeki etkileri, günümüz insanın hayat mücadelesini zorlaştırıyor. İnsanları sürekli tüketime teşvik ediyor. iyi şeyleri kötü, kötü şeyleri iyi gibi göstermekte üstüne yok.

Nazım Hikmet'in "yaşamaya dair" şiirindeki gibi yaşamak çok mu zor?

Yaşamaya Dair
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                    insanlar için ölebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                        hem de en güzel en gerçek şeyin
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.
                                                       
                         
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
                                en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
                                                                   

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
                       hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Share:

25.10.2014

500. Haftasında Cumartesi Anneleri

Cumartesi anneleri 27 mayıs 1995'ten bugüne cumartesi günleri Galatasaray meydanında oturma eylemi düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını, faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.




Plaza Del Mayo Meydanında toplanan annelerin eylemidir, Arjantin'de cunta yönetiminin yok ettiği çocuklarını bulmak için eylemler düzenlemişlerdir.Orada perşembe günleri düzenlenen eylemleri ülkemde cumartesi günleri yapıldı ve daha sonra cumartesi anneleri olarak anılmaya başlandı.

Sol gazetesinden alıntıdır.

"'Benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun'
Anne Emine Ocak bulunduğu mahkemelerden birinde "benim oğlum öğretmen, bana oğlumu bulun" dediği için mahkeme düzenini bozmaktan hüküm giydi, 30 gün boyunca Ulucanlar Cezaevi’nde kaldı.
170. ile 200. hafta arasında polis eylemlere sürekli ağır müdahalede bulundu. Toplam 1093 kişi gözaltına alındı, anneler saçlarından sürüklendi, eylemlerde ağır biber gazı kullanıldı.
Ardından Cumartesi oturmalarına 13 Mart 1999 tarihinde ara verildi. 10 yıllık aradan sonra eylemler 31 Ocak 2009'da yeniden başladı."

Ülkemde bazı siyasiler için "ne iş yaptıklarını bilmezler parmakları milletvekilidir, kendileri ve düşünceleri değil." diye düşünüyorum. Bu siyasiler Cumartesi Anneleri hakkında  "tam olarak ne iş yaptıklarını bilmiyorum, cumartesi anneleri birileri tarafından kullanılıyor." diyebiliyor.Bende "bazı siyasiler ve siyasi partilerin ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Bazı siyasiler ve siyasi partiler birileri tarafından kullanıldığını" biliyorum.

ve 

Cumartesi anneleri bugün 500. kez oturacaklar Galatasaray meydanında ve Galatasaray meydanında 500. kez haykıracaklar evlatlarının kardeşlerinin adını. 500.kez isyan edecekler düzene,iktidara,dünyaya acıları hafiflemiş midir? Bilmiyorum ama yine de gözlerinde yaş olacak annelerimizin .


Bandista Cumartesi annelerini müziğiyle başarılı bir şekilde anlatmış.




Sözleri şöyle;

benim annem pazarları uyandırmaz yavrusunu
benim annem pazartesi demlikte bir çay tanesi
benim annem salı günü ya hüzün ya düğün tülü
benim annem bir çarşamba görmesen de sen aldanma
benim annem perşembeyi iyi bilir işkenceyi
benim annem cumaları gezer bütün kuytuları
benim annem cumartesi her bir dilde çıkar sesi
benim annem cumartesi elinde solmuş bir resim
benim annem cumartesi hesap soracak öfkesi
benim annem cumartesi benim annem cumartesi
kör kuyularda bul beni
bul beni bir sahilde çıplak
bir işkence gemisinde elektrikle ayık
bir kışlada kayıp
anne, bir sokak başında
isimsiz yüzsüz bir kimsesiz mezarında
kaybedenler kaybetti yazan mezar taşının altında bul beni
anne bul beni arjantinli annelerin arasında
plaza del mayor'da
anne bul beni galatasaray meydanı'nda
bul beni ramallahlı annelerin
gazzeli annelerin
anne bul beni varşova gettosunda
anne bul beni nico'nun bart'ın italyan annelerinin gözlerinde
anne bul beni
bul beni
anne bul beni bir sokakta
akranlarım bağırırken hala
anne bul beni, bul beni bir sabah
bir sabah diyen adamın gözlerinde bul beni
o sabahı kuran kadınların sözlerinde
anne bul beni ahmet kaya'nın gözlerinde
anne bul beni

Share:

24.10.2014

Tek Yol Tımarhane!

Tek yol TımarhaneNe olacak bu siyasilerle sonumuz
uzlaştıkları tek şey cepleri
söz konusu cepleri ise vatan teferruattır anlayışındalar

*********************************

10 işçi öldü kan parası girdi hakimden önce
davaya takipsizlik geldi, adalete inançsızlık oluştu.

katil patronların yargılanması dileğiyle

*********************************

Bizim burada teröriste terörist denir.
Sayın denmez, Ama terörist başı Öcalan'a
sekreterya falan ev hapsine kadar gidecek.

Gerçekten cezalandırılması dileğiyle.

**********************************

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.

Bir 10.köy bulmamız lazım.

***********************************
Türkiye de doğruları söylemek için
deli raporu(Psikolojik Değerlendirme Raporu)
gerekli ki ceza almayalım.

Malum Askeri vesayet yok.
Fakat Polis Vesayeti oluşturuldu.

***********************************

Yani ülkemde
doğruları söylemenin
tek yolu Tımarhane,

Çare Sarıgül, Tek Yol Hepar değil
Çare Deli Gömleği,Tek Yol Tımarhane!

Share:

25.09.2014

Bu Gezegen Sensin!







Biz insanlar, doğada yaşayan ve doğaya en fazla zarar veren canlılarız Hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz,sanki bizden sonra yaşam devam etmeyecekmiş gibi doğaya zarar veriyoruz,hayvanlara zarar veriyoruz,en çok kendimize zarar veriyoruz birbirimizi öldürüyoruz.

Sanki doğaya yok etmek  için gelmişiz, her şeyi yok ediyoruz.
Şu an  yaşayabileceğimiz başka bir gezegen yok.

Peki

Biz neden varız?
Dünyaya geliş amacımız tamamen yok etme, zarar verme üzerine mi kurulu?
Yok etmek, öldürmek için mi yaşıyoruz?

Düşünen canlılarız fakat geleceğimizi kazanacağımız paradan ve mal mülkten ibaret görüyoruz.
Gelecek,bizler doğaya zarar vermezsek gelecek.
Dünya'ya zarar verirken aslında kendimize zarar veriyoruz
Çünkü,bu gezegen biziz!
Bu gezegen sensin!
Share:

19.09.2014

Popüler Kültürün Götürüleri

Popüler kültür tek tip insan yetiştirmeyi hedef alır.

Bireyleri tek tip ve belirli yazarlar okumaya iter.Popüler kültür görüş farklılıklarına karşı çıkar, tek tip görüşe sahiptir.Kendisi gibi olmayan insanları toplumdan dışlar.Popüler kültürün isteği insanları duyarsızlaştırmak, ve bu konuda çok başarılıdır.

İnsanları tüketim canavarı haline getirir, bugün satın alınan iphone 5s, yarın 6s çıktığında, o toplumda 5s'in değeri bir anda yere inecek ve itibar gördüğü kısa süre hatırlanmayacak. Bir dolap giyeceği olan ve giyecek bir şey bulamıyorum diyerek insanların çantalar dolusu giyecek alması tüketim çılgınlığıdır. Tüketim çılgınlığı popüler kültürün getirisidir.

Tüm varlığını dünya üzerine kuran bireyler yetiştirir, onlarca araba satın almak, onlarca hatta yüzlerce eve sahip olma popüler kültürün isteğidir. İnsanların maneviyatlarının olmasını istemez.Popüler kültür maddiyata önem veren insanlar yetiştirir,popüler kültüre göre para her şeyden önemlidir. Herhangi bir dine inanmayan insanların bile maneviyatları vardır, kişiler vicdanlarında hesap yaparak yaşarlar.

Popüler kültür insanların olayları veya kendilerin sorgulamasını istemez. İnsanları sorgulamadan, soru sormadan yaşamaya iter, Popüler kültür insanları bencil, egoları olan kibir insanlara dönüştürür. İnsanların teknoloji bağımlısı olmasını ister ve bu isteğini gerçekleştirme konusunda başarılıdır.Bireyleri fikir üretmek, düşünceleri hayata geçirmek yerine var olanı kullanmaya sevk eder.

Aslında popüler kültür, Teknoloji ile beraber sokaklarda oynanan oyunları, ailemizle, dostlarımızla ettiğimiz sohbetleri bizden götürmeye çalışıyor.Toplumumuzu, insanlığı tamamıyla ele geçirmiş değil.
Tek tip insan olmayın. Pop müzik dinliyorsanız, Bandista da dinleyin, Zülfü Livaneli, Cem Karaca da dinleyin.Aşk romanları okuyorsanız polisiye de okuyun psikolojik romanlarda okuyun.


Çabuk tüketmenin değil, daha uzun süre kullanmanın, 
fikir üretmeyi ve düşünceleri hayata geçirmenin 
yollarını bulmalıyız.

Share:

17.09.2014

Yeni Türkiye'de Torba Yasa Böyle Olur

Yeni Türkiye'de Torba Yasa Böyle Olur!
aykiriblog.blogspot.com
Torba yasadan "bit" çıktı.
Yeni Türkiye'de;
Telekomünikasyon ve İletişim Başkanlığı,
Bit Mahkeme kararı olmaksızın,
İnternet'e erişimi yasaklama yetkisi,
sansür ve fişleme yetkisi tanındı.
BİT'in tedavi edilip, TİB olması lazım

Yeni Türkiye'de;
Çarşıya Müebbet, gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle
"darbeye teşebbüs" suçlamasıyla  hazırlanan iddianame kabul edildi.

Yeni Türkiye'de;
Ankara da musluklardan zehir akıyor, Ankara B. Ş. B. Başkanı Melih Gökçek, başkentin sularına atık su karıştığı gerekçesiyle canlı yayında su içiyor. İçtiği su musluk suyu mudur? bilemem.

Yeni Türkiye'de
Trafik can almaya devam ediyor, trafik kazalarında ciddi artış söz konusu.
Kadına yönelik şiddet olayları her geçen gün artıyor.

Yeni Türkiye'de;
İşkencecilere zaman aşımı, 12 eylül dönemindeki işkenceler nedeniyle iki askere açılan dava zaman aşımına uğradı.

Yeni Türkiye'de;
Çocuk tecavüzlerinin sayısında artışta,
İşçi kazaları tavan yaptı.
Her geçen gün bonzai kullanımı artıyor.

Yeni Türkiye'de
Atanamayan öğretmenlerin sayısı 330.000'e ulaştı.
Ağaç katliamları tüm hızıyla devam ediyor.
Ve
Biz basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 154. sıradayız.

Yeni Türkiye'de; Ethem'i vuran polis suçsuz, Ethem suçlu,
        Tecavüz eden değil, tecavüz edilen suçlu,
        Terörist suçsuz, Genelkurmay Başkanı da dahil asker suçlu,
        Karısına şiddet uygulayan adam suçlu değil, şiddet uygulanan kadın suçlu,
                        Parasız eğitim isteyenler suçlu, paraları sıfırlayanlar suçsuz!
                        Hoş geldin Yeni Türkiye!

İleri demokrasi bitti. Şimdi moda "Yeni Türkiye", Yeni Türkiye'den sonra neler çıkacak zaman gösterecek.

Share:

14.09.2014

Asla İnsanlıktan Umudunu Kesme!

Varolan sistemde
Bizler para kazanırken,
hayat ve ruhun değerini unuttuk.
Çin gibi ülkelerde insanlar birbirleriyle ilgisiz,
sadece kendi çıkarlarının peşindeler.
İnsanlar kalplerini sevgi ile değil kişisel çıkarları ile bağlamaya başladılar.
Bu dünya genelinde de böyle bir hâl almaya başladı.
İnsan yaşamının değeri azda olsa halâ dünyanın her yerinde var, ben bu videoda umut ve iyi şeyler görüyorum.


Paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrendiğimiz gün, dünya cennet olacak.
Yardımlaşmanın ve insanların birbirine saygısının hep var olması dileğiyle...

Share:

11.09.2014

Artık Yeter! - Bir Gezi Parkı Belgeseli

Artık Yeter! - Bir Gezi Parkı Belgeseli
Haziran direnişi Cumhuriyet tarihimizin ilk halk hareketiydi.Gezi parkı ile başlayan sürecin daha sonra hükumetin insanların yaşamlarına karışması, polis şiddeti ve insanların içine attıklarının bir patlaması olarak devam eden ve benim tahmin ettiğim süreden  daha uzun olan, iktidarın gözünde çapulcu, marjinal grup, vandal olabilen yalnız halk olamayan,ilk günlerde gazlı, tazyikli sulu, orantısız şiddetli geçen, canlar yitirdiğimiz, kimi zaman gazdan etkilendiğimiz, yaratıcılığımızın sınırlarını zorladığımız, iktidara orantısız zeka ile karşılık verilen toplumsal hareket.

Gezi parkı protestoları veya haziran direnişi ne dersek diyelim şuan bir takım şeyler değişmemiş olsa bile uzun vadede bir şeyler değişeceğini düşünüyorum.Zaten bazı şeyler değişmeye başladı. Gs Fb taraftarları kol kola hepsi çarşı da, öncelerde canavar olarak gördüğüm "ülkücü"nün, yere kapaklanan arkadaşımı kaldırmama yardım etmesi, o an siyasi görüşlerin fazla önemli olmadığını anladım. Saygı ve insan sevgisini önemli olduğunu bir kez daha öğrendim. Ne yazık ki sadece paraya saygı duyan ve bu ülkenin kurucusu M.Kemal ve Silah arkadaşlarına saygısızlık eden, emperyalizmin çıkarlarına göre değiştirilmiş tarihi benimseyen, Sanat eserlerini ucube olarak görenlerin, bırakın mahalle muhtarı ya da belediye başkanı, bakan, başbakan hatta cumhurbaşkanı oldukları ülkede yaşıyoruz. 
Artık Yeter! gezi parkında yaşananları anlatan, bağımsız sinema merkezi tarafından yayınlanan belgesel filmdir. Belgesel türünde hazırlanan film Gezi parkı nöbeti ile başlayan haziran direnişini konu alıyor. Direnişe katılan gençler, siyasiler, akademisyenler, hukukçu ve sağlıkçıların görüşleriyle zenginleşen belgesel film, direnişin ruhunu her saniyesinde hissettirmeyi hedefliyor
Buradan Filmi İzleyebilirsiniz.
Umarım 2015 genel seçimlerinde, bu halk hareketinin meyvelerini alabiliriz.
Yağmaya,talana,vatan hainliğine ARTIK YETER! demek dileğiyle.
Share:

9.09.2014

İzmir B.Ş.B. ve Ankara Engeli


Belediyeler halka hizmet etmek için vardır. Halk devlete vergi öder,vergilerin karşılığı ise klasik olarak cevap verecek olursak yol,su,elektrik. Bizde o yol kimlerin cebine gider o da belli.
(Yol+Su+Elektrik = Paraları sıfırlayamayanlar,Gemicikler,Dernekler,İşid'e Silah ve THY ile ulaşım)
Büyük şehir belediyemizin kentte hayata geçirmeyi planladığı projelerin büyük çoğunluğu Ankara engeline takılıyor. İzmir B.Ş.B'sine, başkentten ya olumsuz yanıt geliyor ya da hiç yanıt gelmiyor.İzmir'i seçimlerde akp kazansaydı, milyonali belediye başkanı olacaktı. Yanıt gelmeyi bırak her projeleri kendilerininmiş gibi gösterip onaylayacaklardı. akp İzmir'i ele geçiremediği için projelere yanıt bile gelmiyor.Projeler onaylanmasa da hizmetler yavaş yavaş olsa da İzmir'de İzmir'in güzel insanlarıyla yaşamak ayrıcalık.

Bu arada 9 eylül İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 92 yılı kutlu olsun. Umarım Türkiyede başındaki hainlerden kurtulur.



__________________________________________________________________________
**************************************************************************

Yanıt alınamayan ve yılardır beklemede olan başvurular.

gazetedokuzeylul.com 'da Umut KARAKOYUN yazısı ise şöyle;


"BAŞVURUYA YANIT YOK

Büyükşehir Belediyesi, İzmir'i 'deniz kenti' kimliğine kavuşturmak için Mavişehir-İnciraltı arasındaki sahil şeridini kapsayan 40 kilometrelik alanda İzmirdeniz projesi başlattı. 5 ayrı bölgede uygulanacak projeleri hayata geçirmek amacıyla 5393 sayılı belediye yasasının 79. maddesi kapsamında Maliye Bakanlığı'ndan Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuata uygun olarak kullanılmak şartıyla, kıyı kenar çizgisinin deniz yönündeki dolgu alanları için belediye tarafından tahsis talebinde bulunuldu. Yapılan başvuruda; Karşıyaka ve Bostanlı vapur iskeleleri arasındaki bölge için 6 Ağustos 2008, 17 Eylül 2009, 17 Şubat 2012, 3 Eylül 2013 tarihlerinde talepte bulunuldu. Ancak bu taleplere yanıt gelmedi. Yine aynı şekilde Bostanlı vapur iskelesi ile Mavişehir konutları arasındaki bölge, Karşıyaka vapur iskelesi ile Bayraklı ilçe sınırları arasındaki bölge, Konak vapur iskelesi ise Bayraklı ilçe sınıları arasında kalan bölge ve Üçkuyular vapur iskelesi ile Konak Pier arasındaki bölge için farklı tarihlerde tahsis için başvuruda bulunuldu. Yıllardır yapılan başvurulardan hiçbir sonuç çıkmadı.
Hafif raylı sistem projeleri de Ankara'ya takılanlar arasında. Üçyol- Buca Dokuz Eylül Üniversitesi Kampüs arasına 9.5 kilometre uzunluğunda 7 adet istasyonu Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'nın yapması için 6 Aralık 2010, 5 Mart 2012, 12 Nisan 2013, 18 Temmuz 2013 olmak üzere 4 kez başvuru yapıldı. Bakanlık, söz konusu projenin yatırım programına teklif edilmediğini belirterek belediyenin bu hayalini de boşa çıkardı. Raylı sistem projesine ilişkin bir diğer belirsizlik ise Narlıdere-İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) için belirlenen 30 kilometrelik alanda öngörülen 23 istasyon için yaşanıyor. Projenin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından yapılması konusunda 6 Aralık 2010, 5 Mart 2012, 12 Nisan 2013 ve 18 Temmuz 2013 tarihleri arasında başvuruda bulunuldu. Bakanlık, belediyeye 'Fahrettin Altay-Narlıdere hattının yapımından sonra değerlendirilecek' yanıtını verdi.

TRAMVAY DA BEKLEMEDE

Şirinyer Banliyö İstasyonu ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tınaztepe Kampüsü arasında 9 durak, 10 araçlı ve 4.7 kilometre uzunluğundaki Buca tramvayı için 3 Eylül 2010 tarihinde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'na başvuruda bulunularak; proje raporu, teknik çizimler albümü ve fizibilite etüdünün onaylanması talep edildi. Fizibilite onaylanmadığı için ve bakanlığın 'proje kendileri tarafından gerçekleştirilecek' kararı nedeniyle söz konusu hattın uygulama projeleri yapımından vazgeçildi."


Share:

Copyright © Bir İzmirlinin Kaleminden | Powered by Blogger
Design by SimpleWpThemes | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com